YARGITAY KARARI
DAİRE : 11. Ceza Dairesi
ESAS NO : 2021/300
KARAR NO : 2023/7921
KARAR TARİHİ : 01.11.2023
MAHKEMESİ :Asliye Ceza Mahkemesi
SAYISI : 2015/409 E., 2015/733 K.
SUÇLAR : Resmi belgede sahtecilik, başkasına ait kimlik veya kimlik bilgilerinin kullanılması
HÜKÜMLER : Mahkûmiyet
TEBLİĞNAME GÖRÜŞÜ : Kısmi onama, Kısmi bozma
Sanık hakkında kurulan hükümlerin; karar tarihi itibarıyla 6723 sayılı Kanun’un 33 üncü maddesiyle değişik 5320 sayılı Kanun’un 8 inci maddesi gereği yürürlükte bulunan 1412 sayılı Ceza Muhakemeleri Usulü Kanunu’nun (1412 sayılı Kanun) 305 inci maddesi gereği temyiz edilebilir oldukları, karar tarihinde yürürlükte bulunan 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun (5271 sayılı Kanun) 260 ıncı maddesinin birinci fıkrası gereği temyiz edenlerin hükümleri temyize hak ve yetkisinin bulunduğu, 1412 sayılı Kanun’un 310 uncu maddesi gereği temyiz isteklerinin süresinde olduğu, aynı Kanun’un 317 nci maddesi gereği temyiz isteklerinin reddini gerektirir bir durumun bulunmadığı yapılan ön inceleme neticesinde tespit edilmekle, gereği düşünüldü:
I. HUKUKÎ SÜREÇ
… 5. Asliye Ceza Mahkemesinin, 17.11.2015 tarihli ve 2015/409 Esas, 2015/733 Karar sayılı kararı ile sanık hakkında resmi belgede sahtecilik suçundan 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun (5237 sayılı Kanun) 204 üncü maddesinin birinci fıkrası, 62 nci ve 53 üncü maddeleri uyarınca 1 yıl 8 ay hapis cezası ile cezalandırılmasına ve hak yoksunluklarına; başkasına ait kimlik veya kimlik bilgilerinin kullanılması suçundan 5237 sayılı Kanun’un 268 inci maddesi delaletiyle 267 nci maddesinin birinci fıkrası, 269 uncu maddesinin birinci fıkrası, 62 nci ve 53 üncü maddeleri uyarınca 2 ay hapis cezası ile cezalandırılmasına ve hak yoksunluklarına karar verilmiştir.
II. TEMYİZ SEBEPLERİ
1. Sanığın temyiz isteği; hükmü temyiz etme iradesinden ibarettir.
2. Sanık müdafinin temyiz isteği; sanığın üzerine atılı suçları işlemediğine ve 16.11.2015 havale tarihli dilekçeyle savunma yapmak için süre talep etmesine rağmen bu talebi hakkında bir karar verilmeden hüküm kurulmak suretiyle savunma hakkının kısıtlandığına ilişkindir.
III. OLAY VE OLGULAR
1. Sanığın, hakkında kasten öldürme suçu ile ilgili olarak yürütülen soruşturma kapsamında yakalandığı sırada kolluk görevlilerine kendisini mağdur … olarak tanıttığı ve yapılan üst aramasında mağdur adına düzenlenmiş ancak üstünde kendisine ait fotoğraf bulunan sahte nüfus cüzdanının ele geçirildiği anlaşılmıştır.
2. Sanık soruşturma aşamasında alınan ifadesinde polis memurlarına ibraz ettiği … adına düzenlenen nüfus cüzdanının sahte olduğunu, bu nüfus cüzdanını Nüfus Müdürlüğünden kendisini kardeşi … olarak tanıtmak suretiyle aldığını beyan etmiş ise de kovuşturma aşamasında alınan savunmasında çifte vatandaş olduğunu ve yakalandığında polis memurlarına Suriye ülkesinden aldığı kimliği ibraz ettiğini beyan etmiştir.
