Yargıtay Kararı 10. Hukuk Dairesi 2020/760 E. 2020/4956 K. 24.09.2020 T.

YARGITAY KARARI
DAİRE : 10. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2020/760
KARAR NO : 2020/4956
KARAR TARİHİ : 24.09.2020

Mahkemesi :Asliye Hukuk (İş) Mahkemesi

Dava, rücuan alacak istemine ilişkindir.
Mahkemece, bozma ilamına uyularak, hükümde belirtilen gerekçelerle davalılardan … hakkında açılan davanın reddine, diğer davalılar hakkında açılan davanın kabulüne karar verilmiştir.
Hükmün, davacı Kurum ve davalılardan … vekilleri tarafından temyiz edilmesi üzerine, temyiz isteklerinin süresinde olduğu anlaşıldıktan ve Tetkik Hakimi … tarafından düzenlenen raporla dosyadaki kağıtlar okunduktan sonra işin gereği düşünüldü ve aşağıdaki karar tespit edildi.
1-Dosyadaki yazılara, toplanan delillere ve hükmün dayandığı gerektirici sebeplere göre sair temyiz itirazlarının reddi gerekir.
2- Davacı Kurum, 16.06.2012 tarihinde meydana gelen iş kazası sonucunda vefat eden sigortalının hak sahiplerine bağlanan gelir ve tedavi masraflarından oluşan Kurum zararının davalılardan tahsilini talep etmiş olup,mahkemece bozma ilamına uyularak yapılan yargılama sonucunda davalılardan … hakkında açılan davanın reddine, diğer davalılar hakkında açılan davanın kabulüne karar verilmiş ise de bozma ilamının gereklerinin yerine getirilmediği anlaşılmıştır;
Davanın yasal dayanağı olay tarihinde yürürlükte bulunan ve 5510 sayılı Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanunudur. Karara esas bilirkişi raporunda bozma ilamında belirtildiği şekilde gerçek zarar hesabı yapılmış ise de davanın işveren ve üçüncü kişiye karşı açılmış olması karşısında işveren davalının sorumluluğunun tespitinde 5510 sayılı Kanunun 21.maddesi 1. ve 4. fıkralarının birlikte uygulanması gerektiği gözetilmeksizin hüküm tesis edildiği görülmüştür.
08.11.2018 günlü Dairemiz Bozma ilamında da belirtildiği gibi; “İşveren veya üçüncü kişiye karşı açılan davalarda 5510 sayılı Kanunun 21. maddesine göre rücu alacağından sorumluluk belirlenirken kural olarak, işveren yönünden 1. fıkraya göre gelirin başladığı tarihteki ilk peşin sermaye değeri ile yargılamada yöntemince hesaplanacak gerçek (maddi) zarar karşılaştırması yapılıp düşük (az) olan tutar esas alınırken, üçüncü kişi bakımından 4. fıkra gereğince gerçek zarar gözetilmeksizin gelirin ilk peşin sermaye değerinin yarısı benimsenmeli ve bunlara kusur oranları uygulanmalı ise de işveren ve üçüncü kişinin birlikte taraf olarak yer aldığı, başka anlatımla aynı anda 1. ve 4. fıkralara dayalı uyuşmazlıklarda, fıkralarda yer alan hükümlerin nasıl anlaşılması ve giderek ne şekilde uygulama yapılması gerektiği önem arz etmektedir.
Sigortalının iş kazası veya meslek hastalığına uğramasına birden çok kişinin birlikte kusurlarıyla neden olmaları durumunda, Borçlar Kanununun 50. ve 51. maddeleri (6098 sayılı Kanunun 61. ve 62. maddeleri) gereğince teselsül hükümleri kapsamında bu kişilerin birlikte sorumlulukları vardır ve 146. maddeye (6098 sayılı Kanunun 62. maddesine) göre, kendi payından fazlasını ödeyenin diğer müteselsil borçlulara karşı rücu hakkı saklı kalmak kaydıyla, her bir borçlu yönünden kusurlarına karşılık gelen miktar ayrılmaksızın teselsül kurallarına göre sorumluluklarına karar verilmelidir. İş kazası veya meslek hastalığına birlikte sebebiyet veren sorumluların işveren ve üçüncü kişi olması durumunda ise, işverenden istenebilecek gerçek zararı aşmayan gelirin ilk peşin sermaye değerinin işveren kusuru karşılığı ile ilk peşin değerli gelirin yarısının üçüncü kişi kusuru karşılığını oluşturan tutar toplamından işveren, gelirin ilk peşin sermaye değerinin yarısının müteselsil sorumluların toplam kusuruna karşılık gelen tutarından da üçüncü kişi sorumlu tutulmalıdır.
Daha açık anlatımla, işverenin müteselsilen sorumlu olacağı tutar, 1. fıkra gereğince kendi kusur payı gözetilerek sorumlu tutulacağı miktarın (gelirin ilk peşin sermaye değeri x işverenin kusur oranı), üçüncü kişinin 4. fıkraya göre sorumlu olacağı tutar (gelirin ilk peşin sermaye değerinin yarısı x üçüncü kişinin kusur oranı) ile toplamı kadar olmalı, kanun koyucunun getirdiği “gelirin ilk peşin sermaye değerinin yarısı” sınırlaması karşısında üçüncü kişinin müteselsilen sorumlu tutulacağı miktarın ise, gelirin ilk peşin sermaye değerinin yarısı ile işveren de dahil olmak üzere tüm davalıların kusurları toplamının çarpımı sonucu elde edilecek tutar kadar olması gerekmektedir. Bu yaklaşım ve uygulama, işvereni, iç ilişkide üçüncü kişiye rücu edemeyeceği miktarı Kuruma ödemek zorunda bırakmadığından da hakkaniyete uygundur.”
Somut olayda iş kazasının meydana gelmesinde işveren davalı … % 50 oranında, üçüncü kişi konumundaki davalı … % 10 oranında, sigortalı ise % 40 oranında kusurlu bulunduğundan, yukarıdaki açıklamalar ışığında 5510 sayılı Kanunun 21.maddesi 1. ve 4.fıkralarına göre işveren davalının sorumluluğu % 55 oranında iken bu oran aşılarak yazılı şekilde hüküm tesisi bozmayı gerektirmektedir.
Kabule göre de hakkında açılan dava reddedilen … lehine bozma ilamına uyularak, nispi vekalet ücretine hükmedilmiş ise de; davacı Kurum vekili tarafından verilen 30.06.2015 havale tarihli ıslah dilekçesinde davalı … hakkında talepte bulunulmadığı, anılan davalı yönünden talebin dava dilekçesindeki miktar ile sınırlı olduğunun gözetilmemesi yerinde bulunmamıştır.
Bu maddi ve hukuki olgular göz önünde bulundurulmaksızın, mahkemece eksik inceleme ve yanılgılı değerlendirme sonucu yazılı şekilde karar verilmesi, usul ve yasaya aykırı olup bozma nedenidir.
O hâlde, davacı Kurum ve davalılardan … vekillerinin bu yönleri amaçlayan temyiz itirazları kabul edilmeli ve hüküm bozulmalıdır.
SONUÇ: Yukarıda açıklanan nedenlerle hükmün BOZULMASINA, temyiz harcının istek halinde davalılardan …’ne iadesine, 24/09/2020 gününde oybirliği ile karar verildi.