Yargıtay Kararı 11. Hukuk Dairesi 2012/11576 E. 2014/2468 K. 13.02.2014 T.

YARGITAY KARARI
DAİRE : 11. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2012/11576
KARAR NO : 2014/2468
KARAR TARİHİ : 13.02.2014

MAHKEMESİ : İSTANBUL ANADOLU 1. FİKRÎ VE SINAÎ HAKLAR HUKUK MAHKEMESİ
TARİHİ : 27/03/2012
NUMARASI : 2011/163-2012/85

Taraflar arasında görülen davada İstanbul Anadolu 1. Fikrî ve Sınaî Haklar Hukuk Mahkemesi’nce verilen 27.03.2012 tarih ve 2011/163-2012/85 sayılı kararın duruşmalı olarak incelenmesi davalı vekili tarafından istenmiş olup, duruşma için belirlenen 11.02.2014 günü tebligata rağmen gelen olmadığı yoklama ile anlaşıldı, duruşmalı işlerin yoğunluğu ve süre darlığından ötürü işin incelenerek karara bağlanması ileriye bırakıldı. Tetkik Hakimi tarafından düzenlenen rapor dinlenildikten ve yine dosya içerisindeki dilekçe, layihalar, duruşma tutanakları ve tüm belgeler okunup incelendikten sonra işin gereği görüşülüp, düşünüldü:
Davacı vekili, müvekkilinin 13.12.2005 tarihli protokol ile 10.000 Euro ödeyerek davalı şirket ile bayilik sözleşmesi yapmak üzere anlaştığını, 22.04.2006 tarihinde bayiilik sözleşmesi gereğince masrafların karşılanması ve teslim edilecek malzemelerin teminatı olarak müvekkilinin davalıya toplamda 60.000 TL tutarındaki 4 adet çek verdiğini ve 25.04.2006 tarihinde ise 10.000 TL ödeme yaptığını, ancak davalının yaptırdığı tadilat ve dekorasyon giderlerinin fahiş rakamlarda olması ve bayilik sözleşmesine evvelce hiç söz edilmeyen şartların konulması nedeniyle müvekkilinin sözleşmeyi imzalamadığını, davalının hiçbir açıklama yapmadan markalı ürünlerini ve malzemelerini söküp çıkararak dükkanı boşalttığını, davalının bayilik sözleşmesini feshetmesi nedeniyle kendisine yapılan ödemelerin tamamını müvekkiline geri ödemesi gerektiğini, ayrıca davalının eylemleri nedeniyle müvekkilinin maddi ve manevi zarara uğradığını ileri sürerek, bayiilik ilişkisine dayalı olarak davalıya ödenen toplam 70.000 TL ile 10.000 Euro (20.000 TL) olmak üzere toplam 90.000 TL’nin istirdadı ile 21.800 TL maddi ve 70.000 TL manevi tazminatın davalıdan ödeme tarihinden itibaren en yüksek faizi ile birlikte tahsilini talep ve dava etmiştir.
Davalı vekili, bayiliğe konu dükkandaki demirbaşların davacıya ait olup, bu malların müvekkilinin deposunda bulunduğunu, söz konusu malları istediğinde alabileceği ancak davaya konu tüm taleplerinin haksız ve dayanaksız olduğunu savunarak, davanın reddini istemiştir.
Mahkemece iddia, savunma, bilirkişi raporları ve tüm dosya kapsamına göre davanın kısmen kabulü ile toplam 86.250,00 TL’nin (10.000 TL’nin 25.04.2006 tarihinden, 55.100,00 TL’nin 22.04.2006 tarihinden ve 16.150,00 TL’nin (10.000 Euro karşılığı) 13.12.2005 tarihinden olmak üzere) belirtilen tarihlerden itibaren en yüksek faizi ile birlikte davalıdan tahsiline, maddi ve manevi tazminat istemlerinin ise reddine karar verilmiştir.
Kararı, davalı vekili temyiz etmiştir.
1- Dava, franchise sözleşmesinden kaynaklanan istirdat ile maddi ve manevi tazminat istemlerine ilişkindir.
Türkiye Cumhuriyeti Anayasası yargılamanın açıklığı ilkesini kabul etmiştir. Gerek mülga 1086 sayılı HUMK’nın 382 ve devamı maddelerinde gerekse yürürlükte bulunan 6100 sayılı HMK’nın 294 ve devamı maddelerinde hükmün nasıl tesis edileceği ve sonrasında kararın nasıl yazılacağı etraflıca hükme bağlanmıştır. Yargılamanın açık bir şekilde yapılması ve tesis edilen hükmün açıkça belirtilmesi ilke olarak kabul edilmiştir. Bu nedenle hükmün açık, anlaşılır ve şüpheye yer vermeyecek şekilde infazı kabil olarak kurulması ve de en önemlisi sonradan yazılacak gerekçeli kararın kısa karara uygun bulunması gerekir. Aksi halde, yargılamanın açıklığı ilkesi dolayısıyla kamu vicdanı zedelenmiş ve mahkeme kararlarına duyulan güven sarsılmış olacaktır. Kısa karar ile gerekçeli karar arasında çelişki olmaması gerektiği gibi gerekçe ile hüküm fıkrası arasında da çelişki bulunmaması yasal bir zorunluluk olup, HMK’nın 298/2. maddesinde gerekçeli kararın tefhim edilen hüküm sonucuna aykırı olamayacağı düzenlenmiştir. Kararların bu hususlara aykırı oluşturulması mahkeme kararlarına duyulan güveni sarsacağı gibi verilen kararların hukuki denetiminin yapılmasını da olanaksız kılmaktadır.
Somut olayda, mahkemenin gerekçesinde esasen 71.250,00 TL’nin ödeme tarihleri itibariyle işleyecek faiziyle davalıdan tahsilinin gerektiği ancak hüküm fıkrası oluşturulurken hesaplamalardaki karışıklık sonucu sehven 86.250,00 TL’nin tahsiline karar verildiği, bu aşamada yargılamadan el çekilmiş olması nedeniyle hükmün aynen bırakıldığı belirtilmiştir. Bu durumda, gerekçe ile hüküm birbiriyle çeliştiğinden verilen karar yukarıda açıklanan yasa ve içtihat hükümlerine aykırı bulunmakla davalı vekilinin bu yöndeki temyiz itirazlarının kabulü ile kararın bu nedenle bozulması gerekmiştir.
2- Bozma neden ve şekline göre, davalı vekilinin diğer temyiz itirazlarının bu aşamada incelenmesine gerek görülmemiştir.
SONUÇ: Yukarıda (1) numaralı bentte açıklanan nedenlerle davalı vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile kararın davalı yararına BOZULMASINA; (2) numaralı bentte açıklanan nedenlerle davalı vekilinin diğer temyiz itirazlarının bu aşamada incelenmesine gerek olmadığına, ödediği temyiz peşin harcın isteği halinde temyiz edene iadesine, 13.02.2014 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.