Yargıtay Kararı 10. Hukuk Dairesi 2021/4567 E. 2021/13585 K. 04.11.2021 T.

YARGITAY KARARI
DAİRE : 10. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2021/4567
KARAR NO : 2021/13585
KARAR TARİHİ : 04.11.2021

Bölge Adliye
Mahkemesi : … Bölge Adliye Mahkemesi …. Hukuk Dairesi

Dava, 1479 sayılı Yasa kapsamında zorunlu sigortalı olduğunun tespiti istemine ilişkindir.
İlk Derece Mahkemesince, hükümde belirtilen gerekçelerle davanın reddine dair verilen karara karşı davacı vekili tarafından istinaf yoluna başvurulması üzerine, … Bölge Adliye Mahkemesi …. Hukuk Dairesince istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmiştir.
… Bölge Adliye Mahkemesi …. Hukuk Dairesince verilen kararın, davacı vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine, temyiz isteğinin süresinde olduğu anlaşıldıktan ve Tetkik Hâkimi … tarafından düzenlenen raporla dosyadaki kâğıtlar okunduktan sonra işin gereği düşünüldü ve aşağıdaki karar tespit edildi.
I-İSTEM:
Davacı vekili dava dilekçesinde özetle; müvekkilinin … bağ-kur numarası ile davalı Kuruma kaydının yapıldığını ve davalı Kuruma yaptığı 11 adet ödemenin Kurum kayıtlarında adına tescil edilmiş olan … sicil numarasına ait ödeme listesinde gözüktüğünü, müvekkilinin davalı Kuruma müracaat ederek Kurum kayıtlarında görünmeyen bağ-kur sigortalılık kayıtlarının sisteme dahil edilmesini talep etiğini, ancak davalı Kurum tarafından 2016/20 sayılı genelge gereğince … yılları arasında yapılan 11 adet ödemeye istinaden … bağ-kur numarası ile tescilinin yapılabilmesi için makbuz asıllarının istendiğini, müvekkili tarafından mezkur ödemelere ait makbuz asıllarının mevcut olmadığının Kuruma bildirilmesi üzerine müvekkilinin yapmış olduğu 11 adet ödemeye istinaden Kurum kayıtlarının düzeltilmesi talebinin reddedildiğini, davalı Kurumun müvekkiline gönderdiği cevabi yazılar ile de sabit olduğu üzere, müvekkilinin … yıllarınnda yaptığı 11 adet ödemenin Kurum kayıtlarında varlığının kabul edildiğinden bahisle; müvekkilinin … bağ-kur numarası ile 1983-1984 yılları arasında yaptığı 11 adet ödemeye istinaden Kurum kayıtlarının düzeltilmesine karar verilmesini talep ve dava etmiştir.
II-CEVAP:
Davalı Kurum vekili cevap dilekçesinde özetle; davacının Kurumdan talep ettiği hususları belgelemesi gerektiğini, bu kapsamda davacının müvekkili Kuruma yaptığı müracaata verilen cevapta davacı tarafından yapıldığı ileri sürülen 11 adet ödeme makbuzunun ibrazı ile 1983-1984 yıllarına ait tüm ticari faaliyetlerinin ibrazının talep edildiğini, müvekkili Kurum kayıtlarında, davacının 1983-1984 yılları arasında 1479 sayılı Kanun kapsamında sigortalılığının bulunmadığını, bu konuda herhangi bir borçlanma talebinin olmadığını, herhangi bir prim ödemesinin müvekkili Kuruma yapılmadığının tespit edildiğini ve bağ-kur sigortalılığının hangi koşullarda kazanılıp kaybedileceğinin yasada açıkça belirtildiğini, davacının bağ-kur’lu sayılmasını gerektirecek yasal durum da bulunmadığını belirterek davanın reddine karar verilmesini talep etmiştir.
III-MAHKEME KARARI:
A-İLK DERECE MAHKEME KARARI
Mahkemece davanın reddine karar verilmiştir.
