Yargıtay Kararı 10. Hukuk Dairesi 2021/1108 E. 2021/13516 K. 04.11.2021 T.

YARGITAY KARARI
DAİRE : 10. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2021/1108
KARAR NO : 2021/13516
KARAR TARİHİ : 04.11.2021

Bölge Adliye
Mahkemesi : … Bölge Adliye Mahkemesi …. Hukuk Dairesi

Dava, Kurum işleminin iptali, davacıya dava tarihinden itibaren yeniden ölüm aylığının bağlanması ve dava tarihinden itibaren birikmiş ölüm aylığı alacağının davalıdan tahsili istemine ilişkindir.
İlk Derece Mahkemesince, hükümde belirtilen gerekçelerle davanın kabulüne dair verilen karara karşı davalı Kurum vekili tarafından istinaf yoluna başvurulması üzerine, … Bölge Adliye Mahkemesi …. Hukuk Dairesince istinaf isteminin esastan reddine karar verilmiştir.
… Bölge Adliye Mahkemesi …. Hukuk Dairesince verilen kararın, davalı Kurum vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine, temyiz isteğinin süresinde olduğu anlaşıldıktan ve Tetkik Hâkimi … tarafından düzenlenen raporla dosyadaki kağıtlar okunduktan sonra işin gereği düşünüldü ve aşağıdaki karar tespit edildi.
I-İSTEM:
Dava, davacının babasından kaynaklı yeniden ölüm aylığı tahsis talebini içerir başvurusunun reddine ilişkin Kurum işleminin iptali ile davacıya dava tarihinden itibaren vefat eden babasından intikal edecek ölüm aylığının yeniden bağlanması ve dava tarihinden itibaren birikmiş ölüm aylığı alacağının davalıdan tahsili istemine ilişkindir.
II- CEVAP:
Davalı Kurum vekili tarafından davacının boşandığı eşi ile birlikte yaşamaya devam ederek, ölen babasından dolayı Kurumdan haksız yere aylık aldığına dair ablası … tarafından yapılan ihbar üzerine, Kurum Denetmenliğince inceleme yapıldığı, 20.12.2010 tarih, 2010/AA-116 sayılı rapor düzenlendiği, ihbar dilekçesindeki beyanlar ve davacı ile aynı işyerinde çalışan …’nin beyanları göz önünde bulundurulduğunda, tarafların fiilen birlikte yaşadıkları ancak yetim aylığı almak için boşandıkları kanısına varıldığı ve yukarıda belirtilen mevzuat hükümleri gereğince aylığının kesildiği, Kurum işlemlerinde usul ve yasaya aykırı bir yön bulunmadığı, özet olarak belirtilerek davanın reddine karar verilmesi talep edilmiştir.
III- MAHKEME KARARI:
A- İLK DERECE MAHKEME KARARI
İlk Derece Mahkemesince “davanın kabulü” ile “davacının babasından kaynaklı yeniden maaş bağlanma talebini içerir başvurusunun reddine ilişkin kurum işleminin iptaline, davacıya dava tarihinden itibaren yeniden vefat eden babasından intikal edecek aylık maaş yardımının bağlanmasına, dava tarihinden itibaren birikmiş maaş alacağının faizi ile birlikte davalıdan alınarak davacıya verilmesine,” şeklinde karar verilmiştir.
B- BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ KARARI
Bölge Adliye Mahkemesi Hukuk Dairesince davalı … vekilinin yapmış olduğu istinaf başvurusunun Hukuk Muhakemeleri Kanununun 353-(1)-b.1 maddesi gereğince “esastan reddine,” karar verilmiştir.
IV-TEMYİZ KANUN YOLUNA BAŞVURU VE NEDENLERİ:
Davalı … vekili tarafından; Kurum işleminin yerinde olduğu özet olarak belirtilerek Bölge Adliye Mahkemesi kararının kaldırılarak usule ve yasaya aykırı olarak kurulan İlk Derece Mahkemesi kararının bozulmasına karar verilmesi talep olunmuştur.
