YARGITAY KARARI
DAİRE : 11. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2011/6084
KARAR NO : 2013/5356
KARAR TARİHİ : 19.03.2013
MAHKEMESİ :ASLİYE HUKUK MAHKEMESİ
Taraflar arasında görülen davada … Asliye Hukuk Mahkemesi’nce verilen 06.04.2010 tarih ve 2007/205-2010/130 sayılı kararın duruşmalı olarak incelenmesi davacılar vekilleri tarafından istenmiş olup, bazı noksanlıkların ikmali için dosya mahalline gönderilmişti. Bu noksanlıkların giderilerek dosyanın gönderildiği anlaşılmakla, duruşma için belirlenen 19.03.2013 günü başkaca gelen olmadığı yoklama ile anlaşılıp hazır bulunan davacı … ile vekili Av. … dinlenildikten sonra duruşmalı işlerin yoğunluğu ve süre darlığından ötürü işin incelenerek karara bağlanması ileriye bırakıldı. Tetkik Hakimi … tarafından düzenlenen rapor dinlenildikten ve yine dosya içerisindeki dilekçe, layihalar, duruşma tutanakları ve tüm belgeler okunup incelendikten sonra işin gereği görüşülüp, düşünüldü:
Davacılar vekili, müvekkillerinin murisi …’nın dava dışı kolektif şirketin 1/… hissedarı iken vefat ettiğini, müvekkillerinin şirket ortaklığını sürdürmek istemediklerini ileri sürerek, …’ye ait hissenin dava tarihi itibariyle değerinin belirlenerek müvekkillerine ödenmesini talep ve dava etmiştir.
Davalı vekili, şirket ana sözleşmesinde ortağın ölümü halinde mirasçılarla şirketin devam edeceğine ilişkin bir düzenlemenin bulunmadığını, bu nedenle murisin vefatı ile birlikte şirketin son bulduğunu, dava tarihine kadar hisse değerinin istenmesinin mümkün bulunmadığını savunarak, davanın reddine, karşı dava olarak da, kolektif şirketin feshini talep ve dava etmiştir.
Mahkemece, iddia, savunma, bilirkişi raporu ve tüm dosya kapsamına göre, davacıların murisinin vefat tarihi itibariyle hisse değerinin ….021,00 TL olduğu gerekçesiyle, davanın kısmen kabulüne, anılan bedelin temerrüt faizi ile birlikte davalıdan tahsiline karar verilmiştir.
Kararı, davacılar vekilleri temyiz etmiştir.
1- Dava dosyası içerisindeki bilgi ve belgelere, mahkeme kararının gerekçesinde dayanılan delillerin tartışılıp, değerlendirilmesinde usul ve yasaya aykırı bir yön bulunmamasına göre, davacılar vekilinin aşağıdaki bent kapsamı dışındaki sair temyiz itirazlarının reddine karar vermek gerekmiştir.
…- Dava, kollektif şirket ortağının ölümü sonrası bu ortağın mirasçılarının ortaklıktan çıkma payının tespit ve tahsiline ilişkindir.
Davaya konu şirketin anasözleşmesinde ortaklardan birinin ölümü halinde, mirasçıların ortaklığı sürdürmeleri ile ilgili bir hüküm ve düzenleme bulunmadığı gibi, çıkma payının ne şekilde hesap edilmesi gerektiğine ilişkin bir hüküm de bulunmamaktadır.
