Yargıtay Kararı 10. Hukuk Dairesi 2023/11648 E. 2023/12993 K. 18.12.2023 T.

YARGITAY KARARI
DAİRE : 10. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2023/11648
KARAR NO : 2023/12993
KARAR TARİHİ : 18.12.2023

MAHKEMESİ : … Bölge Adliye Mahkemesi 10. Hukuk Dairesi
SAYISI : 2023/1363 E., 2023/1693 K.
HÜKÜM/KARAR : Kabul
İLK DERECE MAHKEMESİ : … 3. İş Mahkemesi
SAYISI : 2018/282 E., 2019/8 K.

Taraflar arasındaki sürekli iş göremezlik oranının tespiti davasında verilen direnme kararı hakkında yapılan temyiz incelemesi sonucunda, Hukuk Genel Kurulu tarafından Bölge Adliye Mahkemesi kararının bozulmasına karar verilmiştir.

Bölge Adliye Mahkemesince yeniden yapılan yargılama sonucunda, davanın kabulüne karar verilmiştir.

Bölge Adliye Mahkemesi kararı, davalı işveren vekili ile davalı Kurum vekili tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda; temyiz dilekçelerinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi … tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü:

I.DAVA
Davacı vekili dava dilekçesinde özetle; davacının, davalı işveren nezdinde çalışırken 11.10.2011 tarihinde geçirdiği iş kazası nedeniyle maddi ve manevi tazminat istemiyle … 1. İş Mahkemesi 2015/688 Esasına kayden dava açtığı; Kurum tarafından, davacının meslekte kazanma gücü kaybı oranının % 7,3 olarak tespit edildiği; itiraz üzerine Yüksek Sağlık Kurulunun 27.05.2016 tarihli kararı ile % 2,1, Adli Tıp 3. İhtisas Kurulunun 27.02.2017 tarihli raporu ile % 9,2, Adli Tıp İkinci Üst Kurulunun 12.04.2018 tarihli raporunda ise % 9,2 olarak tespit edildiği; meslekte kazanma gücü kaybı oranının Adli Tıp İkinci Üst Kurulunun tespit ettiği % 9,2 oranı olarak düzeltilmesi için Kuruma yapılan başvuruya cevap verilmediği iddiasıyla davacının meslekte kazanma gücü kaybı oranının Adli Tıp İkinci Üst Kurulunun 12.04.2018 tarihli raporu doğrultusunda %9,2 olarak tespitine karar verilmesini talep ve dava etmiştir.

II.CEVAP
Davalı Kurum vekili cevap dilekçesinde; Kurum sağlık kurulu tarafından yapılan değerlendirme sonucu davacının meslekte kazanma gücü kaybı oranı % 7,3 olarak belirlendiğinden sürekli iş göremezlik geliri bağlanmadığı savunmasıyla davanın reddine karar verilmesini talep etmiştir.

Davalı işveren vekili cevap dilekçesinde özetle; davacının iş göremezlik oranına ilişkin iddialarının … 1. İş Mahkemesinde açılan tazminat davasında değerlendirilebileceğinden eldeki tespit davasını açmakta hukuki yararının bulunmadığı, davanın meslekte kazanma gücü kaybı oranının Adli Tıp İhtisas Kurulu raporu doğrultusunda % 9,2 olarak kabul edilmesi talebini reddeden Kurum işleminin iptali niteliğine olduğu ve davalı işverenin davacının talebinin kabul veya ret edilmesine ilişkin Kurum işlemine müdahil olmasının mümkün olmadığı savunmasıyla davanın reddine karar verilmesini talep etmiştir.

III.İLK DERECE MAHKEME KARARI
İlk Derece Mahkemesinin 07.02.2019 tarihli ve 2018/282 Esas, 2019/8 Karar sayılı kararı ile Adli Tıp 3. İhtisas Kurulunun 27.02.2017 tarihli ve Adli Tıp İkinci Üst Kurulunun 12.04.2018 tarihli raporlarında davacının %9,2 oranında meslekte kazanma gücünü kaybetmiş sayılacağının belirlendiği gerekçesiyle davanın kabulüne, davacının %9,2 oranında meslekte kazanma gücünü kaybettiğinin tespitine karar verilmiştir.