V-İLGİLİ HUKUK KURALLARI VE İNCELEME:
Davanın, yasal dayanağı 5510 sayılı Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanununun 56’ncı maddesinin ikinci fıkrasıdır. Fıkrada “Eşinden boşandığı halde, boşandığı eşiyle fiilen birlikte yaşadığı belirlenen eş ve çocukların, bağlanmış olan gelir ve aylıkları kesilir. Bu kişilere ödenmiş olan tutarlar, 96’ncı madde hükümlerine göre geri alınır.” düzenlemesine yer verilmiştir. Anılan madde 01.10.2008 tarihinde yürürlüğe girmiştir. 5510 sayılı Yasanın 56. maddesinin Anayasa’ya aykırı olduğu gerekçesiyle iptali istemiyle Anayasa Mahkemesi’ne yapılan 2009/86 Esas numaralı başvurunun, 28.04.2011 tarihinde verilen karar ile reddedilmiştir.
Sonuç olarak davanın yasal dayanağını oluşturan 5510 sayılı Kanun’un 56. maddesinin 2. fıkrasındaki düzenlemenin, ölüm aylığından yararlanma hakkının kötüye kullanılmasını engellemek amacıyla getirilmiş olması, Anayasa Mahkemesince düzenlemenin Anayasa’ya aykırı olmadığına karar verilmesi ve yürürlükteki kanunları uygulamakla yükümlü olan yargı organları tarafından uygulanmasının zorunlu olması karşısında, boşandığı eşiyle fiilen birlikte yaşadığı tespit edilen hak sahiplerine gelir veya aylık bağlanmaması, bağlanan gelir veya aylığın kesilmesi usul ve yasaya uygundur.
5510 sayılı Kanunun 56’ncı maddesinin ikinci fıkrası, daha önceki sosyal güvenlik kanunlarında yer almayan, boşanılan eşle fiilen (eylemli olarak) birlikte yaşama olgusu, gelir-aylık kesme nedeni olarak düzenlendiği gibi, eylemli olarak birlikte yaşama, aynı zamanda gelir-aylık bağlama engeli olarak da benimsenmiştir. Burada, eylemli olarak birlikte yaşama olgusunun/durumunun tanımlanması, hukuki sınır ve çerçevesinin çizilip ortaya konulması önem arz etmektedir. Taraflar arasında hangi hukuki sebep ve maddi vakıaya dayanmış olursa olsun sona ermiş evlilik birliğinin hak ve yükümlülüklerinin sürdürüldüğü beraberlikler veya kesinleşmiş yargı kararına bağlı olarak gerçekleşmiş boşanmanın var olan-olası sonuçlarını ortadan kaldırıcı/giderici nitelikteki birliktelikler madde kapsamında değerlendirilmeli, ortak çocuk-çocuklar yönünden, boşanma kararına bağlanan veya bağlanmayan kişisel ilişkilerin yürütülmesini sağlamaya yönelik olarak, eşlerin belirli aralıklarda ve günlerde zorunlu şekilde bir araya gelmeleri durumunda ise kanun koyucunun bu türden ilişkinin varlığının gelir-aylık bağlanmaması veya kesilmesi nedeni olarak öngörmediği kabul edilmeli, boşanılan eşle kurulan-yürütülen ilişkinin, eylemli olarak birlikte yaşama kavramı kapsamında yer alıp almadığı dikkatlice irdelenerek saptama yapılmalıdır.
Anılan 56’ncı maddede, oldukça yalın olarak “eşinden boşandığı halde, boşandığı eşiyle fiilen birlikte yaşadığı belirlenen” ibareleri yer almakta olup, kanun koyucu tarafından örneğin; “sosyal güvenlik kanunları kapsamında ölüm aylığına hak kazanmak amacıyla eşinden boşanan”, “hak sahibi sıfatını haksız yere elde etme amacıyla eşinden boşanan”, “gerçek boşanma iradesi söz konusu olmaksızın (muvazaalı olarak) eşinden boşanan” veya bunlara benzer ifadelere yer verilmemiş, sade olarak kaleme alınan metinle uygulama alanı genişletilmiştir. Maddede boşanma amacına-saikine yönelik herhangi bir düzenlemeye yer verilmediğinden, gerek Kurumca, gerekse yargı organlarınca uygulama yapılırken; eşlerin boşanma iradelerinin gerçekliğinin-samimiliğinin araştırılıp ortaya konulması söz konusu olmamalı, boşanmanın muvazaalı olup olmadığına ilişkin herhangi bir araştırma-irdeleme ve boşanma yönündeki kesinleşmiş yargı kararının geçerliliğinin sorgulaması yapılmamalı, özellikle, kesinleşmiş yargı organının verdiği karara dayanan “boşanma” hukuki durum ve sonucunun eşlerin gerçek iradelerine dayanıp dayanmadığının araştırılmasının bir başka organın yetki ve görevi içerisinde yer almadığı, kaldı ki, 4721 sayılı Türk Medeni Kanununda “anlaşmalı boşanma” adı altında hukuki bir düzenlemenin de bulunduğu dikkate alınmalıdır. Şu durumda sonuç olarak vurgulanmalıdır ki, boşanma tarihi itibarıyla gerçek-samimi boşanma iradelerine sahip olan (evlilik birliği temelinden sarsılan) veya olmayan tüm eşlerin, maddenin yürürlük tarihi olan 01.10.2008 tarihinden itibaren her ne sebeple olursa olsun eylemli olarak birlikte yaşadıklarının saptanması durumunda gelirin-aylığın kesilmesi zorunluluğu bulunmaktadır.