B-BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ KARARI
Dosya kapsamı, delil durumu itibariyle, kararda mahkemenin vakıa ve hukuki değerlendirmesi bakımından usul ve esas yönünden yasaya aykırı bir durum bulunmamasına göre, davacı vekilinin istinaf başvurusunun HMK’nun 353/1-b.1 maddesi gereğince esastan reddine,
IV-TEMYİZ KANUN YOLUNA BAŞVURU VE NEDENLERİ:
Davacı vekili; müvekkili ile davalı Kurum arasında ödemelerin davalı Kuruma yapıldığı hususunda uyuşmazlık bulunmadığını, somut olayda ispat yükünün davalı Kuruma ait olduğunu, müvekkilinin makbuz asıllarını sunma yükümlülüğünün bulunmadığını ve tescil belgesinin sahte olduğu iddia ediliyorsa bunun da davalı Kurum tarafından ispatlanması gerektiğini belirterek kararın bozulmasını talep etmiştir.
V-İLGİLİ HUKUK KURALLARI VE ESASIN İNCELEMESİ:
Davanın yasal dayanağı; 01.10.2008 tarihinde yürürlüğe giren 5510 sayılı Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanununun Geçici 7. maddesindeki; “Bu Kanunun yürürlük tarihine kadar 17.07.1964 tarihli ve 506 sayılı, 02.09.1971 tarihli ve 1479 sayılı, 17.10.1983 tarihli ve 2925 sayılı, bu Kanunla mülga 17.10.1983 tarihli ve 2926 sayılı, 08.06.1949 tarihli ve 5434 sayılı kanunlar ile 17.07.1964 tarihli ve 506 sayılı Kanunun geçici 20. maddesine göre sandıklara tâbi sigortalılık başlangıçları ile hizmet süreleri, fiilî hizmet süresi zammı, itibarî hizmet süreleri, borçlandırılan ve ihya edilen süreler ve sigortalılık süreleri tabi oldukları Kanun hükümlerine göre değerlendirilirler.” düzenlemesi ve genel olarak Kanunların geriye yürümemesi (geçmişe etkili olmaması) kuralı gereği 1479 sayılı Yasanın 24 ve 25 maddeleridir.
01.04.1972 tarihinde yürürlüğe giren 1479 sayılı Kanunun 24 ve 25. maddelerinde “…kendi adına ve hesabına çalışanlar olarak nitelendirilen bağımsız çalışanlardan kanunla kurulu meslek kuruluşlarına yazılı olan gerçek kişiler…”, “meslek kuruluşuna yazılarak çalışmaya başladıkları tarihten itibaren” zorunlu Bağ-Kur sigortalısı sayılmışken, anılan maddelerde 19.04.1979 gün ve 2229 sayılı Kanun ile yapılan değişiklik ile meslek kuruluş kaydı zorunluluğu kaldırılarak, “kendi adına ve hesabına” çalışma koşulu ve belirtilen nitelikte çalışmaya başlama tarihi sigortalılık niteliğini kazanmak için yeterli kabul edilmiştir.20.04.1982 tarihinde yürürlüğe giren 2654 sayılı Kanun ile yapılan düzenlemede, kendi adına ve hesabına çalışma koşuluna ek olarak “gerçek ve götürü usulde gelir vergisi mükellefi olanlar” için mükellefiyetin başlangıç tarihinden, “kendi adına ve hesabına bağımsız çalışmakla beraber gelir vergisinden muaf olanlardan kanunla kurulu meslek kuruluşlarına usulüne uygun olarak kayıtlı olanlar” kayıtlı oldukları tarihten itibaren sigortalı sayılmaktadır.
22.03.1985 tarihinde yürürlüğe giren 3165 sayılı Kanun ile yapılan değişiklikte ise, bu kez, kendi adına ve hesabına bağımsız çalışanlardan; “gerçek ve götürü usulde gelir vergisi mükellefi olanlar, Esnaf ve Sanatkârlar Siciline kayıtlı bulunanlar veya kanunla kurulu meslek kuruluşuna usulüne uygun kayıtlı bulunanlardan” gelir vergisi mükellefi olanlar, mükellefiyetin başlangıç tarihinden, gelir vergisinden muaf olanlar ile vergi kaydı bulunmayanlar da Esnaf ve Sanatkârlar Siciline veya kanunla kurulu meslek kuruluşlarına kayıt oldukları tarihten itibaren kendiliğinden sigortalı sayılmışlardır.