IV.İSTİNAF
A.İstinaf Yoluna Başvuranlar
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davalılar vekilleri istinaf başvurusunda bulunmuşlardır.

B. Gerekçe ve Sonuç
Bölge Adliye Mahkemesinin 21.05.2021 tarihli ve 2019/744 Esas, 2021/875 Karar sayılı kararı ile davalı şirket aleyhine iş kazasından kaynaklanan tazminat talebiyle açılan davanın yargılamasının yapıldığı … 1. İş Mahkemesinin 2015/688 Esas sayılı dosyasında davacı vekilinin sürekli iş göremezlik oranının % 9,2 olarak kabulü için Kuruma başvuru yapacaklarını bildirmesi üzerine 31.05.2018 tarihli ara karar ile davacı vekiline süre verildiği, tazminat davasında Adli Tıp 3. İhtisas Kurulunun 27.02.2017 tarihli ve Adli Tıp İkinci Üst Kurulunun 12.04.2018 tarihli raporlarında davacının %9,2 meslekte kazanma gücünü kaybetmiş sayılacağının bildirildiği, davacının kendi istemi ile sürekli iş göremezlik oranının tespiti istemiyle eldeki davayı açtığı, 5510 sayılı Kanun’un 19 uncu maddesi uyarınca meslekte kazanma gücü en az %10 oranında azaldığı tespit edilen sigortalının sürekli iş göremezlik gelirine hak kazanacağı, bu nedenle davacının eldeki davayı açmakta sosyal güvenlik hukuku yönünden hukuki yararı bulunmadığı gibi işveren aleyhine açılan tazminat davasında Adli Tıp raporlarının esas alınması gerektiği dikkate alındığında davacının dava açmakta hukuki yararı bulunmadığı gerekçesiyle davalılar vekillerinin istinaf başvurularının kabulü ile İlk Derece Mahkemesi kararı kaldırılıp düzeltilerek yeniden esas hakkında hüküm kurulmak suretiyle davanın hukuki yarar dava şartı yokluğundan usulden reddine karar verilmiştir.

V.BOZMA VE BOZMADAN SONRAKİ YARGILAMA SÜRECİ
A. Bozma Kararı
1. Bölge Adliye Mahkemesinin 21.05.2021 tarihli ve 2019/744 Esas, 2021/875 Karar sayılı kararına karşı süresi içinde davacı vekili ile davalı Kurum vekili temyiz isteminde bulunmuşlardır.

2. Dairemiz tarafından 20.01.2022 tarihli ve 2021/9923 Esas, 2022/814 Karar sayılı ilamla aşağıdaki gerekçeyle Bölge Adliye Mahkemesi kararı bozulmuştur:

“…Medeni usul hukukunda hukuki yarar, mahkemeden hukuksal korunma istemi ile bir davanın açılabilmesi için davacının bu davayı açmakta (veya mahkemeden hukuksal korunma istemekte) bir çıkarının bulunmasıdır.

Davacının dava açmakta hukuk kuralları tarafından haklı bulunan (korunan) bir yararı olmalı, hakkını elde edebilmesi için mahkeme kararına ihtiyacı bulunmalı ve davacı mahkemeyi gereksiz yere uğraştırmamalıdır (Arslan, R.; aktaran: Hanağası, E., Davada Menfaat, … 2009, önsöz VII).

Hukuk Genel Kurulunun 24.06.1992 gün ve 1992/1-347 E., 1992/396 K. ve 30.05.2001 gün ve 2001/14-443 E., 2001/458 K. sayılı kararlarında da belirtildiği üzere buna hukuki korunma (himaye) ihtiyacı da denir (Rechts-schutzbedürfnis). Mahkemelerden hukuki himaye istenmesinde, himayeye değer bir yarar olmalıdır.

Öte yandan, bu hukuksal yararın, “hukuki ve meşru”, “doğrudan ve kişisel”, “doğmuş ve güncel” olması gerekir (Hanağası, E., a.g.e, s.135).

