YARGITAY KARARI
DAİRE : 11. Ceza Dairesi
ESAS NO : 2019/4791
KARAR NO : 2020/850
KARAR TARİHİ : 05.02.2020
MAHKEMESİ :Asliye Ceza Mahkemesi
SUÇ : Defter ve belge gizleme, sahte fatura düzenleme
HÜKÜM : 1- Sanıkların 2008 takvim yılında işlenen sahte belge düzenlemek suçu hakkında; beraat 2- Sanık …’ın gizleme suçu hakkında; beraat
3-Sanık … 2009,2010,2011 takvim yılları arasında işlenen suç hakkında; mahkumiyet
A-Sanıklar hakkında 2008 takvim yılında sahte fatura düzenleme ve sanık … hakkında defter ile belge gizleme suçlarından verilen beraat hükümlerine yönelik katılan vekilinin temyiz taleplerinin incelenmesi:
213 sayılı VUK’nin 367. maddesi uyarınca kovuşturma şartı olan Vergi Dairesi Başkanlığı mütalaası ve dayanağı olan vergi suçu raporu ile eklerinin sanık … hakkında 2011 yılında defter ve belge gizleme ile 2009, 2010 ve 2011 takvim yıllarında sahte fatura düzenleme suçlarına ilişkin olduğu, İskenderun Cumhuriyet Başsavcılığı’nın, 19.06.2013 ve 11.03.2014 tarihli iddianameleri ile mütalaaya aykırı olarak “ sanıklar hakkında 2008 takvim yılında sahte fatura düzenleme” ve sanık … hakkında defter ile belge gizleme suçlarından kamu davası açıldığı, ancak bu suçla ve sanık … ile ilgili verilen mütalaa bulunmadığı dikkate alınarak; iddianameye konu olan 2008 takvim sahte fatura düzenleme suçu bakımından her iki sanık yönünden, defter ve belge gizleme suçu bakımından ise sanık … yönünden 213 sayılı VUK’nin 367. maddesi gereğince dava şartı olan mütalaanın verilip verilmeyeceğinin Vergi Dairesi Başkanlığından sorularak sonucuna göre sanıkların hukuki durumlarının takdir ve tayini gerekeceği gözetilmeden yargılamaya devamla beraat hükümleri kurulması,
Yasaya aykırı, katılan vekilinin temyiz nedenleri bu itibarla yerinde görülmüş olduğundan, diğer yönleri incelenmeyen hükümlerin bu sebepten dolayı 5320 sayılı Kanunun 8/1. maddesi gereğince uygulanması gereken 1412 sayılı CMUK’nin 321. maddesi uyarınca BOZULMASINA,
B-Sanık … hakkında 2009, 2010 ve 2011 takvim yıllarında sahte fatura düzenleme suçlarından verilen mahkûmiyet hükümlerine yönelik sanık … ve eşinin temyiz taleplerinin incelenmesi:
7201 Sayılı Tebligat Kanunu’nun “Tebliğ imkansızlığı ve tebellüğden imtina” başlıklı 21/1. maddesinde; “Kendisine tebligat yapılacak kimse veya yukarıdaki maddeler mucibince tebligat yapılabilecek kimselerden hiçbiri gösterilen adreste bulunmaz veya tebellüğden imtina ederse, tebliğ memuru tebliğ olunacak evrakı, o yerin muhtar veya ihtiyar heyeti azasından birine veyahut zabıta amir ve memurlarına imza mukabilinde teslim eder ve tesellüm edenin adresini ihtiva eden ihbarnameyi gösterilen adresteki binanın kapısına yapıştırmakla beraber, adreste bulunmama halinde tebliğ olunacak şahsa keyfiyetin haber verilmesini de mümkün oldukça en yakın komşularından birine, varsa yönetici veya kapıcıya da bildirilir. İhbarnamenin kapıya yapıştırıldığı tarih, tebliğ tarihi sayılır” hükmü yer almaktadır. Madde metni, iki hali ile birlikte düzenlemiştir. Bunlardan ilki “adreste bulunmama”, diğeri ise “tebellüğden imtina” dır. Muhatabın adreste bulunmaması halinde tebliğ memurunun ne şekilde davranması gerektiğini düzenleyen Tebligat Kanununun Uygulanmasına Dair Yönetmelik’in 30. maddesinin birinci fıkrasında; “Adres kayıt