02.08.2003 tarihinde yürürlüğe giren 4956 sayılı Kanun ile getirilen düzenlemede de; kendi adına ve hesabına bağımsız çalışanlardan; “gelir vergisi mükellefi olanlar ile, gelir vergisinden muaf olanlardan Esnaf ve Sanatkar Sicili ile birlikte kanunla kurulu meslek kuruluşuna usulüne uygun olarak kayıt olanlar” sigortalı sayılmışlardır.
Yukarıda açıklanan tüm bu Kanunlarla yapılan değişiklikler; önceki mevzuatın öngördüğü koşullara sahip olan sigortalıların, sigortalılık niteliklerine son vermemekte, değişikliklerin yürürlüğe girdiği tarihten sonra Bağ-Kur sigortalılık niteliğini kazananlar yönünden yeni düzenlemeler içermektedir. Tersinin kabulü, kazanılmış hakları ortadan kaldırmak olur ki, bu durumun kabulüne yasaca ve hukukça olanak olmadığı açıktır.
Davaya konu olayda, davacı, 1479 sayılı Yasa kapsamında,kuruma intikal eden giriş bildirgesinin bulunmadığı, ancak davacının dilekçe ekinde sunduğu davacının kimlik bilgilerini içeren … bağkur sicil numarası ile … tarihleri arası 11 adet ödemenin kuruma intikal ettiği kurum ile yapılan yazışmada belirtilen sicil numarasının kimseye ait olmadığının bildirildiği anlaşılmaktadır.
Hâl böyle olunca, Mahkemece, öncelikle davanın talebi olan kurum kayıtlarının düzeltilmesinden neyin kastedildiği davacıdan sorulup açıklığa kavuşturulmalı, davanın kapsamın ve niteliği belirlenmeli, talebin prim ödemelerinden yola çıkılarak siğortalılık süresinin tespiti talebi halinde ise intikal etmeyen belgede (bağkur kayıt formu) yer alan sicil numarasının kurum tarafından başka birine verilmediği, belgedeki kimlik bilgileri davacının bilgileri ile uyumlu olduğu ve 11 adet ödemenin mevcudiyeti ihtilaf konusu olmadığı gözetilerek ilgili banka nezdinde araştırma yapılarak, davacının aradan geçen yıllar itibariyle makbuzları muhafazasındaki zorluluklar dikkate alınarak ödemenin aidiyeti konusunda Kurumca, her hangi bir kimseye malledilmesi durumununda bulunmadığı dikkate alındığında ispat yükümlüğünün bu çerçevede değerlendirilmek suretiyle varılacak sonuca göre karar verilmesi gerekirken yazılı şekilde karar tesisi hatalı olup bozma nedenidir
Bu maddi ve hukuki olgular göz önünde bulundurulmaksızın, eksik inceleme ve araştırmayla yazılı şekilde karar tesisi, usul ve yasaya aykırı olup bozma nedenidir.
O hâlde, davacı vekilinin bu yönleri amaçlayan temyiz itirazları kabul edilmeli ve … Bölge Adliye Mahkemesi …. Hukuk Dairesinin istinaf başvurusunun esastan reddine ilişkin kararının kaldırılarak İlk Derece Mahkemesince verilen hüküm bozulmalıdır.
SONUÇ: … Bölge Adliye Mahkemesi …. Hukuk Dairesi kararının HMK’nın 373/1 maddesi gereği kaldırılarak, temyiz edilen ilk derece mahkemesi hükmünün yukarıda açıklanan nedenlerle BOZULMASINA, peşin yatırılan harcın istek halinde davacıya iadesine, dosyanın kararı veren İlk Derece Mahkemesine, kararın bir örneğinin Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine, 04.10.2021 gününde oybirliğiyle karar verildi.