YARGITAY KARARI
DAİRE : 10. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2021/2204
KARAR NO : 2021/12369
KARAR TARİHİ : 18.10.2021
Bölge Adliye
Mahkemesi : … Bölge Adliye Mahkemesi 10. Hukuk Dairesi
No : 2019/1707-2020/1729
İlk Derece
Mahkemesi : Kayseri 1. İş Mahkemesi
No : 2017/231-2019/100
Dava, hizmet tespiti istemine ilişkindir
İlk Derece Mahkemesince, davanın kabulüne dair verilen karara karşı, davalı şirket vekili ve davalı Kurum vekili tarafından istinaf yoluna başvurulması üzerine, … Bölge Adliye Mahkemesi 10. Hukuk Dairesince davalılar vekillerinin istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmiştir.
… Bölge Adliye Mahkemesi 10. Hukuk Dairesi kararının davalı şirket vekili ve davalı Kurum vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine, temyiz isteklerinin süresinde olduğu anlaşıldıktan ve Tetkik Hâkimi … tarafından düzenlenen raporla dosyadaki kâğıtlar okunduktan sonra işin gereği düşünüldü ve aşağıdaki karar tespit edildi.
I-İSTEM:
Davacı vekili, davacının 01.01.2002-01.01.2004 tarihleri arasında çalıştığının tespitini istemiştir.
II-CEVAP:
Davalı şirket vekili, davanın hak düşürücü süreye uğradığını, davacının çalışmasının 31.01.2004 tarihinde başladığını beyanla, davanın reddine karar verilmesini istemiştir.
Davalı Kurum vekili, davanın reddini istemiştir.
III-MAHKEME KARARI:
A-İLK DERECE MAHKEME KARARI
Mahkemece, “İşyerleri arasında organik bağ bulunması, diğer çalışanların iki işyerinde sigorta kayıtlarının olması husları gözetilerek davalı …Mobilya Ltd.Şti nin …… Eşyanın devamı niteliğinde olduğu” gerekçesiyle davacının 01/01/2002-01/01/2004 tarihleri arasındaki dönemde sigorta primi yatırılan 02/12/2003-01/01/2004 tarihleri arasındaki dönem dışlanmak suretiyle davalı işyerinde sigortalı olarak çalıştığının tespitine karar verilmiştir.
B-BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ KARARI
Davanın kısmen kabulüne dair ilk karar, … Bölge Adliye Mahkemesi 10. Hukuk Dairesinin 14/02/2017 tarih 2017/738-2017/789 karar sayılı ilamı ile “davacıdan dava ettiği dönem çalıştığı işyerinin kime ait olduğunun açıklatılması, Kurumdan davalı şirket işyerinin 1031861 açık adresi ve 19092 nolu işyeri sahibinin kim üzerine kayıtlı olduğu, her iki işyerinin aynı adreste kurulu olup olmadığı sorulmalı, şirketin tescil tarihi, ortak ve yetkilileri ilgili ticaret sicil memurluğundan sorulmalı, 19092 numaralı işyerinin sahibi belirlendiğinde ilgili vergi dairesinden mükellefiyet dönemi ve adresi sorulmalı, hüküm altına alınan işyerinin davalı şirkete ait işyeri olup olmadığı belirlenmeli, farklı kişi üzerine kayıtlı ise dava edilen dönem gerçek işveren tespit edilip kabul edilebilir yanılgı halinde gerçek işverene davanın yöneltilmesi ve hasıl olacak sonuca göre karar verilmesi gerektiği” gerekçesiyle mahkeme kararının kaldırılması üzerine mahkemenin 2017/231 esasına kaydı yapılarak yargılamaya devam edilmiştir.
Yeniden verilen karar; Bölge Adliye Mahkemesince “…… Eşya işyerinin …’a ait 19092 numaralı … eşya imalatı işletmesi olduğu, 01/01/1977-20/01/2004 tarihleri arasında 506 sayılı yasa kapsamında kaldığı, davalı şirketin ise 1031861 numarasıyla 26/01/2004 tarihinden itibaren 506 sayılı yasa kapsamında diğer mobilya imalatı işyeri olarak kayıtlı olduğu, her iki işyeri adresinin aynı olduğu, keza …’un bu şirketin ortağı olduğu, diğer ortakların da aynı soyadlı kişiler olduğu, bir kısmının bu kişinin oğlu olduğu, …’un vefat etmiş olması sebebiyle mirasçılarının davaya dahil edildiği, şirketin 12/06/2003 tarihinde ticaret sicil gazetesinde ilan edilerek kurulduğu, bu delillere göre, … işyeri ile davalı şirket arasında organik bağ bulunduğu, tanık beyanlarına göre davacının çalışmasının kesintisiz olduğu, Hukuk Genel Kurulu Kararı gereğince aralarında organik bağ bulunan şirket işyerinden verilen işe giriş bildirgesi ve bildirimin varlığı karşısında blok çalışma nedeniyle hak düşürücü sürenin oluşmadığı, 12/06/2003 tarihine kadar dahili davalılar murisine ait işyerinde çalıştığı, tescil tarihi sonrası ise şirket işyerinde çalıştığı, infaza ilişin bu durumunun infaz aşamasında kurumca dikkate alınabileceği” gerekçesiyle davalılar vekillerinin istinaf başvurularının HMK’nın 353/1-b.1 maddesi gereğince esastan reddine karar vermiştir.
