Yargıtay Kararı 11. Ceza Dairesi 2017/12319 E. 2019/7001 K. 07.10.2019 T.

YARGITAY KARARI
DAİRE : 11. Ceza Dairesi
ESAS NO : 2017/12319
KARAR NO : 2019/7001
KARAR TARİHİ : 07.10.2019

MAHKEMESİ :Sulh Ceza Mahkemesi
SUÇ : Resmi belgenin düzenlenmesinde yalan beyan, 6136 sayılı yasaya muhalefet
HÜKÜM : Mahkumiyet

I-Sanık … hakkında “Resmi Belgenin Düzenlenmesinde Yalan Beyan“ suçundan kurulan mahkûmiyet hükmüne yönelik sanığın temyiz itirazlarının incelenmesi:
Resmi belgenin düzenlenmesinde yalan beyan suçunun oluşabilmesi için, kişinin açıklamaları üzerine yetkili bir kamu görevlisi tarafından resmi bir belgenin düzenlenmesi ve düzenlenen resmi belgenin beyanın doğruluğunu ispat edici bir güce sahip olması gerekir. Yalan beyanın tek başına kanıtlama gücünün bulunmadığı, bu beyana rağmen görevlinin, beyan edilen hususların doğruluğunu araştırıp da belgeyi sonra düzenlemesinin gerekli olduğu takdirde, belgeye dayanak oluşturan bilgi yalan beyan olmayıp görevlinin araştırması sonucu ulaştığı bilgi olduğundan, yine beyan olunan bilgiler ilgili memur ya da makamın başkaca araştırma yapmasını, belge incelemesini gerektirirse veya yalan beyan üzerine memurun kandırılamaması neticesinde doğru şekilde belge oluşturulması durumunda anılan suçun oluşmayacağı açıktır.
5326 sayılı Kabahatler Kanunu’nun “Kimliği bildirmeme” başlığını taşıyan 40. maddesinin birinci fıkrası “Görevle bağlantılı olarak sorulması halinde kamu görevlisine kimliği veya adresiyle ilgili bilgi vermekten kaçınan veya gerçeğe aykırı beyanda bulunan kişiye, bu görevli tarafından Elli Türk Lirası idari para cezası verilir.” hükmüne haiz olup, bu kabahat fiili ile 5237 sayılı TCK’nin 206. maddesinde düzenlenen suç arasındaki fark, beyanın resmi belge düzenlenmesi sırasında yapılıp yapılmadığıdır. Kamu görevlisinin, görevi nedeniyle resmi belge düzenlediği sırada yalan beyanda bulunulması halinde TCK’nin 206. maddesi uygulanacaktır. Resmi belge düzenlenmesi sırasında olmayıp da kamu görevinin gereği gibi yerine getirilebilmesi için, kamu görevlisinin göreviyle bağlantılı olarak sorması durumunda, kimliği hakkında gerçeğe aykırı beyanda bulunulması halinde Kabahatler Kanunu’nun 40/1. maddesi uyarınca idari para cezası verilmesi gereklidir.
Yukarıdaki açıklamalar ışığında somut olay değerlendirildiğinde; suç tarihinde kolluk görevlilerince yapılan rutin kontroller sırasında durumundan şüphelenilerek durdurulan sanıktan kimliği istendiğinde, kendisini … ismiyle tanıtan sanığın, görevlilere bu kişi adına düzenlenen nüfus cüzdanı fotokopisini ibraz ettiği ve nüfus cüzdanının evde bulunduğunu bildirdiği, ancak gerçek kimlik bilgilerinin tespit için karakola götürüldükten sonra, burada görevlilere gerçek kimlik bilgilerini açıkladığı ve … adına herhangi bir tutanak vb. resmi belge düzenlenmediği anlaşılmakla; sanığın eyleminin 5326 sayılı Kanun’un 40/1. maddesine uyduğu ve 5237 sayılı TCK’nin 206. maddesinde düzenlenen suçun unsurları itibarıyla oluşmadığı gözetilmeden yazılı şekilde hüküm kurulması,
Yasaya aykırı, sanığın temyiz nedenleri bu itibarla yerinde görülmüş olduğundan, hükmün bu sebepten dolayı 5320 sayılı Yasanın 8/1. maddesi gereğince uygulanması gereken 1412 sayılı CMUK’nin 321. maddesi uyarınca istem gibi BOZULMASINA, ancak sanığın lehine bulunan ve eylemine uyan 5326 sayılı Yasanın 40/1. maddesinde öngörülen idari para cezasının miktarına göre 5326 sayılı Kabahatler Kanununun 20/2-d. maddesinde yazılı soruşturma zamanaşımının, eylemin gerçekleştiği 19.03.2012 tarihinden temyiz inceleme tarihine kadar gerçekleştiği anlaşıldığından, yeniden yargılama yapılmasını gerektirmeyen bu hususta CMUK’nin 322. ve Kabahatler Kanununun 24. maddesinin verdiği yetkiye dayanılarak karar verilmesi mümkün bulunduğundan, Kabahatler Kanununun 20/1. maddesi uyarınca sanık hakkında İDARİ PARA CEZASI VERİLMESİNE YER OLMADIĞINA,
II-Sanık … hakkında “6136 sayılı Kanun‘a Muhalefet Etme“ suçundan kurulan mahkûmiyet hükmüne yönelik sanığın temyiz itirazlarının incelenmesi:
Yapılan duruşmaya, toplanıp karar yerinde gösterilen delillere, mahkemenin soruşturma neticelerine uygun şekilde oluşan inanç ve takdirine, incelenen dosya içeriğine göre sanığın yerinde görülmeyen diğer temyiz nedenlerinin reddine, ancak;
1-Hükmün gerekçesinde, sanık hakkında “….hakkında verilen hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına karar verilerek aşağıdaki şekilde hüküm kurulmuştur.” denilmesine rağmen, hüküm fıkrasında “sanığın suç tarihinden önce kasıtlı suçtan mahkûm olmuş bulunması sebebi ile CMK‘nin 231/6. madde şartını yerine getirmediklerinden dolayı sanıklar hakkında verilen hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına yer olmadığına“ denilmek suretiyle gerekçe ile hüküm arasında çelişkiye neden olunması,
2-Temel ceza belirlenirken hapis cezası alt sınırdan uygulandığı hâlde, hapis cezasının yanında hükmolunan adli para cezasının farklı bir gerekçe gösterilmeden alt sınırdan uzaklaşılarak belirlenmesi,
3-Kısa süreli hapis cezası ertelenen sanık hakkında, 5237 sayılı TCK’nin 53/4. maddesi uyarınca aynı Yasanın 53/1. maddesinin uygulanmasına yer olmadığının gözetilmemesi,
4-Adli Emanetin 2012/15 sırasında kayıtlı suça konu eşyaların akıbeti hakkında herhangi bir karar verilmemesi,
Bozmayı gerektirmiş, sanığın temyiz nedenleri bu itibarla yerinde görülmüş olduğundan, hükmün bu sebeplerden dolayı 5320 sayılı Yasanın 8/1. maddesi gereğince uygulanması gereken 1412 sayılı CMUK’nin 321. maddesi uyarınca istem gibi BOZULMASINA, 07.10.2019 tarihinde oy birliği ile karar verildi.