Yargıtay Kararı 11. Hukuk Dairesi 2012/10782 E. 2013/9971 K. 15.05.2013 T.

YARGITAY KARARI
DAİRE : 11. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2012/10782
KARAR NO : 2013/9971
KARAR TARİHİ : 15.05.2013

MAHKEMESİ :TİCARET MAHKEMESİ

Taraflar arasında görülen davada … 1. Asliye Ticaret Mahkemesi’nce verilen 22.12.2010 tarih ve 2008/187-2010/582 sayılı kararın Yargıtayca incelenmesi davalı tarafından istenmiş ve temyiz dilekçesinin süresi içinde verildiği anlaşılmış olmakla, dava dosyası için Tetkik Hakimi … tarafından düzenlenen rapor dinlendikten ve yine dosya içerisindeki dilekçe, layihalar, duruşma tutanakları ve tüm belgeler okunup, incelendikten sonra işin gereği görüşülüp, düşünüldü:
Davacı vekili, müvekkili ile davalı arasında acentelik sözleşmesi imzalandığını ancak davalının tahsil ettiği primleri müvekkiline ödememesi üzerine acentelik sözleşmesinin feshedildiğini, müvekkili şirket kayıtları uyarınca davalının 50.085,15 TL tutarında borcunun bulunduğunu ileri sürerek, bu miktarın sözleşme tarihinden itibaren işleyecek avans faiziyle birlikte davalıdan tahsiline karar verilmesini talep ve dava etmiştir.
Davalı vekili, müvekkili tarafından tanzim edilen bir kısım kasko poliçesinin davacı tarafından iptal edilmesi üzerine bu primlerin tahsil edilemediğini, iptal edilen poliçe primleri haricinde müvekkili tarafından 5.450 TL tutarında bir miktarın nakit ve kredi kartı ile ödendiğini, bu miktar çıkartıldığında müvekkilinin 33.200 TL borcunun bulunduğunu ve bu borca ilişkin olarak da davacıya üç adet bono verildiğini, bonolara dayalı olarak müvekkili hakkında icra takibi yapıldığını bildirerek, davanın reddini savunmuştur.
Mahkemece, iddia, savunma, benimsenen bilirkişi raporu ve tüm dosya kapsamına göre, davalı vekilinin yargılama sırasında, davacın ticari defterlerinin delil olma özelliğini kabul ettiği, bu kapsamda alınan bilirkişi raporu uyarınca davalının davacıya toplamda 11.780 TL tutarında ödeme yaptığı gerekçesiyle, davanın kısmen kabulü ile davacının dava tarihi itibariyle davalıdan 50.085,15 TL alacaklı olduğunun tespitine, söz konusu tutarın 11.780 TL’lik kısmı dava sonrası, icra kanalı ile tahsil edildiğinden, geri kalan 38.305,15 TL’nin dava tarihinden itibaren işleyecek avans faiziyle birlikte davalıdan tahsiline karar verilmiştir.
Kararı, davalı temyiz etmiştir.
1-Dava dosyası içerisindeki bilgi ve belgelere, mahkeme kararının gerekçesinde dayanılan delillerin tartışılıp, değerlendirilmesinde usul ve yasaya aykırı bir yön bulunmamasına göre, davalının aşağıdaki bendin kapsamı dışında kalan sair temyiz itirazları yerinde değildir.
2–Dava, acentelik sözleşmesinden kaynaklanan prim alacağının tahsili istemine ilişkindir.
Davacı vekili, müvekkili ile davalı arasında acentelik sözleşmesi imzalandığını ancak davalının tahsil ettiği primleri müvekkiline ödememesi üzerine acentelik sözleşmesinin feshedildiğini, müvekkili şirket kayıtları uyarınca davalının 50.085,15 TL tutarında borcunun bulunduğunu ileri sürerek, eldeki davayı açmış, mahkemece yapılan yargılama sonunda yukarıda değinilen gerekçe ile davanın kısmen kabulüne karar verilmiştir. Ancak, dosya içeriği itibari ile davalının davacı tarafa toplam 33.720 TL bedelli 3 adet bono verdiğini bildirdiği, buna ilişkin olarak davacı tarafça davalı hakkında kambiyo senetlerine mahsus icra takipleri başlatıldığı, davacı vekilinin 01.07.2010 havale tarihli dilekçesi ile söz konusu bonoların uyuşmazlık konusu hukuki ilişkiye istinaden verildiğini kabul ettiği anlaşılmaktadır. Nitekim, yargılama sırasında bonolardan 5.000 TL bedelli olanının tahsil edildiği ve bu miktarın da toplam alacak kalemlerinden düşüldüğü çekişmesizdir. Buna karşın, mahkemece temyize konu hüküm ve davalı tarafça verilen bonolar birlikte değerlendirildiğinde, davacı taraf lehine mükerrer tahsilat imkanı doğmaktadır. Her ne kadar, davacı yönünden alacağına karşılık elinde mevcut bonoların yanında ayrıca aynı alacak kalemine yönelik olmak üzere dava açmakta hukuki yararı mevcutsa da bu hakkın davalı borçlunun hukuki durumunu mükerrer tahsilat yolu ile kötüleştirmemesi gerekmektedir. Bir an için mahkemece tahsilde tekerrür olmamasına yönelik hükmün değinilen sorunu çözebileceği düşünülebilirse de, mahkeme hükmü gereğince yapılacak olan tahsilatın ardından davacının elindeki bonoların ciro yoluyla devri ile bu durumun önüne geçilememesi riski mevcuttur. O halde, mahkemece davacı tarafa icra takibine konu bono asıllarını mahkeme kasasında saklanmak üzere sunması için süre verilmesi, bono asıllarının ibrazı halinde aynı hükmün kurulması aksi taktirde karar verilmesine yer olmadığına hükmedilmesi gerekirken, değinilen husus gözden kaçırılarak yazılı şekilde hüküm kurulması doğru görülmemiş kararın bozulması gerekmiştir.
SONUÇ: Yukarıda (1) numaralı bentte açıklanan nedenlerle, davalının sair temyiz itirazlarının REDDİNE, (2) numaralı bentte açıklanan nedenlerle davalının temyiz itirazlarının kabulü ile hükmün davalı yararına BOZULMASINA, ödediği temyiz peşin harcın isteği halinde temyiz edene iadesine, 15.05.2013 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.