YARGITAY KARARI
DAİRE : 10. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2021/10980
KARAR NO : 2021/16507
KARAR TARİHİ : 23.12.2021
Mahkemesi :İş Mahkemesi
Dava nitelikçe yönetim kurulu üyesi olduğu şirketin prim borçları ve gecikme zammı nedeniyle gönderilen ödeme emirlerinin iptali istemine ilişkindir.
Mahkemece, uyulan bozma ilamı sonrasında, feragat nedeniyle davanın reddine dair karar verilmiştir.
Hükmün, davalı Kurum vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine, temyiz isteğinin süresinde olduğu anlaşıldıktan ve Tetkik Hâkimi … tarafından düzenlenen raporla dosyadaki kağıtlar okunduktan sonra, işin gereği düşünüldü ve aşağıdaki karar tespit edildi.
Mahkemece verilen …. tarihli ilk kararda davanın reddine ,6183 sayılı Yasa’nın 58.maddesi uyarınca davaya konu ödeme emirlerine konu olan borcun %10 zamlı olarak tahsiline hükmedilmiş,söz konusu karar (kapatılan) Yargıtay….Hukuk Dairesinin … tarih ve … – …. sayılı ilamı ile; “… Ödeme emirlerinin konusu olan prim alacaklarının doğum tarihleri dikkate alındığında prim alacağının 5510 sayılı yasanın yürürlüğünden önce ve sonra doğmuş bulunmasına göre davacının durumunun ayrı ayrı değerlendirilmesi gerekir. 5510 sayılı yasanın yürürlüğe girdiği … tarihinden sonra ortaya çıkan kurum alacakları bakımından davanın yasal dayanağı 5510 sayılı yasanın doğum tarihine göre durumun değerlendirilmesi gerekir. Bu yönüyle davanın yasal dayanağı 01.10.2008 tarihinden sonraki prim alacakları bakımından 5510 sayılı Yasanın 88/20. maddesi olup anılan düzenlemeye göre “Kurumun sigorta primleri ve diğer alacakları haklı bir sebep olmaksızın bu Kanunda belirtilen sürelerde ödenmez ise kamu idarelerinin tahakkuk ve tediye ile görevli kamu görevlileri, tüzel kişiliği haiz diğer işverenlerin şirket yönetim kurulu üyeleri de dahil olmak üzere üst düzeydeki yönetici veya yetkilileri ile kanuni temsilcileri Kuruma karşı işverenleri ile birlikte müştereken ve müteselsilen sorumludur.” Hal böyle olunca yönetim kurulu üyesi bulunduğu anonim şirketlerin 01.10.2008 tarihinden sonra tahakkuk eden prim borçları bakımdan kurumca gönderilen ödeme emirlerinin iptaline yönelik istemin reddi isabetlidir. 01.10.2008 tarihinden önce tahakkuk eden prim alacağına gelince; Bu yönüyle davanın yasal dayanağını ise 506 sayılı yasanın 80/12 maddesi oluşturur. Anılan düzenlemeye göre, “Sigorta primlerini haklı sebepleri olmaksızın, birinci fıkrada belirtilen süre içerisinde tahakkuk ve tediye etmeyen kamu kurum ve kuruluşların tahakkuk ve tediye ile görevli kamu görevlileri mesul muhasip, sayman ile tüzelkişiliği haiz diğer işverenlerin üst düzeydeki yönetici veya yetkilileri kuruma karşı, işverenleri ile birlikte müştereken ve müteselsilen sorumludur.” Üst düzey yöneticinin prim borcundan sorumlu olması için, prim borcunun doğduğu dönemde tahakkuk ve tediye konularında yetkili olması, buna karşın haklı neden olmaksızın bu yükümlülükleri yerine getirmemesi gerekir. Üst düzey yöneticiliğinden amaç şirketin mali ve ekonomik konularda tek başına emir ve tasarruf yetkisine sahip ve bu konuda özel biçimde kendisine yetki ve görev verilen kişilerdir. … A. Ş.’de üst düzey yöneticiden söz edebilmek için yönetim kurulu başkanı, başkan vekili veya şirket kuruluşunda açıkça şirketi temsile ve imza yetkisi verilen yönetim kurulu