Gelirin-aylığın kesilme tarihi ile Kurumun geri alım (istirdat) hakkının kapsamına ilişkin olarak; eylemli birlikte yaşama olgusunun gerçekleşme-başlama tarihi esas alınarak bu tarih itibarıyla gelir-aylık kesme veya iptal işlemi tesis edilip ilgiliye, anılan tarihten itibaren yapılan ödemeler yasal dayanaktan yoksun-yersiz kabul edilmeli, ancak, söz konusu madde 01.10.2008 günü yürürlüğe girdiğinden, eylemli birliktelik daha önce başlamış olsa dahi maddenin yürürlük günü öncesine gidilmemeli, başka bir anlatımla 01.10.2008 tarihi öncesine ilişkin borç tahakkuku söz konusu olmamalı, böylelikle açıklığa kavuşturulacak yersiz ödeme dönemine ilişkin olarak 5510 sayılı Kanunun 96’ncı maddesine göre uygulama yapılmalıdır. İnceleme konusu 56’ncı maddede, “eşinden boşandığı halde, boşandığı eşiyle” ibareleri yer aldığından, birden fazla evlilik ve doğal olarak birden fazla boşanmanın gerçekleşmiş olması durumunda, boşanılan herhangi bir eşle eylemli olarak birlikte yaşama durumunda madde hükmünün uygulanacağı gözetilmelidir.
Sonuç olarak; 5510 sayılı Sosyal Sigortalar Ve Genel Sağlık Sigortası Kanununun 56’ncı maddesinin ikinci fıkrasına dayalı açılan bu tür davalarda eylemli olarak birlikte yaşama olgusunun tüm açıklığıyla ve özellikle taraflar arasındaki uyuşmazlık konusu dönem yönünden ortaya konulması önem arz etmektedir. Bu aşamada, özellikle Anayasa’nın 20., 5510 sayılı Kanunun 59., 100., 298 sayılı Seçimlerin Temel Hükümleri Ve Seçmen Kütükleri Hakkında Kanunun 28., 45., 5490 sayılı Nüfus Hizmetleri Kanununun 3., 45 – 53., 4857 sayılı İş Kanununun 32., 01.10.2011 günü yürürlüğe giren 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanununun 6., 24 – 33., 189., 190., 191., 4721 sayılı Türk Medeni Kanununun 6., 19., 20., maddeleri ve diğer ilgili mevzuat hükümleri göz önünde bulundurulmak suretiyle yöntemince araştırma yapılmalı, tarafların göstereceği tüm kanıtlar toplanmalı, bildirilen ve dinlenilmesi istenilen tanıkların ifadeleri alınmalı, davacı ile boşandığı eşinin yerleşim yerlerinin saptanmasına ilişkin olarak; muhtarlıktan ikametgah senetleri elde edilmeli, ilgili Nüfus Müdürlüklerinden sağlanan nüfus kayıt örnekleri ile yerleşim yeri ve diğer adres belgelerinden yararlanılmalı, adres değişiklik ve nakillerine ilişkin bilgilere ulaşılmalı, özellikle ilgili Nüfus Müdürlüğü’nden adres hareketleri, tarihleriyle birlikte istenilmeli, ilgililerin su, elektrik, telefon aboneliklerinin hangi adreste kimin adına tesis edildiği saptanmalı, seçmen bilgi kayıtları getirtilmeli, varsa çalışmaları nedeniyle resmi-özel kurum ve kuruluşlara verilen belgelerde yer alan adresler dikkate alınmalı, boşanan eşler 4857 sayılı Kanun hükümleri kapsamında yer almakta iseler adlarına ödeme yapılabilecek özel olarak açılan banka hesabı bulunup bulunmadığı belirlenmeli, boşanan eşlerin kayıtlı oldukları bölge-bölgeler yönünden kapsamlı Emniyet Müdürlüğü-Jandarma Komutanlığı araştırması yapılmalı, anılan mahalle-köy muhtar ve azalarının tanık sıfatıyla bilgi ve görgülerine başvurulmalı, böylelikle “boşanılan eşle eylemli olarak birlikte yaşama” olgusunun gerçekleşip gerçekleşmediği, toplanan kanıtlar ışığı altında değerlendirildikten sonra elde edilecek sonuca göre karar verilmelidir.