3. Mahkemece, sanığın resmi belgede sahtecilik ve başkasına ait kimlik veya kimlik bilgilerinin kullanılması suçlarını işlediği kabul edilerek temyize konu mahkumiyet hükümleri kurulmuştur.
IV. GEREKÇE
A. Resmi Belgede Sahtecilik Suçundan Kurulan Hüküm Yönünden
1. Sanığın aşamalarda değişen savunmaları, tutanaklar ve tüm dosya kapsamı birlikte değerlendirildiğinde mahkûmiyetine karar veren Mahkemenin kabul ve takdirinde bir isabetsizlik görülmemiş, sanığın 17.11.2015 tarihli celsede alınan savunmasında “haklarımı anladım, savunmamı kendim yapacağım, avukat talebim yoktur” şeklinde beyanda bulunduğunun anlaşılması karşısında sanık müdafinin sanığın savunma hakkının kısıtlandığı yönündeki temyiz sebebi yerinde görülmemiştir.
2. Yargılama sürecindeki işlemlerin usûl ve kanuna uygun olarak yapıldığı, aşamalarda ileri sürülen iddia ve savunmaların toplanan tüm delillerle birlikte gerekçeli kararda gösterilip tartışıldığı, eylemin sanık tarafından gerçekleştirildiğinin saptandığı, vicdanî kanının dosya içindeki belge ve bilgilerle uyumlu olarak kesin verilere dayandırıldığı, eyleme uyan suç vasfı ile yaptırımların doğru biçimde belirlendiği anlaşıldığından, sanık ve müdafiinin yerinde görülmeyen diğer temyiz sebepleri de reddedilmiştir.
B. Başkasına Ait Kimlik veya Kimlik Bilgilerinin Kullanılması Suçu Yönünden
1. 5237 sayılı Kanun’un 268 inci maddesinde tanımlanan başkasına ait kimlik veya kimlik bilgilerinin kullanılması suçunun oluşması için; failin işlediği suç nedeniyle kendisi hakkında soruşturma ve kovuşturma yapılmasını engellemek amacıyla başkasına ait kimlik bilgilerini kullanması, aynı Kanun’un 267 nci maddesinin birinci fıkrasında tanımlanan iftira suçunun oluşması için ise, yetkili makamlara ihbar veya şikayette bulunmak suretiyle işlemediğini bildiği halde hakkında soruşturma ve kovuşturma başlatılmasını ya da idari yaptırım uygulanmasını sağlamak için bir kimseye hukuka aykırı bir fiil isnat etmesi gerekir. 5326 sayılı Kabahatler Kanunu’nun (5326 sayılı Kanun) “Kimliği bildirmeme” başlığını taşıyan 40 ıncı maddesinin birinci fıkrası ise “Görevle bağlantılı olarak sorulması halinde kamu görevlisine kimliği veya adresiyle ilgili bilgi vermekten kaçınan veya gerçeğe aykırı beyanda bulunan kişiye, bu görevli tarafından elli Türk Lirası idari para cezası verilir.” hükmünü haiz olup, bu kabahat fiili ile 5237 sayılı Kanun’un 206 ncı maddesinde düzenlenen suç arasındaki fark, beyanın resmi belge düzenlenmesi sırasında yapılıp yapılmadığıdır. Kamu görevlisinin, görevi nedeniyle resmi belge düzenlendiği sırada yalan beyanda bulunulması hâlinde 5237 sayılı Kanun’un 206 ncı maddesi uygulanacaktır. Resmi belge düzenlenmesi sırasında olmayıp da kamu görevinin gereği gibi yerine getirilebilmesi için, kamu görevlisinin göreviyle bağlantılı olarak sorması durumunda, kimliği hakkında gerçeğe aykırı beyanda bulunulması hâlinde 5326 sayılı Kanun’un 40 ıncı maddesinin birinci fıkrası uyarınca idari para cezası verilmesi gerekli olacaktır.