üyesi olmak gerekir. Ayrıca şirketin tüm işlerini yönetmek üzere görevli genel müdür veya mali işlemlerden sorumlu muhasebecisi olması durumunda bu kişiler dahi şirketin mali işlerinde yetkili ve görevli olmaları nedeniyle üst düzey yöneticisi kabul edilebilirler. Bunun dışında şirkete mali yük getirebilecek veya şirketin mali konularında işlem yapmaya yetkili bulunmayan kişiler 506 sayılı kanunun 80.maddesinde öngörülen biçimde üst düzey yetkilisi kabul edilemez ve bu kişilerin işveren şirket ile birlikte doğrudan müteselsil (zincirleme) sorumluluğundan söz edilemez. Hal böyle olunca yönetim kurulu başkan ya da vekili olmayan davacının şirketi temsil ve ilzama yetkili olup olmadığı, imza yetkisi varsa bunun kapsamına ilişkin sirkülerle ticaret sicil gazeteleri getirtilmeden eksik araştırma ve inceleme ile sonuca gidilmesi isabetli değildir. ” şeklindeki gerekçesiyle bozulmuştur. Bozma sonrası mahkemece, feragat nedeniyle davanın reddine dair karar verilmiş,davalı tarafça talep edilen %10 tazminata ilişkin bir hüküm kurulmadığı anlaşılmış ise de, söz konusu hüküm yanılgılı değerlendirmeye dayalıdır.
Eldeki davada yapılan incelemede, mahkemece uyulan bozma ilamında, davacının yönetim kurulu üyesi bulunduğu anonim şirketlerin 01.10.2008 tarihinden sonra tahakkuk eden prim borçları bakımdan kurumca gönderilen ödeme emirlerinin iptaline yönelik istemin reddinin isabetli olduğu belirtilmiş, uyulan bozma ilamı sonrası davacının taleplerinden feragat ettiği dikkate alınarak yazılı şekilde hüküm kurulmuş ise de, 09.05.1960 gün ve 21/9 sayılı Yargıtay İçtihadı Birleştirme kararında da açıkça vurgulandığı üzere, bir Mahkemenin Yargıtay tarafından verilen bozma kararına uyması sonunda; Mahkeme yönünden o kararda gösterilen şekilde inceleme ve araştırma yaparak, yine bozma kararında açıklanan hukuki esaslar çerçevesinde hüküm kurmak yükümlülüğü doğar. Bu hukuki aşama “usuli kazanılmış hak” olarak adlandırılır. Bu hukuki müessese Mahkemeye; hükmüne uyduğu Yargıtay bozma kararındaki esaslar ve istenilenler kapsamında işlem yapmak ve hüküm kurma zorunluluğunu getirir.
Uzun yıllardan beri Yargıtay’ın kökleşmiş, sapma göstermeyen uygulamaları ve öğretide benimsenen usuli kazanılmış hak müessesesi, usul hukukunun dayandığı vazgeçilmez ana temellerinden biridir.
Bu hukuki kuralın ancak iki istisnası bulunmaktadır. Bunlardan biri, Mahkemece, Yargıtay bozma kararına uyulduktan sonra görülmekte olan davaya uygulama imkanı olan yeni bir içtihadı birleştirme kararı çıkması; diğeri de, 04.02.1959 gün ve 13/5 sayılı İçtihadı Birleştirme Kararında belirlendiği üzere, hükmüne uyulan bozma kararından sonra görevle ilgili yeni bir yasal düzenlemenin getirilmiş olmasıdır. Olayda; bozma kararına uyulmakla, meydana gelen usuli kazanılmış hakkın sonuç doğurmayacağı haller de söz konusu değildir. Belirtilen açıklamalar ışığında somut olaya dönüldüğünde, bozma kararına uyulmakla, haksız çıkma tazminatı açısından kesinleşen kısım yönüyle kurum lehine kazanılmış hak olduğu gözetilmeksizin, yazılı şekilde karar verilmesi usul ve yasaya aykırı olup bozma nedenidir.
O hâlde, davalı vekilinin bu yönleri amaçlayan temyiz itirazları kabul edilmeli ve hüküm bozulmalıdır.
SONUÇ : Temyiz edilen hükmün yukarıda açıklanan nedenlerle BOZULMASINA, 23/12/2021 gününde oybirliğiyle karar verildi.