sistemindeki yerleşim yeri adresine meşruhat verilerek çıkarılan tebligatlar hariç olmak üzere, muhatap veya muhatap adına tebliğ yapılabilecek olanlardan hiçbiri gösterilen adreste sürekli olarak bulunmazsa, tebliğ memurunun, adreste bulunmama sebebini bilmesi muhtemel komşu, yönetici, kapıcı, muhtar, ihtiyar heyeti veya meclisi üyeleri, kolluk amir ve memurlarından araştırarak beyanlarını tebliğ mazbatasına yazıp imzalatması, imzadan çekinmeleri halinde bu durumu yazarak imzalaması gerekir…” denildiği, Tebligat Kanunu’nun “Tebligat Mazbatası” başlıklı 23.maddesinin 7. bendinde “21 inci maddedeki durumun tahaddüsü halinde bu hususlara mütaallik muamelenin yapıldığını, adreste bulunmama ve imtina için gösterilen sebebin”, tebligat mazbatasına yazılmasını emrettiği, tebliğ mazbatasında bulunması gereken bilgiler ve tanzimi, başlıklı Tebligat Yönetmeliği’nin 35.maddesinin (f) bendinde ise “30 uncu ve 31 inci maddelerdeki durumların gerçekleşmesi halinde bu hususlarla ilgili hangi işlemlerin yapıldığını, adreste bulunmama ve kaçınma için gösterilen sebebin” tebligat mazbatasına yazılacağının hüküm altına alındığı görülmüştür. Burada yönetmeliğin 30. maddesi, tebliğ memuruna ilgilinin neden adreste bulunmadığını “tahkik etme” görevini yüklemiştir. Buna göre tebliğ memuru tahkik etmekle kalmayıp, tevsike yönelik olarak yaptığı tahkikatın sonucunu Tebligat Kanunu’nun 23/7. ve Tebligat Yönetmeliği’nin 35/f bendi gereğince tebliğ evrakına yazacak ve maddede açıkça belirtildiği üzere ilgilisine imzalatacaktır. Ancak bu şekilde, yapılan işlemin, usulüne uygun olup olmadığı hakim tarafından denetlenebilir. Muhatabın, tebliğ adresinde ikamet etmekle birlikte, kısa ya da uzun süreli ve geçici olarak adreste bulunmadığının, tevziat saatlerinden sonra geleceğinin beyan ve bunun tevsik edilmesi halinde ancak, maddede sayılanlardan, örneğin muhtara imza karşılığı tebliğ edilip, 2 numaralı fişin kapıya yapıştırılması ve komşunun durumdan haberdar edilmesi işlemlerine geçilebilecektir. Tahkikatta muhatabın adresten kesin olarak ayrıldığının ya da öldüğünün veya tebligatın, tebliğ evrakında belirtilen tarihten önce yapılamayacağının anlaşılması halinde Tebligat Yönetmeliği’nin 30. maddesinin 2., 3., 4. ve 5. fıkraları gereğince işlem yapılacaktır. Bu itibarla; Tebligat Yönetmeliği’nin 30. maddesinde öngörülen şekilde ve maddede belirtilen kişilere sorularak imzaları da alınmak suretiyle, imzadan çekinmeleri halinde, bu husus da belirtilerek, Tebligat Yönetmeliği’nin 35.maddesi gereğince muhatabın adreste geçici olarak bulunmama sebebi ve tevziat saatlerinden sonra geleceği “tevsik edilmeden”, Tebligat Kanunu’nun 21/1. maddesine göre yapılan tebligat işlemi geçersizdir. Zira bu belgeleme işlemi, devamı işlemleri belirlemesi yanında muamelenin doğru olup olmadığına karar verilmesi yönünden yardımcı olacak ve tebliği isteyen makam ve hakimin denetimini sağlayacaktır. Tebligat Kanunu’nun 21/1. maddesine göre yapılan tebligatlarda tebliğ tarihi, maddenin son cümlesinde açıkça belirtildiği üzere, iki numaralı fişin, yani ihbarnamenin kapıya yapıştırıldığı tarihtir. Tebliğ tarihinin bu şekilde belirlenmesi ve geçerli sayılabilmesi, tebliğ memurunun yukarıda açıklanan araştırmayı mutlaka yapmasına ve belgelemesine bağlıdır.