Öte yandan; 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanununun “Taleple bağlılık ilkesi” başlığını taşıyan 26’ncı maddesi ile hakimin, tarafların istem sonuçlarıyla bağlı olduğu, ondan fazlasına veya başka bir şeye karar veremeyeceği açıklanmış olmakla, hukuk yargılamasına “istemle bağlılık” ilkesi egemen kılınmıştır.
Eldeki dava dosyası kapsamında; Kurum işlemi ile 20.12.2010 tarih, 2010/AA-116 sayılı sayılı teftiş raporuna istinaden davacı ile eşinin birlikte yaşadığına kanaat getirilerek SGK Emeklilik Daire Başkanlığının kararı ile davacının aylığının … tarihi itibariyle kesildiği, davacının bu denetmen raporunda adı geçen eş olan … ile 09.07.2009 tarihinde boşanmış olduğu, davacının … tarihinde başkaca biri ile yeniden evlenip bu evliliğinin … tarihinde boşanma ile sonlandığı, Kuruma babasının vefatı nedeniyle ölüm aylığı için … tarihinde yeniden başvurduğu, Kurumun 20.04.2015 tarihli yazı ile boşandığı eşi ile birlikte yaşadığı tespit edildiğinden aylığının … tarihinde kesildiği, göndermiş olduğu mahkeme kararı aylık bağlanması ile ilgili husus içermediği ve Kamu zararını dolandırıcılık suçundan beraat ettiğine dair mahkeme ilamı olduğundan tarafına aylık bağlanmayacağı belirtilmek suretiyle davacının talebinin reddedildiği anlaşılmaktadır.
Somut olayda; davalı Kurum tarafından başvurudan uzunca bir süre önce düzenlenmiş denetim raporuna istinaden gerekli inceleme ve araştırmalar yöntemince yapılmaksızın doğrudan davacının aylık isteminin reddine karar verilmesi hatalıdır. Ne var ki davacı tarafından dava tarihinden itibaren tarafına yeniden ölüm aylığı bağlanmasına karar verilmesi istenmektedir. Bu durumda Mahkemece, taleple bağlılık ilkesi gereği dava tarihi itibariyle fiili birlikteliğin sona ermiş olması olgusu ve diğer koşulların da varlığı durumunda davacıya yeniden gelir veya aylık bağlanabileceği gözetilmeli, bu yönde gerekli inceleme ve araştırmalar yapılmalı, toplanan tüm deliller birlikte değerlendirildikten sonra elde edilecek sonuca göre karar verilmelidir.
O halde, davalı Kurum vekilinin bu yönleri amaçlayan temyiz itirazları kabul edilmeli ve … Bölge Adliye Mahkemesi ….Hukuk Dairesinin istinaf başvurusunun esastan reddine ilişkin kararı kaldırılarak İlk Derece Mahkemesince verilen hüküm bozulmalıdır.
SONUÇ: … Bölge Adliye Mahkemesi ….Hukuk Dairesi kararının HMK’nın 373/1 maddesi gereği kaldırılarak temyiz edilen İlk Derece Mahkemesi hükmünün yukarıda açıklanan nedenlerle BOZULMASINA, dosyanın kararı veren İlk Derece Mahkemesine, kararın bir örneğinin Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine, Üye … ve Üye …’ın muhalefetlerine karşı, Başkan … ve Üyeler …, …’nın oyları ve oy çokluğuyla, 04.11.2021 gününde karar verildi.