01.10.2011 tarihinde yürürlüğe giren 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nda öğreti ve yargısal kararların bu uygulaması aynen benimsenerek, davacının dava açmakta hukuki yararının bulunması “Dava Şartları” başlıklı 114. maddesinin 1. fıkrasının (h) bendinde açıkça dava şartları arasında sayılmıştır.

Bir davada hukuki yarar ilkesinin dava şartı olarak gözetilmesinin yargılamanın amacına ve usul ekonomisi ilkesine uygun olarak yargılama yapılmasına yarar sağlayacağı her türlü duraksamadan uzaktır.

Bu ilkeden hareketle, dava şartı olarak hukuki yararın varlığının mahkemece taraflarca dava dosyasına sunulmuş deliller, olay veya olgular çerçevesinde, kural olarak davanın açıldığı tarihe göre, kendiliğinden ve yargılamanın her aşamasında gözetilmesi gerekir. Bu sayede iç hukukumuzun bir parçası olan Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi (İnsan Hakları ve Temel Özgürlüklerin Korunmasına İlişkin Sözleşme)’nin 6. maddesi ve 1982 Anayasasının 36 ncı maddesinde düzenlenen “hak arama özgürlüğü” nün dürüstlük kuralına uygun kullanılması sağlanabilecek; bu durum, haksız davalar açmak suretiyle, dava hakkının kötüye kullanılmasına karşı bir güvence oluşturacaktır.

Dava açmaktaki hukuki yarar; hukuk düzenince kabul edilmiş meşru bir yarar olmalı, bu yarar dava açan hak sahibi ile ilgili olmalı ve dava açıldığı sırada halen mevcut bulunmalıdır. Ayrıca açılacak davanın ortaya çıkacak tehlikeyi bertaraf edecek nitelikte olması gerekir. Bir kimsenin hakkına ulaşmak için mahkeme kararının o an için gerekli olması durumunda hukuki yararın olduğundan söz edilebilir. Bir mahkeme kararına ihtiyaç yoksa hukuki yarardan söz edilemez (Pekcanıtez, H., Atalay, O., Özekes, M.; Medeni Usul Hukuku, … 2011, s.297).

Uyuşmazlığın çözümünde, hukuki yarar kavramının tespit davasındaki yansımasının ne olacağının ayrıca irdelenmesi gerekir.

Tespit davaları, bir hukuki ilişkinin var olup olmadığının tespitine ilişkin davalar olup konusunu hukuki ilişkiler oluşturur. Bu dava türü ile bir hukuksal ilişkinin varlığı veya yokluğu saptanmaktadır. Bu davalarda davacının amacı ve dolayısıyla talep sonucu, bir hukuki ilişkinin varlığının ya da yokluğunun veyahut içeriğinin belirlenmesi olup, istemin kabule şayan olabilmesi için bu davanın konusunu oluşturan hukuki ilişkinin var olup olmadığının mahkemece hemen tespit edilmesinde davacının menfaatinin (hukuki yararının) bulunması gerekir.

Bir hukuki ilişkinin hemen tespit edilmesinde hukuki yararın bulunması, şu üç şartın birlikte varlığına bağlıdır: 1)Davacının bir hakkı veya hukuki durumu güncel bir tehlike ile tehdit edilmiş olmalı; 2) Bu tehdit nedeniyle davacının hukuki durumu tereddüt içinde olmalı ve bu husus davacıya zarar verebilecek nitelikte bulunmalı; 3) Yalnız kesin hüküm etkisine sahip olup cebri icraya yetki vermeyen tespit hükmü bu tehlikeyi ortadan kaldırmaya elverişli olmalıdır.

Davacının tespit davası ile istediği hukuki korunma, diğer dava çeşitlerinden biri ile sağlanabiliyorsa, o zaman davacının o konuda tespit davası açmakta hukuki yararı yoktur. (Kuru/ Arslan/ Yılmaz- Medeni Usul Hukuku Ders Kitabı, … 2011, 22. baskı, s.274)

Eldeki davada, … 1. İş Mahkemesi’nin 2015/688 Esas sayılı dosyada işverene karşı açılan maddi ve manevi tazminat davasında yasal prosedür tamamlanmak suretiyle, Adli Tıp Kurumu Üçüncü İhtisas Kurulu’nun ve Adli Tıp İkinci Üst Kurulu’nun kararları ile; davacının %9,2 oranında işgöremez olduğunun belirlendiği, eldeki davanın derdest bulunan maddi ve manevi tazminat dosyasına ilişkin olarak Kurumada husumet yönetilerek açılmış bulunması karşısında, kesinleşen prosedür kapsamında belirlenen işgöremezlik oranın hüküm altına alınması gerekirken dava açılmasında hukuki yarar olmadığından, dava şartı yokluğundan davanın usulden reddi şeklinde hüküm kurulması isabetsiz bulunmuştur.