Bu açıklamalar ışığında somut olay değerlendirildiğinde; sanığın gerçek kimliğini gizlemek amacıyla polis memurlarına suça konu sahte belgeyi ibraz ettiği ancak daha sonra gerçek kimliğini açıkladığı, tutanak ve yakalama evrakının da sanığın gerçek kimlik bilgilerine göre düzenlendiğinin anlaşılması karşısında, sanığın eyleminin 5326 sayılı Kanun’un 40 ıncı maddesinin birinci fıkrasına uyduğu ve 5237 sayılı Kanun’un 268 inci maddesinde düzenlenen suçun yasal unsurları itibarıyla oluşmadığı gözetilmeden, mahkûmiyet hükmü kurulması nedeniyle hükümde hukuka aykırılık bulunmuştur.
2. Kabule göre; 5271 sayılı Kanun’un 250 nci maddesinin on birinci fıkrasına 7331 sayılı Kanun’un 22 nci maddesiyle eklenen ”Seri muhakeme usulü bu kapsama giren bir suçun, kapsama girmeyen başka bir suçla birlikte işlenmiş olması halinde uygulanmaz.” şeklindeki yasal düzenleme 14.07.2021 tarihinden sonra işlenecek suçlar yönünden uygulanabileceğinden, resmi belgede sahtecilik suçuyla seri muhakeme usulüne tabi olan başkasına ait kimlik veya kimlik bilgilerinin kullanılması suçunun birlikte işlendiği iddia olunmasına rağmen, suç tarihi itibarıyla başkasına ait kimlik bilgilerinin kullanılması suçunda seri muhakeme usulünün uygulanması gerektiği anlaşılmakla, sanığın hukuki durumunun yeniden değerlendirilmesinde zorunluluk bulunması, bozmayı gerektirmiştir.
V. KARAR
A. Resmi Belgede Sahtecilik Suçundan Kurulan Hüküm Yönünden
Gerekçe bölümünde (A) bendinde açıklanan nedenlerle … 5. Asliye Ceza Mahkemesinin, 17.11.2015 tarihli ve 2015/409 Esas, 2015/733 Karar sayılı kararında sanık ve müdafii tarafından öne sürülen temyiz sebepleri ve dikkate alınan sair hususlar yönünden herhangi bir hukuka aykırılık görülmediğinden sanık ve müdafinin temyiz sebeplerinin reddiyle hükmün, Tebliğname’ye uygun olarak, oy birliğiyle ONANMASINA,
B. Başkasına Ait Kimlik veya Kimlik Bilgilerinin Kullanılması Suçu Yönünden
Gerekçe bölümünde (B) bendinde açıklanan nedenlerle … 5. Asliye Ceza Mahkemesinin, 17.11.2015 tarihli ve 2015/409 Esas, 2015/733 Karar sayılı kararına yönelik sanık ve müdafinin temyiz isteği yerinde görüldüğünden hükmün, 1412 sayılı Kanun’un 321 inci maddesi gereği, Tebliğname’ye uygun olarak, oy birliğiyle BOZULMASINA, ancak sanığın lehine olan ve eylemine uyan 5326 sayılı Kanun’un 40 ncı maddesinin birinci fıkrasında öngörülen idari para cezasının miktarına göre, aynı Kanun’un 20 nci maddesinin ikinci fıkrasının (c) bendinde düzenlenen zamanaşımının, suç tarihinden temyiz inceleme tarihine kadar gerçekleştiği anlaşıldığından ve yeniden yargılama yapılmasını gerektirmeyen bu hususta 1412 sayılı Kanun’un 322 nci ve 5326 sayılı Kanun’un 24 üncü maddelerinin verdiği yetkiye dayanılarak karar verilmesi mümkün bulunduğundan, 5326 sayılı Kanun’un 20 nci maddesinin birinci fıkrası uyarınca sanık hakkında İDARİ PARA CEZASI VERİLMESİNE YER OLMADIĞINA,
Dava dosyasının, Mahkemesine gönderilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına TEVDİİNE,
01.11.2023 tarihinde karar verildi.