KARŞI OY GEREKÇESİ

1-Çoğunluk ile aradaki temel uyuşmazlık, “daha önce fiili birlikteliği nedeni ile kız çocuğu hak sahibi sıfatı ile murisinden aldığı aylığın kurum kararından sonra kesilmesi ve Ağır Ceza Mahkemesinde yargılama sonucu beraat etmesi üzerine, kuruma birlikte yaşanmadığı, ayrı yaşandığı belirtilerek yeniden aylık bağlanması başvurusu üzerine, kurumun önceki denetim raporuna dayanarak aylık bağlamama işleminin hukuka uygun olup olmadığı, bu konuda kurumca araştırma yapılmadan hak sahibi kız çocuğunun mahkemeye başvurarak karar almasının gerekip gerekmediği, kurumun araştırma yapmadığı durumda mahkemenin bu araştırmayı yapıp yapmayacağı, kısaca maddi olguya dayalı ve mahkeme kararı ile sadece karar verilen dosyada davadan önceki fiili birlikteliği saptayan ilamın aylık bağlamama koşulları içinde yer alıp almadığı” noktasında toplanmaktadır.
2-Çoğunluk görüşü ile “yeniden eşinden boşandığı ve ayrı yaşadığını belirterek yetim aylığı bağlanmasına talep eden hak sahibi kadının, kurumca hakkında fiili birliktelik nedeni ile talebinin reddi üzerine, kurum işleminin iptali davasında fiili birlikteliğin olup olmadığının resen araştırma ilkesi kapsamında mahkemece araştırılması ve soncuna göre karar verilmesi gerektiği” görüşü benimsenmiştir.
3-Sosyal Güvenlik Hakkının niteliği: Anayasa’nın 60. maddesi uyarınca “Herkes, sosyal güvenlik hakkına sahiptir. Devlet, bu güvenliği sağlayacak gerekli tedbirleri alır teşkilatı kurar”. Belirtmek gerekir ki; Sosyal devlet olmanın bir gereği ve sonucu, sosyal güvenlik hakkının tüm bireylere sağlanması güvence altına alınmasıdır. Sosyal güvenlik vazgeçilmez bir anayasal haktır ve kamu düzenindendir.
5510 sayılı Kanunun 34/63 maddesi “Yaşları ne olursa olsun evli olmayan, evli olmakla beraber sonradan boşanan veya dul kalan kızların her birine %25’i oranında aylık bağlanacağı” düzenlenmiştir.
Hak sahiplerin aylıklarının başlangıcı, kesilmesi ve yeniden bağlanmasını düzenleyen 35. madde “Hak sahiplerine bağlanan aylılar 34’ncü maddede belirtilen şartların ortadan kalktığı tarihi takip eden ödeme dönemi başından itibaren kesilir” Aylığın kesilmesine yol açan sebebin ortadan kalkması halinde 34’üncü maddede belirtilen şartlar saklı kalmak kaydıyla müracaat tarihini takip eden ay başından itibaren yeniden aylık bağlanır” düzenlemesi yer almıştır.
5510 sayılı Kanunun 56. maddede “Eşinden boşandığı halde, boşandığı eşiyle fiilen birlikte yaşadığı belirlenen eş ve çocukların, bağlanmış olan gelir ve aylıkları kesilir. Bu kişilere ödenmiş olan tutarlar 96’ncı madde hükümlerine göre geri alınır” hükmü istisnai bir hükümdür. 34’üncü madde hakkın kötüye kullanılmasını önlemek amacıyla kanun sistematiğine sonradan eklenmiş tartışmalara karşı olan kesme nedenidir. Aylık bağlanma işleminden sonra Kurum denetim elemanları aracılığı ile yapılan denetim sonucunda boşandığı eşi ile birlikte yaşadığı tespit edilen eşin aylığı kesilmektedir. Bu birliktelik fiili bir durum olup boşanan kadının aylığını tamamen ortadan kaldıran bir neden değildir. Fiili birlikteliğinin sona ermesinden sonra aylık derhal bağlanacaktır. Aylık bağlanma koşullarında boşanma kararı hukuki geçerliliğini devam ettirdiğinden davacının ilk defa aylık bağlanma işlemlerinden farklı bir işlem yapılmasına gerek yoktur. Bunun aksine davranışlar kanun koyucunun iradesi dışında ayrı bir aylık bağlama nedeni ihdas etmekte olup yargının görevi değildir. İsteseydi kanun koyucu 34’üncü maddeyle dul kalan kızların kocaları ile birlikte yaşamamalarını da aylık bağlama koşulları arasına yazabilirdi. Esas olan aylığın hemem bağlanmasıdır.