Bu durumda Mahkemece yapılması gereken iş, davacının davasını açmasında hukuki, korunmaya değer ve güncel bir yararının bulunduğu kabul edilerek işin esasına girilmeli, toplanan tüm deliller birlikte değerlendirilmek suretiyle sonucuna göre bir karar verilmelidir.

O halde, davacı ve davalı Kurum vekillerinin bu yönleri amaçlayan temyiz itirazları kabul edilmeli ve … Bölge Adliye Mahkemesi 10. Hukuk Dairesinin istinaf başvurusunun kabulüne ilişkin kararı bozulmalıdır…”

B. Bölge Adliye Mahkemesince Verilen Direnme Kararı
Bölge Adliye Mahkemesinin 25.05.2022 tarihli ve 2022/793 Esas, 2022/1159 Karar sayılı kararı ile; davacının 11.10.2011 tarihli iş kazası sonucu oluşan meslekte kazanma güç kaybı oranının % 9,2 olduğunun tespitine yönelik istemi ve bu yöndeki İlk Derece Mahkemesi kararının davacı tarafça istinaf başvurusuna konu edilmeyip kabullenilmiş olduğu gözetildiğinde iş kazası sonucu oluşan güç kaybına bağlı olarak 5510 sayılı Kanun kapsamında bir talebinin olmadığını ortaya koyduğu, iş kazasından kaynaklanan tazminat davasında esas alınacak ve tazmin sorumluluk sınırlarını belirlemede etkili olacak bir unsurun Sosyal Güvenlik Kurumunun da taraf olduğu bir davada tartışılmasının hukuki bir dayanağı bulunmadığı ve usul ekonomisi ilkesi de gözetilerek tazminat davası kapsamında çözümü yerine ayrı bir davaya konu edilmesinin iş kazasından kaynaklanan tazminat hakkına ulaşımı geciktirme ve zamanaşımı def’i gibi nedenlerle imkânsızlaştırmaya sebep olacağı, tazminat davasında davacının sürekli iş göremezlik oranının % 9,2 olduğu kabul edilerek sonucu varılmış olup davacının tazminat davası yönünden de böyle bir tespit gereksinimi bulunmadığı, % 10’un üzerinde olduğu iddia edilmeyen sürekli iş göremezlik oranındaki değişimin tazminat hesabında etkisi bulunduğu için sosyal güvenlik hukuku kapsamında dava konusu edilmesinde hukuki yararın bulunduğu kabul edilecek olursa tazminata esas ücret tutarı ve giderek tazminat tutarının dahi Sosyal Güvenlik Kurumuna da husumet yöneltmek suretiyle ayrı bir davaya konu edilmesinde hukuki yararın varlığını kabul etmek gerekeceği, % 10’u bulmayan iş göremezlik oranının sürekli iş göremezlik gelirine hak kazanılması olanağı doğurmadığı yönü gözetildiğinde bu oranın altındaki bir tespitin Kurumun kısa vadeli sigorta kolları kapsamındaki yasal yükümlülükleri üzerinde değişiklik yaratma olasılığı bulunmadığından Hukuk Genel Kurulunun 05.11.2014 tarihli ve 2013/10-1146 E., 2014/845 K. sayılı kararı uyarınca sürekli iş göremezlik oranı tazminat davasında davacı ve davalı şirket yönünden kesinleştiğinden davacının eldeki sürekli iş göremezlik oranın tespiti davasını davalı Kurum ve davalı şirket aleyhine açmasında hukuki yarar bulunmadığı gerekçesiyle önceki kararda direnilmiştir.