…’nın 195. maddesi hükmü gereğince, kollektif şirket anasözleşmesinde şirketin ölen ortağın mirasçıları ile devam edeceğine ilişkin bir hüküm yoksa, mirasçıların istemi halinde, diğer şirket ortaklarının ittifakla verecekleri karar üzerine şirket aralarında devam edebilir. Mirasçılar veya içlerinden biri veya bir kısmı şirkette kalmaya razı olmazlarsa, diğer ortaklar ölen ortağın payı üzerindeki miras hisselerini razı olmayan mirasçılara vermek suretiyle onları şirketten çıkarır ve şirketi bu şekilde devam ettirebilirler. Anılan Yasanın 202. maddesinde çıkan veya çıkarılan ortağın payı, anasözleşmede aksine hüküm olmayan hallerde, çıkmanın talep edildiği veya ortağın çıkarıldığı tarihteki şirket mevcudu esas alınarak belirleneceğine ilişkin hüküm var ise de, dava konusu olayda ortağın doğrudan ihraç veya çıkması olmayıp, …’nın 195. maddesinde düzenlenen ortağın ölümü halinde mirasçıların şirketten ayrılma istemi hali mevcuttur. Aynı madde hükmü gereğince, mirasçının şirket ortaklığını devam ettirmeme iradesini açıklama halinde ise, bu ayrılma şirketin diğer ortaklarınca karar altına alınması ile gerçekleşecektir. Ancak davaya konu olayda ise, iki ortaklı kolektif şirkette bir ortağın ölümü nedeniyle mirasçılarının çıkma istemleri sözkonusu olup, dava tarihi itibariyle diğer ortağın tek başına şirketi devam ettirmesi mümkün olmadığı gibi davalı ortak da açmış olduğu karşı dava ile şirketin feshini talep etmiştir. Taraflar arasındaki sorun, çıkma isteyen davacıların hisselerine düşen pay bedelinin belirlenmesinin hangi tarih itibariyle ve ne miktar olduğu noktasındadır. Ölen ortağın mirasçısının şirketten ayrılması halinde ayrılma payının hangi tarihe ve hangi esaslara göre belirleneceği yönünde yasal bir boşluk sözkonusu olup, bu boşluğun menfaatler dengesine en uygun bir şekilde doldurulması MK’nın 1. maddesi hükmü gereğidir.
Dairemizin kökleşmiş uygulamalarına göre ortağın ayrılma payının hüküm tarihine en yakın tarih itibariyle gerçek değerinin belirlenmesi menfaatler dengesine en uygun çözüm olarak kabul edilmiş ise de, somut olayda, davacılar vekili, dava dilekçesinde bir ayrılma payı belirlemeyip, mirasçıların paylarının dava tarihi itibariyle değerinin belirlenerek tahsiline karar verilmesini talep etmiştir.
Mahkemenin hükme esas aldığı bilirkişi raporunda, davaya konu şirketin kayıt ve belgelerinin incelenmesiyle yetinilmiş ve sadece bu incelemeye dayanılarak, davalının şirkete borç verdiği kabul edilmek suretiyle bakiye özvarlık üzerinden hesaplama yapılarak sonuca gidilmiştir. Oysa, defter kayıtlarının tutulduğu tarihlerde, şirket yöneticisi olan davalının, bu sıfatı dolayısıyla defter ve kayıtları elinde tutması nedeniyle, anılan kayıtlar tek başına davalı yararına bir sonuç doğurmaz. Bu nedenle, davalı tarafından borç verildiği ileri sürülen paranın, gerçekten şirketin mal varlığına girip girmediği, girmişse nasıl ve nerelerde kullanılıp harcandığı araştırılıp, yukarıda belirlenen ilkeler doğrultusunda davacılar vekilinin talebi de gözönüne alınmak suretiyle davacılara ait payın değerinin belirlenerek oluşacak sonuca göre bir karar verilmesi gerekirken, eksik incelemeye dayalı yazılı şekilde hüküm tesisi doğru olmamış, kararın bu nedenle bozulması gerekmiştir.
SONUÇ: Yukarıda açıklanan nedenlerle davacılar vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile kararın davacılar yararına BOZULMASINA, takdir olunan 990,00 TL duruşma vekalet ücretinin davalıdan alınarak davacı …’ya verilmesine, ödedikleri temyiz peşin harcın istekleri halinde temyiz eden davacılara iadesine, 19.03.2013 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.