IV-TEMYİZ KANUN YOLUNA BAŞVURU VE NEDENLERİ:
Davalı Kurum vekili, 5 yıllık hak düşürücü sürenin geçtiğini, davacının aynı işyerinde bu tarihten sonra çalışmasını sürdürmesinin veya 5 yıllık hak düşürücü süre içerisinde tekrar aynı işyerine girerek çalışmasının, hak düşürücü sürenin işlemesine engel olmayacağı ve hak düşürücü sürenin, kesilmesi ve durmasının mümkün bulunmadığını, davayı kabul anlamına gelmemek kaydı ile; davanın kabulü halinde müvekkil kurum aleyhine vekalet ücretine hükmedilmesi hukuka aykırı olduğunu belirterek temyiz kanun yoluna başvurmuştur.
Davalı şirket vekili, şirketin kuruluşu 12.06.2003 tarihli ticaret sicil gazetesinde ilan edildiğini, ilanın konu kısmındaki “yeni kuruluş” ibaresi ile şirketin yeni kurulduğu belirtilmiş olduğunu, bir çalışanın birden fazla şirkette sigorta kaydının olmasının veya bir şirketin sahibi/sahipleri ile başka bir şirketin sahibi/sahipleri arasında mirasçılık ilişkinin olması bu şirketlerin birbiririn devamı olduğu şeklinde yorumlanması için yeterli bir sebep olmadığını, terzilik yaptığı belirtilen davacının …… Eşya firmasında ne türden bir iş yapacağı ve bu iş yerinde gerçek anlamda bir çalışmasının olup olmadığının araştırılması gerektiğini, 5 yıllık hak düşürücü sürenin geçtiğini belirterek temyiz kanun yoluna başvurmuştur.
V-İLGİLİ HUKUK KURALLARI VE İNCELEME:
506 sayılı Kanun’un 5. maddesi, işyerinin tanımını sigortalının işini yaptığı yer olarak ifade eder. 4857 sayılı Yasa’nın 2. maddesine göre de; işyeri, işveren tarafından mal veya hizmet üretmek amacıyla maddi olan ve olmayan unsurlar ile işçinin birlikte örgütlendiği birim olarak tarif edilir. Keza işyeri, işyerine bağlı yerler, eklentiler ve araçlar ile oluşturulan iş organizasyonu kapsamında bir bütündür. İşyeri veya işyerinin bir bölümü hukuki bir işleme dayalı olarak başka birine devredildiğinde, devir tarihinde işyerinde veya bir bölümünde mevcut olan iş sözleşmeleri bütün hak ve borçları ile birlikte devralana geçeceği gibi; sigortalıların çalıştırıldığı işyeri devredilir veya intikal ederse, eski işverenin Kuruma olan sigorta primi ile gecikme zammı ve faiz borçlarından, aynı zamanda yeni işveren de müteselsilen sorumludur.
506 sayılı Yasa’nın 82. maddesinde de sigortalıların çalıştırıldığı işyerinin devir veya intikali halinde, eski işverenin Kuruma olan sigorta primi ile gecikme zammı ve faiz borçlarından, aynı zamanda yeni işverenin de müteselsilen sorumluluğunu öngörülmüştür.
Diğer taraftan, Mülga 818 sayılı Borçlar Kanunu’nun (BK) “Malvarlığının veya İşletmenin Devralınması” başlıklı 179. maddesi;
“Bir mameleki veya bir işletmeyi aktif ve pasifleriyle birlikte devralan kimse, bunu alacaklılara ihbar veya gazetelerde ilan ettiği tarihten itibaren onlara karşı mamelekin veya işletmenin borçlarından mesul olur; şu kadar ki, iki yıl müddetle evvelki borçlu dahi yenisiyle birlikte müteselsilen mesul kalır; bu müddet muaccel borçlar için ihbar veya ilan tarihinden ve daha sonra muaccel olacak borçlar için de muacceliyet tarihinden itibaren işlemeye başlar.
Borçların bu suretle naklinin hükümleri, tek bir borcun nakli akdinden doğan hükümlerin aynıdır.” düzenlemesini içermektedir.