C. Yargıtay Hukuk Genel Kurulunca Verilen Karar
1.Bölge Adliye Mahkemesinin 25.05.2022 tarihli ve 2022/793 Esas, 2022/1159 Karar sayılı kararına karşı süresi içinde davacı vekili temyiz isteminde bulunmuştur.

2.Hukuk Genel Kurulu tarafından 01.03.2023 tarihli ve 2022/10-1000 Esas, 2023/140 Karar sayılı ilamla aşağıdaki gerekçeyle Bölge Adliye Mahkemesi kararı bozulmuştur:

“…32. Somut olayda 11.10.2011 tarihinde geçirdiği iş kazası nedeniyle Kurum sağlık kurulunun 07.09.2015 tarihli raporu ile sürekli iş göremezlik oranı %7,3 olarak tespit edilen davacının açtığı iş kazasından kaynaklanan tazminat davasında alınan Adli Tıp 3. İhtisas Kurulunun 27.02.2017 tarihli ve Adli Tıp İkinci Üst Kurulunun 12.04.2018 tarihli raporlarında meslekte kazanma gücü kaybı oranının %9,2 olarak belirlendiği, davacı vekilince meslekte kazanma gücü kaybı oranının %9,2 olarak düzeltilmesi istemi ile Kuruma yapılan başvurunun reddedilmesi üzerine eldeki davanın açıldığı anlaşılmıştır.

33. İlk Derece Mahkemesince tazminat davası yargılamasında alınan Adli Tıp İkinci Üst Kurulu raporu doğrultusunda davanın kabulüne, davacının meslekte kazanma gücü kaybı oranının %9,2 olduğunun tespitine dair verilen karar, davalılar vekillerinin istinaf başvurusu üzerine Bölge Adliye Mahkemesince kaldırılarak davanın hukuki yarar dava şartı yokluğundan usulden reddine karar verilmiştir.

34. Yukarıda yapılan açıklamalar ışığında uyuşmazlık değerlendirildiğinde; davacının Adli Tıp İkinci Üst Kurulu tarafından belirlenen meslekte kazanma gücü kaybı oranının düzeltilmesi talebinin davalı Kurum tarafından Adli Tıp Kurumu kararlarının kendilerini bağlayıcı olmadığı gerekçesiyle reddedilmesi üzerine dava açıldığından talep aynı zamanda Kurum işleminin iptali istemini de içermektedir. Öte yandan davacının meslekte kazanma gücünü %10’dan daha az kaybetmesi hâlinde sürekli iş göremezlik gelirine hak kazanması mümkün değil ise de değişik işverenler yanında ve değişik zamanlarda uğradığı iş kazalarının her birinde %10’un altında sürekli iş göremezliğe uğraması durumunda toplam sürekli iş göremezlik oranı %10 veya üstüne çıkmış ise sürekli iş göremezlik gelirine hak kazanacağı ve tazminat davası yönünden de iş göremezlik oranını tespit ettirmesinin hüküm altına alınacak tazminatların miktarını doğrudan etkileyeceği gözetildiğinde davacının dava açmakta hukuki yararının bulunduğu açıktır. Bu nedenle davacının davasını açmasında hukuki, korunmaya değer ve güncel bir yararının bulunduğu kabul edilerek işin esasına girilmeli, toplanan tüm deliller birlikte değerlendirilmek suretiyle sonucuna göre bir karar verilmelidir.

35. Hâl böyle olunca Hukuk Genel Kurulunca da benimsenen Özel Daire bozma kararına uyulması gerekirken önceki kararda direnilmesi doğru olmamıştır…”

D. Yargıtay Hukuk Genel Kurulu kararından sonra Bölge Adliye Mahkemesince Verilen Karar
Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile uyulması zorunlu Hukuk Genel Kurulu bozma ilamı içeriğinde, … Başkanlığı ve işverene karşı dava açılmasında davacının korunmaya değer hukuki yararının bulunduğunu öngören Özel Daire bozma kararına uyulması gereğine yer verilmiş olup, bozma ilamı içeriğindeki önerme ışığında yapılması gereken başkaca işlem bulunmadığı gerekçesiyle davanın kabulüne, davacı 31694091036 TC Kimlik numaralı …’ın 11.10.2011 tarihinde geçirdiği iş kazasına bağlı meslekte kazanma güç kaybı oranının % 9,2 (Yüzdedokuznoktaiki) olduğunun tespitine karar verilmiştir.

