Yargıtay Kararı 11. Ceza Dairesi 2017/6380 E. 2019/3036 K. 25.03.2019 T.

YARGITAY KARARI
DAİRE : 11. Ceza Dairesi
ESAS NO : 2017/6380
KARAR NO : 2019/3036
KARAR TARİHİ : 25.03.2019

MAHKEMESİ :Asliye Ceza Mahkemesi
SUÇ : Resmi belgede sahtecilik, başkasına ait kimlik ya da kimlik bilgilerinin kullanılması
HÜKÜM : Mahkumiyet

1- Resmi belgede sahtecilik suçundan kurulan hükme yönelik temyiz nedenlerinin incelenmesinde;
5237 sayılı TCK’nin 53. maddesine ilişkin uygulamanın Anayasa Mahkemesinin 08.10.2015 tarihli, 2014/140 esas ve 2015/85 karar sayılı iptal kararının infaz aşamasında gözetilmesi mümkün görülmüştür.
Yargılama sürecindeki işlemlerin hukuka uygun olarak yapıldığı, iddia ve savunmada ileri sürülen görüşler ile delillerin gerekçeli kararda gösterilip tartışılarak değerlendirildiği, vicdanî kanının deliller ve dosyadaki bilgilerle uyumlu olarak kesin verilere dayandırıldığı, fiilin sanık tarafından gerçekleştirildiğinin saptandığı, fiile uyan suç tipi ile yaptırımların doğru biçimde belirlenip uygulandığı, kurulan hükümde bir aykırılık bulunmadığı anlaşılmış; sanık müdafiinin temyiz nedenleri yerinde görülmemiş olduğundan, hükmün ONANMASINA, oybirliği ile;
2- Başkasına ait kimlik veya kimlik bilgilerini kullanma suçundan kurulan mahkumiyet hükmüne yönelik temyiz nedenlerinin incelenmesinde;
TCK’nin 268. maddesinde tanımlanan başkasına ait kimlik bilgilerinin kullanılması suçunun oluşması için; failin işlediği suç nedeniyle kendisi hakkında soruşturma ve kovuşturma yapılmasını engellemek amacıyla, başkasına ait kimlik bilgilerini kullanması, TCK’nin 267/1. maddesinde tanımlanan “iftira” suçunun oluşması için ise, yetkili makamlara ihbar veya şikayette bulunmak suretiyle işlemediğini bildiği halde hakkında soruşturma ve kovuşturma başlatılmasını ya da idari yaptırım uygulanmasını sağlamak için bir kimseye hukuka aykırı bir fiil isnat etmesi gerekir.
Somut olayda; 06.10.2012 tarihli tutanak içeriğine göre, kontrollerde durdurulan sanıktan kimliği sorulduğunda, üzerinde kendi resmi bulunan mağdur …’a ait kimliği verdiği, sahteliğinden şüphelenilip sorulduğunda aranması olduğu için olaydan 3 gün önce tamamen sahte olarak ürettiği kimliği taşıdığını ve gerçek kimlik bilgilerini söylediğini savunduğu, üzerinde suç unsuru olup olmadığı sorulduğunda cebinden uyuşturucu madde olduğu anlaşılan maddeyi verdiği, gerçek kimliğinin … olduğunu söylediği ve tutanakların gerçek kimlik bilgilerine göre tanzim edildiği olayda, hakkındaki bütün adli işlemlerin gerçek kimlik bilgileriyle yapıldığı, başkasının kimliğini ya da kimlik bilgilerini kullanarak kendisini suçsuz, diğer kişiyi ise işlemediği bir suçun faili olarak göstermediği anlaşılmakla, 5237 sayılı TCK’nin 268. maddesinde düzenlenen “başkasına ait kimlik veya kimlik bilgilerinin kullanılması” suçunun unsurlarının oluşmadığı gibi mağdur adına düzenlenmiş bir belge bulunmaması nedeniyle TCK’nin 206/1. maddesinde tanımlanan suçun da gerçekleşmediği, sanığın eyleminin 5326 sayılı Kabahatler Kanununun 40/1. madde ve fıkrasında düzenlenen “kimliği hakkında gerçeğe aykırı beyanda bulunmak” kabahatini oluşturduğunun gözetilmemesi,