4-Belirtmek gerekir ki, fiili birlikteliği belirleyen, maddi olguya dayalı mahkeme kararı bir tespit kararı niteliğinde olup, sadece kendi dönemi için dikkate alınır ve kesin delil niteliğini taşır. Karara konu dönemden sonra gerçekleşecek fiili durumları kapsamaz.
5-Diğer taraftan 5510 sayılı Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanunun aylık bağlama koşulları arasında, “boşandığı eşi ile fili birlikte yaşamama” sayılmamış, aksine anılan kanunun 56. maddesinde bu bir kesilme nedeni olarak sayılmıştır. Anılan kanunda, kesilmeden sonra bağlanması için başvuru halinde yeniden bağlanma için bu koşul sayılmadığı gibi mahkemenin bu konuda bir kararının gereği de düzenlenmemiştir. Örneğin kız çocuğu olarak hak sahibi kadının fili birlikte yaşadığı saptanan eşinin ölümü halinde, kurum önceki karara dayanarak aylık bağlanamayacağını belirtemeyecektir. O halde kız çocuğu hak sahibi olarak ayrı yaşadıklarını belirterek aylık bağlanmasını talep ettiğinde, bu istemi de doğrudan reddedilmemelidir. Kurum aylık bağlamalı, ancak fiili birlikteliğin devam ettiği yönünde bir şüphesi varsa inceleme ve denetim yaptıktan sonra aylık bağlama işlemini iptal etmelidir.
6-Ayrıca belirtmek gerekir ki kurumun idari nitelikte bir işlemidir. Temel hak ve özgürlükleri sınırlayan, onlara müdahale niteliği taşıyan işlemlerde ve verilmiş bir hakkı, izni veya yetkiyi geri alan işlemlerde bu işlemlerin başvuranlar yönünden ağır sonuçlar doğuracağı hususu dikkate alındığında, kurumun 5510 sayılı mevzuat hükümlerine uyarak işleminde yasal mevzuat içinde kalarak gerekçe yükümlülüğüne uyması gerekmektedir. Zira kurum, davacı hak sahibi kadının aylık bağlama talebi üzerine bağlamama işlemenini, gerçek ve hukuka uygun sebep ya da sebeplere dayandırmak zorundadır. Kurumun dayandığı sebebin gerçek olması, usulüne uygun olarak yapılan tespitlerle ortaya konulmuş bulunmasını anlatır. Hak sahibi kadın karardan sonra da boşandığı eşi ile ayrı yaşadığını iddia ediyor ve murisinden dolayı yetim aylığı bağlanmasını talep ediyor ise kurumun daha önceki kararı dayanak yaparak aylık bağlanma talebini araştırma yapmaksızın reddetmesinin yasada bir yeri bulunmamaktadır.
7-Somut uyuşmazlıkta, daha önce fiili birlikteliği kurum denetim raporu ile sabit olan davacı, aylık bağlama koşullarını tekrar taşıdığını, ayrı yaşadığını belgelendirerek kuruma başvurmuştur. Kurumun sosyal güvenlik hakkını ortadan kaldıracak şekilde aylık bağlama şartları içinde sayılmayan ve önceki maddi olguyu saptayıp, kesin olmayan denetim raporuna dayanarak aylık bağlanması işlemini reddetmesi hukuka aykırıdır. Kararın bu gerekçe ile bozulması gerekirken, aylık bağlanma şartı olmayan ve kurumca kesme nedeni olarak araştırılması gereken fiili birlikteliğin, mahkemece araştırılarak sonucuna göre karar verilmesi yönünde yapılan bozma gerekçesine katılınmamıştır.