Somut olayda, sanığın yokluğunda verilen kararın sanığın sorgusunda belirttiği adresine muhatap adreste olmadığından ve tebliğe haiz kimse bulunmadığından, komşusu isim ve imzadan imtina ettiği belirtilerek mahalle muhtarı imzasına teslim edildiği görülmüştür. Görüldüğü gibi tebliğ memuru, muhatabın adresten geçici mi yoksa sürekli mi ayrıldığını, adreste bulunmama sebebini ve tevziat saatlerinden sonra geleceğini Tebligat Yönetmeliği’nin 35.maddesi gereğince, Tebligat Yönetmeliği’nin 30. maddesinde sayılan kişilerden sorarak tespit edip, hangi komşuya sorduğuna dair bir açıklama da yapmadan tebliğ işlemlerini tamamlamıştır. Bu hali ile tebliğ işlemi 7201 Sayılı Tebligat Kanunu’nun 21/1 ve 23/7. maddeleri ile Tebligat Yönetmeliği’nin 30 ve 35. maddeleri hükümlerine uygun yapılmamış olmakla usulsüzdür. Bu nedenle sanık … ve eşinin öğrenme üzerine verdikleri 02.10.2015 ve 05.10.2015 tarihli dilekçelerin süresinde olduğu kabul edilerek inceleme yapılmıştır.
1-Sanıkların 30.07.2009 tarihinde hisse devir sözleşmesi ile devraldıkları Turaç Orman Ürünleri….Ltd. Şirketinde sanık …’ın % 0.50 ortak ve müdür olduğu, sanığın babası diğer sanık …’ın ise %99.50 ortak olduğu, 2009, 2010 ve 2011 takvim yıllarında gerçek bir ticari faaliyetleri olmaksızın düzenledikleri tüm belgelerin sahte olduğu iddia edilen olayda, sanık …’in yargılama aşamalarında, düzenlenen belgelerin gerçek olduğunu, oğlu Nuri’nin şirket ortaklığı dışında işlerle hiç bir ilgisi olmadığını beyan ettiği, sanık …’nin de savunmalarında babasının isteği üzerine sadece notere giderek şirkete ortak olduğunu ancak hiç bir işe karışmadığını, şirkette faaliyette bulunmadığını, işlerle bir ilgisi olmadığını, fatura düzenlemediğini savunması ve suçlamaları inkar etmesi karşısında; sahte fatura düzenleme suçunda suçun failinin herkes olabileceği, suçta ve cezada şahsilik prensibi gereği esas amacın suçun şeklî sorumlusu olan kanuni temsilcilerin değil, suçun ayrıntılarını bilen ve oluşumunda rolü olan failleri cezalandırmak olması nedeniyle bu suça iştirak edilmesinin mümkün olması da dikkate alınarak, sanığın sahte fatura düzenleme suçuna iştiraki, suçun unsurlarının ve maddi gerçeğin kuşkuya yer vermeyecek şekilde tespiti bakımından;
a-2009, 2010 ve 2011 takvim yıllarında düzenlenen fatura ve müstahsil makbuzlarının getirtilip, fatura ve müstahsil makbuzlarındaki yazı ve imzaların sanığa ait olup olmadığı konusunda uzman bir kurum veya kuruluştan rapor alınması,
b-Fatura ve müstahsil makbuzlarındaki yazı ve imzaların sanığa ait olmadığının anlaşılması halinde ise; fatura ve müstahsil makbuzlarını kullandığı belirlenen şirket yetkililerinin, CMK’nin 48. maddesi uyarınca çekinme hakları hatırlatılarak tanık sıfatıyla dinlenmesi; kendilerinden, sözü edilen belgeleri hangi hukuki ilişkiye dayanarak kimden aldıklarının, sanığı tanıyıp tanımadıklarının ve fatura ve müstahsil makbuzlarının alınması konusunda sanığın bir iştirakinin bulunup bulunmadığının sorulması,
Sonucuna göre tüm deliller birlikte tartışılarak sanığın hukuki durumunun belirlenmesi gerekirken, eksik araştırma ve inceleme ile mahkûmiyet hükümleri kurulması,
2- Kabule görede; 5237 sayılı TCK’nin 53. maddesine ilişkin uygulamanın, Anayasa Mahkemesi’nin 08.10.2015 tarihli, 2014/140 esas ve 2015/85 karar sayılı iptal kararı ile birlikte yeniden değerlendirilmesinde zorunluluk bulunması,
Bozmayı gerektirmiş, sanık … ve eşinin temyiz talepleri bu itibarla yerinde görülmüş olduğundan, hükümlerin bu sebeplerden dolayı 5320 sayılı Kanun’un 8/1. maddesi gereğince uygulanması gereken 1412 sayılı CMUK’nin 321. maddesi uyarınca BOZULMASINA,
05.02.2020 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.