Yasaya aykırı, sanık müdafiinin temyiz nedenleri bu itibarla yerinde görülmüş olduğundan hükmün bu sebepden dolayı 5320 sayılı Kanunun 8/1. maddesi gereğince uygulanması gereken 1412 sayılı CMUK’nin 321. maddesi uyarınca BOZULMASINA; ancak sanığın eylemine uyan 5326 sayılı Kanunun 40/1. maddesinde öngörülen idari para cezasının miktarına göre 5326 sayılı Kabahatler Kanunu’nun 20/2-c maddesinde yazılı zamanaşımının, eylemin gerçekleştiği 06.10.2012 tarihinden temyiz inceleme tarihine kadar gerçekleştiği anlaşıldığından yeniden yargılama yapılmasını gerektirmeyen bu hususta CMUK’nin 322 ve Kabahatler Kanunu’nun 24. maddesinin verdiği yetkiye dayanılarak karar verilmesi mümkün bulunduğundan Kabahatler Kanunu’nun 20/1. maddesi uyarınca sanık hakkında İDARİ PARA CEZASI VERİLMESİNE YER OLMADIĞINA, 25.03.2019 tarihinde Üye …’un karşı oyu ve oy çokluğu ile karar verildi.
KARŞI OY
Sanık hakkında “Başkasına ait kimlik veya kimlik bilgilerini kullanma” suçundan kurulan mahkûmiyet hükmünün, sanığın eyleminin 5326 sayılı Kabahatler Kanununun 40/1. maddesinde düzenlenen “kimliği hakkında gerçeğe aykırı beyanda bulunmak” kabahatini oluşturduğu gerekçesiyle bozulması gerektiğine dair sayın çoğunluğun görüşüne aşağıdaki nedenlerle katılmıyorum;
Sanık hakkında, 06.10.2012 tarihinde yapılan yol kontrolünde kimliğinin sorulması üzerine, üzerinde kendi resmi bulunan … adına düzenlenmiş kimliği vermesi ve sahteliğinden şüphelenilmesi üzerine gerçek kimliğini söylemesi, üzerinde suç unsuru olup olmadığının sorulması üzerine de cebinden çıkardığı uyuşturucu maddeyi vermesi nedeniyle “resmi belgede sahtecilik” ve “iftira” suçlarından kamu davası açılmıştır.
Sanığın gerçekleştirdiği fiil “sahte kimliğin kullanılması”dır. Resmi belgede sahtecilik suçunun seçimlik hareketlerinden “kullanma” fiilini gerçekleştirmiştir. Bilahare gerçek kimliğini beyan ettikten sonra uyuşturucu madde ortaya çıkmış ve bu madde ile ilgili soruşturma gerçek kimlik üzerinden yapılmıştır. Kendisini bu soruşturmadan kurtarmak amacıyla gerçekleşen bir fiili yoktur. Bu nedenle TCK’nin 268. maddesinde düzenlenen “başkasına ait kimlik bilgilerinin kullanılması” suçunun oluşmadığı yönündeki sayın çoğunluğun görüşüne katılıyorum.
Sanığın sahte kimliği kullanmak ve ayrıca kimliği hakkında gerçeğe aykırı beyanda bulunmak şeklinde iki ayrı fiili söz konusu değildir. Sanığın fiili tekdir. Sahte kimliği kullanmak şeklindeki fiili nedeniyle TCK’nin 204. maddesine göre kurulan hükmün onanmasına karar verilmiştir. Fiilin bir başka suçun işlenmesi sırasında gerçekleşmesi halinde TCK’nin 212. maddesinin uygulanacağı açıktır. Ancak somut olayda “bir başka suçun işlenmesi” söz konusu değildir. Kabahatler kanunun 15. maddesine göre tek fiilin hem “sahtecilik suçunu” hem de “kimliği hakkında gerçeğe aykırı beyanda bulunmak” kabahatini oluşturması halinde yalnızca “suçtan” dolayı ceza verilmesi gerekir. Ayrıca kabahat fiilinden yaptırım uygulanamaz.
Yukarıda belirttiğim nedenlerle “başkasına ait kimlik veya kimlik bilgilerini kullanma” suçundan verilen hükmün bozulmasına karar verilmesi ile yetinilmesi gerektiği görüşündeyim.