Yargıtay Kararı 11. Hukuk Dairesi 2012/13619 E. 2014/3490 K. 25.02.2014 T.

YARGITAY KARARI
DAİRE : 11. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2012/13619
KARAR NO : 2014/3490
KARAR TARİHİ : 25.02.2014

MAHKEMESİ :TİCARET MAHKEMESİ

Taraflar arasında görülen davada … 3. Asliye Ticaret Mahkemesi’nce verilen 15/05/2012 tarih ve 2011/441-2012/321 sayılı kararın duruşmalı olarak incelenmesi davacılar vekili tarafından istenmiş olup, duruşma için belirlenen 25/02/2014 günü hazır bulunan davacılar vekili Av…. ile davalı vekili Av…. dinlenildikten sonra duruşmalı işlerin yoğunluğu ve süre darlığından ötürü işin incelenerek karara bağlanması ileriye bırakıldı. Tetkik Hakimi … tarafından düzenlenen rapor dinlenildikten ve yine dosya içerisindeki dilekçe, layihalar, duruşma tutanakları ve tüm belgeler okunup incelendikten sonra işin gereği görüşülüp, düşünüldü:
Davacılar vekili, müvekkillerinin davalının ortakları olduklarını, 29.07.2011 tarihli olağanüstü genel kurul toplantısında taşınmazın satışı için yönetim kurulu başkanına yetki verildiğini, söz konusu taşınmazın satışının şirketin menfaatine olmadığı gibi paydaşların ve özellikle de azınlığın zararına bulunduğunu, zira, bu taşınmaz üzerinde davalı şirketin ana faaliyet konusunun gerçekleştirdiği fabrika binasının yer aldığını, satış halinde şirketin faaliyetinin de sona ereceğini, anılan taşınmazın …’un en kıymetli bölgelerinden birinde bulunduğunu, satış dışında başkaca yöntemlerle değerlendirilmesinin şirket menfaatine olduğunu, müvekkilleri ile davalı şirket yönetim kurulu başkanı arasında ailevi nedenlerden dolayı uzun yıllardır süregelen bir dargınlık bulunduğunu, yönetim kurulu başkanının zaman zaman bütün mal varlığını elden çıkaracağını ve müvekkillerinin de aralarında bulunduğu mirasçılarına hiçbir mal bırakmayacağını dile getirdiğini, taşınmazı satmaktaki yegane amacın mal kaçırmak olduğunu, şirketin bir an için satışının gerçekleştiği varsayılırsa dahi taşınmazın satışından elde edilecek bedelin şirket kasasına gireceği veya gerçek değerinden satışının yapılacağının şüpheli olduğunu, kaldı ki, şirketin bu kadar büyük çaplı ve değerli taşınmazı satmasını gerektirecek bir borcu veya finansal sıkıntısının bulunmadığını ileri sürerek, kararın iptaline karar verilmesini talep ve dava etmiştir.
Davalı vekili, müvekkili şirketin yaşanan sel felaketinden dolayı çok büyük zarara uğradığını, konu ile ilgili olarak tespit yaptırılarak bilirkişi raporu alındığını, uğranılan sel felaketini müteakip müvekkilinin şirket onarım faaliyetlerine giriştiğini ve 2010 yılını zararla kapatmak zorunda kaldığını, makinelerin tamiri ve diğer eksikliklerin giderildiğini, şirketin iş görülebilecek duruma getirildiğini, ancak bu seferde sermaye zafiyetinin başladığını, sermaye zafiyetinin giderilmesi içinde binanın satılıp sermayeye ilavesi ile başka bir hacimde müvekkili şirketin faaliyete devam etmesinin düşünüldüğünü, diğer iddiaların yersiz olduğunu savunarak, davanın reddini istemiştir.
Mahkemece, iddia, savunma, toplanan kanıtlar ve benimsenen bilirkişi raporuna göre, 09.09.2009 tarihinde meydana gelen sel felaketinde davalı binasındaki ve binada mevcut makinelerde meydana gelen hasarın ve iş kaybının belirlendiği, bu kaybın ciddi nitelik taşıdığı, sonraki aşamalarda öz varlıkta azalmanın olduğu, davalı şirketin bu kayıpları gidermek konusunda genel kurulda görüşme yaptığı, sermaye artışının oy birliği ile
reddolunduğu, tüm bu şartlar altında ekonomik olarak kötü bir gidişat gösteren şirkette bu durumdan kurtulmaya yönelik olarak alınan kararın iyiniyete aykırı olarak alındığının kabulünün mümkün olmadığı, satım için kendisine yetki verilen kişi ile davacılar arasında problem olmasının satıma ilişkin genel kurul kararının iptali için yeterli bir gerekçe bulunmadığı, zira yetki verilen kişinin şirketin yönetim kurulu başkanı ve büyük ortağı olduğu, satımda bir usulsüzlük yapılması halinde ortakların bu kişi dahil tüm yönetim kurulu üyeleri hakkında sorumluluk davası açmalarının mümkün bulunduğu, kararda bir usulsüzlük olmadığı gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir.
Kararı, davacılar vekili temyiz etmiştir.
Dava dosyası içerisindeki bilgi ve belgelere, mahkeme kararının gerekçesinde dayanılan delillerin tartışılıp, değerlendirilmesinde usul ve yasaya aykırı bir yön bulunmamasına, somut olaya uygulanması gereken mülga 6762 sayılı TTK’nın 381. maddesi hükmü uyarınca genel kurula katılan ortağın alınan kararlara muhalif kalarak ve bu durumu tutanağa geçirterek yasaya, anasözleşmeye ve iyiniyet kurallarına aykırı olduğu iddiasıyla iptal davası açmasının mümkün olmasına, toplantıya çağrılmasına ilişkin usullere uyulmaması halinde bu nedenle genel kurula katılmayan ortağın kararlara muhalefet şerhi yazdırmadan süresinde dava açma hakkı bulunmasına, çağrıdaki usulsüzlüğe rağmen genel kurula katılan ortağın iptal davası açması için, yine alınan karara karşı oy kullanması ve muhalefetini tutanağa yazdırmasının gerekmesine, aksi halde ortağın dava açma hakkının bulunmamasına, somut olayda davacıların genel kurula vekilleri vasıtasıyla katılmış olmalarına, anılan vekilin iptalini talep ettikleri genel kurul kararına karşı oy kullandığı anlaşılmakta ise de muhalefetini tutanağa yazdırmamış bulunmasına, muhalefet şerhinin genel kurul tutanağına yazılmasının engellendiğinin iddia edilip, ispat edilmemesine, ayrıca kararın mutlak butlanla batıl hallerinin bulunmamasına, bu yönüyle davacıların dava açma haklarının da olmamasına göre, davacılar vekilinin tüm temyiz itirazlarının reddi gerekmiştir.
SONUÇ: Yukarıda açıklanan nedenlerle davacılar vekilinin temyiz itirazlarının reddiyle hükmün ONANMASINA, takdir olunan 1.100 TL duruşma vekalet ücretinin temyiz eden davacılardan alınarak davalıya verilmesine, aşağıda yazılı bakiye 4,05 TL temyiz ilam harcının temyiz eden davacılardan alınmasına, 25/02/2014 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.