VI.TEMYİZ
A. Temyiz Yoluna Başvuranlar
Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davalılar vekilleri ayrı ayrı temyiz isteminde bulunmuşlardır.

B. Temyiz Sebepleri
Davalı Kurum vekili temyiz dilekçesinde özetle; … iş yerinde çalışmakta iken 11.10.2011 tarihinde iş kazası geçiren davacının, iş kazası ile ilgili olarak düzenlenen Sağlık Kurul rapor ve eklerinin … Sosyal Güvenlik İl Müdürlüğü Kurum Sağlık Kurulu tarafından yapılan değerlendirme sonucu alının 07.09.2015/16076 tarih sayılı kararda ilgilinin MKGAO % 7,3 olarak belirlendiğinden sürekli iş göremezlik geliri bağlanmayıp 8/220220 tahsis numarası verilerek işlem yapıldığı, davacının sürekli iş göremezlik geliri bağlanma şartlarını taşımadığından hakkında işlem yapılamadığı, davacı tarafından açılan tazminat davasında alınan raporlarda davacının maluliyet oranı % 9,2 olarak tespit edilmiş olması sebebiyle Kurum’a yapılan başvurunun kabul edilmediği gerekçesi ile açılan davada herhangi bir hukuki yararı bulunmadığı, kaldı ki, maluliyet oranının ilerleyen zaman içerisinde düşmesi ihtimali söz konusu olduğu iddiasıyla temyiz isteminde bulunmuştur.

Davalı işveren vekili temyiz dilekçesinde özetle; davacının eldeki davayı açmasında hukuki yarar bulunmadığı, davanın esasında Kurum işleminin iptali niteliğinde olduğu, davacı tarafından açılan … 1. İş Mahkemesi 2015/688 E. sayılı maddi ve manevi tazminat istemli dava dosyasında davacının iş kazası sürekli iş göremezlik oranı Adli Tıp Kurumu 2. İhtisas Dairesi tarafından tespit edildiği, diğer bir ifade ile davalı ile davacı arasındaki iş kazası sürekli iş göremezlik oranına ilişkin uyuşmazlığın kesin hükme bağlandığı, eldeki dava ile aynı hususta aleyhlerine vekalet ücreti ile yargılama giderine hükmedildiği iddiasıyla temyiz isteminde bulunmuştur.
C.Gerekçe
1.Uyuşmazlık ve Hukuki Nitelendirme
Dava, sürekli iş göremezlik oranının tespiti davasıdır.

2.İlgili Hukuk
6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun (6100 sayılı Kanun) 369 uncu maddesinin birinci fıkrası ile 370 ve 371 inci maddeleri ile 5510 sayılı Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanunu’nun 16, 19 ve 58 inci maddeleri ilgili hükümlerdir.

3. Değerlendirme
1.Temyiz olunan nihai kararların bozulması 6100 sayılı Kanun’un 371 inci maddesinde yer alan sebeplerden birinin varlığı hâlinde mümkündür.

2. Temyizen incelenen Bölge Adliye Mahkemesi kararının bozmaya uygun olduğu, kararda ve kararın gerekçesinde hukuk kurallarının somut olaya uygulanmasında bir isabetsizlik bulunmadığı, bozmaya uyulmakla karşı taraf yararına kazanılmış hak durumunu oluşturan yönlerin ise yeniden incelenmesine hukukça imkân bulunmadığı anlaşılmakla; temyiz dilekçelerinde ileri sürülen nedenler kararın bozulmasını gerektirecek nitelikte görülmemiştir.

VII. KARAR
Açıklanan sebeplerle;
Temyiz olunan Bölge Adliye Mahkemesi kararının 6100 sayılı Kanun’un 370 inci maddesinin birinci fıkrası uyarınca ONANMASINA,
Dosyanın İlk Derece Mahkemesine gönderilmesine,
18.12.2023 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.