Yargıtay Kararı 10. Hukuk Dairesi 2022/4213 E. 2022/8109 K. 30.05.2022 T.

YARGITAY KARARI
DAİRE : 10. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2022/4213
KARAR NO : 2022/8109
KARAR TARİHİ : 30.05.2022

Mahkemesi :İş Mahkemesi

Asıl ve birleşen davalar rücuan tazminat istemine ilişkindir.
Mahkemece, bozma üzerine yapılan yargılamada, asıl dava ile birleşen 2015/281 esas sayılı davaların kabulüne, birleşen 2015/207 esas sayılı davanın usulden reddine karar verilmiştir.
Hükmün, davacı Kurum ile davalılar vekilleri tarafından temyiz edilmesi üzerine, temyiz isteklerinin süresinde olduğu anlaşıldıktan ve Tetkik Hakimi … tarafından düzenlenen raporla dosyadaki kağıtlar okunduktan sonra işin gereği düşünüldü ve aşağıdaki karar tespit edildi.
Asıl ve birleşen davalar; 22.02.2013 tarihli iş kazası sebebiyle 14.06.2013 tarihinde vefat eden sigortalının hak sahiplerine bağlanan gelir ile yapılan tedavi masraflarının rücuan tahsili istemine ilişkin olup, mahkemece bozma üzerine yapılan yargılamada; %80 işveren (…’ın %10 kusuru bu kusurun içinde), %10 ölen sigortalı ve %10 kaçınılmazlık olduğunu bildiren kusur raporu esas alınarak asıl dava ile birleşen 2015/281 esas sayılı davaların kabulüne, birleşen 2015/207 esas sayılı davanın usulden reddine karar verilmiştir.
1- Kaçınılmazlık; hukuksal ve teknik anlamda; fennen önlenmesi mümkün bulunmayan başka bir anlatımla, işverence mevzuatın öngördüğü tüm önlemlerin alınmış olduğu koşullarda dahi önlenmesi mümkün bulunmayan durum ve sonuçları ifade eder. Olayın önlenemezliği hususunu açmak gerekirse; buradaki önlenemezlik olayla ilgili değildir. Önlenemezlik unsuru, tamamen davranış normu ve borca aykırılıkla ilgili olup alınabilinecek tüm tedbirler alınmış olunsa dahi bir davranış normunun veya sözleşmeden doğan bir borcun ihlalinin ifadesidir. Yani olay önlenemez olmasına rağmen bir davranış kuralına ya da sözleşmeden doğan borca aykırılık önlenebiliyorsa artık kaçınılmazlıktan söz etme imkanı yoktur.
Somut olayda, meydana gelen kazanın önlem alınarak önlenebilir nitelikteki bir maden kazası olduğu anlaşıldığından kaçınılmazlık söz konusu olmaz.
2- Rücu davaları kusur sorumluluğuna dayanmakta olup, iş kazasında kusuru olanlar davacı Kurumun rücu alacağından kusurları karşılığında sorumludur. Kusurun belirlenmesinde ise; zararlandırıcı sigorta olayının ne şekilde oluştuğunun, dosya içeriğindeki tüm deliller taktir olunarak belirlenmeli ve kabul edilen maddi olgular doğrultusunda, konusunda uzman bilirkişi heyetinden, aynı olay nedeni ile daha önce açılmış ve kesinleşmiş tazminat ve ceza davaları varsa, bu davalardaki kusur raporları ile çelişki oluşturmayacak şekilde kusur oran ve aidiyeti konusunda rapor alınması gereklidir. Kusur durumu saptanırken, iş güvenliği mevzuatına göre hangi önlemlerin alınması gerektiğinin, bu önlemlerin işverence alınıp alınmadığının ve alınmış önlemlere sigortalı işçinin uyup uymadığı değerlendirilerek belirlenmesi gerekir.
Eldeki davada alınan kusur raporunda davalı işverenliğe %80, kazalı sigortalıya %10 oranında kusur verilmişse de kusur oran ve aidiyetleri kazanın oluş biçimine uygun değildir. Kazalı sigortalının ustabaşı konumunda, tahkimatla görevli, işinde tecrübeli olduğu, işin yürütülmesiyle ilgili sorumlulukları bulunduğu, iş güvenliği eğitimleri aldığı anlaşıldığından kusur oranı daha fazla olmalıdır. Bu nedenle oluşa uygun çelişkileri gideren, kaçınılmazlığa yer verilmeyen yeni bir kusur raporu alınarak oluşacak sonuca göre bir karar verilmelidir.
3- Kabule göre de; hükme esas alınan kusur oranlarına göre kurulan hüküm, müşterek ve müteselsil sorumluluk esaslarına göre oluşturulmamış olup hatalıdır. Mahkemece yeniden alınacak kusur raporuyla birlikte 5510 sayılı yasanın 21/1 ve 21/4 hükümleri gözetilmek suretiyle sorumluluk belirlenmelidir.
O halde, taraf vekillerinin bu yönleri amaçlayan temyiz itirazları kabul edilmeli ve hüküm bozulmalıdır.
SONUÇ: Temyiz edilen hükmün yukarıda açıklanan nedenlerle BOZULMASINA, temyiz harcının istek halinde davalılara iadesine, 30.05.2022 gününde oybirliğiyle karar verildi.