Bu maddenin içinde; “müteselsil bir borç” ilişkisi vardır. Devir alan şirket, devir eden şirketin borçlarından ötürü sorumlu olduğu gibi, iki yıl müddetle evvelki borçlu (devreden) dahi, yenisi (devralan) ile birlikte müteselsilen sorumlu olur. Borçlar Kanunu’nun müteselsil borçlara ilişkin 141. maddesine göre, teselsülün Kanun hükmünden doğduğu hallerde, kamu düzeni söz konusu olacağından tarafların iradeleriyle teselsülün ortadan kaldırılması hükümsüzdür (H.Öser/W. Scöhenenberger Borçlar Hukuku, …, 1950, s. 905-906). Bu nedenle söz konusu müteselsil borç Kanun hükmünden (BK m. 179’dan) doğduğundan, teselsülden kaynaklanan sorumluluğun dışlanması geçersizdir ve hukuki sonuç doğurmaz.
5510 sayılı Yasa’nın 89’uncu maddesinde ise; “Sigortalıların çalıştırıldığı işyeri aktif ve pasif değerleri ile birlikte başka bir işyeri ile birleşir, devredilir veya intikal ederse, eski işverenin Kurum’a olan sigorta primi ile gecikme cezası ve gecikme zammı ve faiz dâhil tüm borçlarından, aynı zamanda yeni işveren de müştereken ve müteselsilen sorumludur. Bu hükme aykırı sözleşme hükümleri Kuruma karşı geçersizdir.” hükmü düzenlenmiştir.
5510 sayılı Kanun, işyerinin devrinin niteliğini tüm unsurlarıyla ayrıntılı olarak tanımlamamış; ancak sosyal güvenlik alacakları yönünden devrin sonuçlarını ele almıştır. sosyal güvenlik hukuku anlamında bir işyerinin devrinden bahsedebilmek için; o işyerinin sigortalıları ile yeni bir işverenin emrine geçmiş bulunması şartı aranır. Zira sosyal güvenlik hukuku yönünden bir işyerinden söz edilebilmesi için, o işyerinde bir çalışanın bulunması gereklidir. Çalışan sigortalıları ile birlikte ve faal bir şekilde olmaksızın bir işyerinin tesisat, makine, bina gibi unsurlarının devredilmesi, ya da daha sarih bir ifadeyle, satılması, işyeri devri olarak değerlendirilemez .
İşyerinin devrinde ve intikalinde, gerçekte işyeri değil; yalnızca o işyerinin işvereni değişmektedir. İşyerinin kapatılmasından ya da tasfiyesinden sonra, yeni bir işveren tarafından aynı fiziki mekânda ve aynı işi yapacak şekilde yepyeni bir işyeri açılması halinde ise, sosyal güvenlik hukuku yönünden bir devirden söz edilemeyecektir. Bir işverenin, işyerindeki işi durdurup tüm çalışanların iş akitlerini feshetmesi sonrasında, işyerinin aktif ve pasif varlıklarını başka birine satışı, sosyal güvenlik hukuku yönünden işyeri devri kavramını içermez.
İşyerinin devri, işler haldeki bir işyerinin çalışanları ve çeşitli unsurları ile bir başka işverene geçmesini ifade eder.
Yukarıda açıklanan ilkeler ışığında; 09.05.2014 tarihinde vefat eden …’un işyerine 03.06.2003 tarihinde tüzel kişilik kazandırarak limited şirkete dönüştürüp dönüştürmediği, bu haliyle işyeri devri yapılıp yapılmadığı araştırılmadan, işyeri devri varsa her bir dönem için ayrı ayrı tespit yapılıp işverenler belirlenmeden yazılı şekilde karar verilmesi usul ve yasaya aykırı olup bozma nedenidir.
O halde, davalı şirket vekili ve davalı Kurum vekilinin bu yönleri amaçlayan temyiz itirazları kabul edilmeli ve … Bölge Adliye Mahkemesi 10. Hukuk Dairesinin istinaf başvurusunun esastan reddine ilişkin kararının kaldırılarak İlk Derece Mahkemesince verilen hüküm bozulmalıdır.
SONUÇ: … Bölge Adliye Mahkemesi 10. Hukuk Dairesi kararının HMK’nın 373/1. Maddesi gereğince kaldırılarak temyiz edilen ilk derece mahkemesi hükmünün yukarıda açıklanan nedenlerle BOZULMASINA, temyiz harcının istek halinde davalılardan …Mobilya Tekstil Ağaç Ürünleri … Eşya İnş. Taah. San. ve Tic. Ltd. Şti.’ye iadesine, dosyanın kararı veren İlk Derece Mahkemesine, kararın bir örneğinin Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine, 18.10.2021 gününde oybirliğiyle karar verildi.