YARGITAY KARARI
DAİRE : 11. Ceza Dairesi
ESAS NO : 2016/10692
KARAR NO : 2016/6847
KARAR TARİHİ : 10.10.2016
MAHKEMESİ :Asliye Ceza Mahkemesi
SUÇ : Vergi usul kanununa muhalefet
HÜKÜM : Mahkumiyet
Hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararının kesinleştiği 25/01/2009’dan itibaren deneme süresi içinde işlenen ikinci suçun suç tarihi olan 09/12/2009’a kadar dava zamanaşımının durduğu gözetilerek yapılan incelemede;
1- …Oluşum İnş… Ltd. Şti. yetkilisi olan sanığın 2003-2004 ve 2005 yıllarında sahte fatura düzenlediğinin iddia edildiği kamu davasında; sahte fatura düzenleme suçunda, suçun maddi konusunun fatura olması, 213 sayılı Vergi Usul Kanunu’nun 227. maddesinin 3. fıkrasındaki ”Bu Kanun’a göre kullanılan veya bu Kanun’un Maliye ve Gümrük Bakanlığına verdiği yetkiye dayanılarak kullanma mecburiyeti getirilen belgelerin, öngörülen zorunlu bilgileri taşımaması halinde bu belgeler vergi kanunları bakımından hiç düzenlenmemiş sayılır” şeklindeki düzenlemeye göre de faturaların Vergi Usul Kanunu’nun 230. maddesinde öngörülen zorunlu bilgileri içermesinin gerekmesi, dosyada faturaların bulunmadığı görülmekle; suça konu faturaların asılları veya onaylı suretleri dosya içerisine konulup incelenerek, kanunda öngörülen şekil şartlarını taşıyıp taşımadığının tespit edilmesi, zamanaşımının değerlendirilebilmesi bakımından gerekçeli karar başlığında 12/10/2006 olarak yazılan suç tarihinin her takvim yılı için son fatura tarihi olarak belirlenmesi ile sonucuna göre sanığın hukuki durumunun takdir ve tayini gerekirken eksik soruşturma sonucu yazılı şekilde hüküm kurulması,
2- Kabule göre de;
a- Kamu davasının vergi suçu ve inceleme raporları ile mütalaaya uygun olarak 2003, 2004 ve 2005 takvim yıllarında “sahte fatura düzenlemek” suçlarından açıldığı, her takvim yılında kendi içerisinde “teselsül eden” sahte fatura düzenlemek suçlarının birbirlerinden bağımsız ve ayrı suçları teşkil edeceği ve sanık hakkında her takvim yılı için ayrı ayrı hüküm tesisi yerine hangi takvim yılından hüküm kurulduğu da belirtilmeksizin tek suçtan ceza tayini, yasaya aykırı,
b-Suç tarihi itibariyle 213 sayılı Kanun’un 359/b-1 maddesinde öngörülen temel cezanın alt sınırının 18 ay olduğu gözetilmeden ve teşdit uygulanmasına ilişkin bir gerekçe gösterilmeden temel cezanın 18 ay yerine 1 yıl 6 ay ve sonuç cezanın 15 ay yerine 1 yıl 3 ay olarak tayin edilmesi suretiyle 5 gün fazla ceza tayini,
c- Sanık hakkında, yalnızca kendi alt soyu üzerindeki velayet, vesayet ve kayyımlık yetkileri yönünden koşullu salıverilme tarihine kadar hak yoksunluğuna hükmedilebileceği gözetilmeden uygulanan TCK’nun 53. maddesinin, Anayasa Mahkemesinin 08/10/2015 tarih, 2014/140 Esas ve 2015/85 Karar sayılı ilamı ile birlikte yeniden değerlendirilmesinde zorunluluk bulunması,
Bozmayı gerektirmiş, sanığın temyiz itirazları bu itibarla yerinde görülmüş olduğundan, hükmün bu sebeplerden, 5320 sayılı Yasanın 8/1. maddesi gereğince uygulanması gereken 1412 sayılı CMUK’nun 321. maddesi uyarınca BOZULMASINA, verilen ceza miktarı itibari ile kazanılmış hakkın saklı tutulmasına, 10/10/2016 gününde oyçokluğuyla karar verildi.
MUHALEFET ŞERHİDİR
Dairemizin 10.10.2016 tarih, 2016/10692 Esas, 2016/6847 Karar sayılı çoğunluk görüşüne aşağıdaki sebepten (kısmen) muhalifim. Sanığın 213 Sayılı VUK’nun 359/b-1 ve TCK’nun 62/1,53 maddeleri ile cezalandırılmasına dair karar esastan incelenip bozulmuş ise de, anılan sanık hakkında hükmün açıklanmasının geri bırakılmasından sonra deneme devresi içinde kasti suç işlediğinden bahisle açıklandığı anlaşılmaktadır.
Oysa;deneme devresi içinde yeniden suç işleyen sanık hakkında … Sulh Ceza Mahkemesinin 2011/751 Esas, 2012/476 sayılı kararı ile iki ayrı kasten yaralama eylemi sebebiyle TCK’nun 86/2, 3-a, 62/1, 52/2. maddeleriyle iki kez 3000 TL doğrudan adli para cezası ile cezalandırılmasına kesin olarak karar verilmiş buna rağmen hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına konu kararla ilgili olarak ilgili mahkemesine ihbarda bulunulduğu görülmüştür.
Kesin olarak verilen kararların olağan yargı yolu içinde temyiz incelenmesine konu edilmesi mümkün değildir. Ancak şartların varlığı halinde kanun yararına bozma suretiyle hukuka aykırılığın giderilmesi mümkündür. Dolayısıyla etkin bir yargısal denetime tabi olmayan kesin hükümlerin hükmün açıklanmasına dayanak alınması mümkün değildir. Bu durum iç hukukumuzun bir parçası olan İnsan Hakları ve Ana Hürriyetleri Korumaya Dair Avrupa Sözleşmesinin 6/2. maddesine güvence altına alınan Masumiyet Karinesinin ihlali niteliğindedir.
Bu sebeplerle anılan mahkeme kararının bozulması gerektiği düşüncesiyle sayın çoğunluğun görüşüne muhalifim. 10.10.2016