YARGITAY KARARI
DAİRE : 11. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2012/17663
KARAR NO : 2014/6685
KARAR TARİHİ : 04.04.2014
MAHKEMESİ : ANKARA 17. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ
TARİHİ : 11/09/2012
NUMARASI : 2011/397-2012/180
Taraflar arasında görülen davada Ankara 17. Asliye Ticaret Mahkemesi’nce verilen 11.09.2012 tarih ve 2011/397-2012/180 sayılı kararın duruşmalı olarak incelenmesi taraf vekilleri tarafından istenmiş olup, duruşma için belirlenen 04.04.2014 günü hazır bulunan davacı vekili Av. E.. Y.. ile davalı vekili Av. S. G. dinlenildikten sonra duruşmalı işlerin yoğunluğu ve süre darlığından ötürü işin incelenerek karara bağlanması ileriye bırakıldı. Tetkik Hakimi tarafından düzenlenen rapor dinlenildikten ve yine dosya içerisindeki dilekçe, layihalar, duruşma tutanakları ve tüm belgeler okunup incelendikten sonra işin gereği görüşülüp, düşünüldü:
Davacı vekili, müvekkilinin TMSF’ye devredilen E.Anafartalar Şubesi’nde mevduat sahibi olduğunu, E.ın B.A.Ş. bünyesinde birleştiğini, B. A.Ş’nin unvanının B.. A… olduğunu, davalı çalışanı D.E.un zimmet suçu nedeniyle tutuklanarak cezaevine gönderildiğini duyan müvekkilinin 09.12.2003 ve 22.12.2003 tarihlerinde bankaya yazılı olarak parasının akıbeti konusunda müracaatta bulunduğunu, 24.12.2003 tarihli banka cevabi yazısında davacı hesabında bulunan 50.605 USD’nin 26.03.2001 tarihinde aynı şubede bulunan başka bir hesaba virman yapıldığının ve hesap bakiyesinin sıfır olduğunun bildirildiğini, müvekkilinin bilgisi ve talimatı dışında hesabının boşaltıldığını, müvekkilinin sözkonusu hesaptaki paranın virman edilmesi ya da ödenmesi yönünde talimatı olmadığını,bankanın çalışanları üzerindeki denetim görevini ifa etmemesi nedeniyle kusurlu olduğunu ileri sürerek, fazlaya ilişkin hakları saklı kalmak kaydıyla 50.605 USD ile sözkonusu miktara dava tarihine kadar işlemiş faizi 9.395 USD olmak üzere toplam 60.000 USD’nin 26.03.2001 tarihinden itibaren Devlet Bankalarının USD cinsinden açılmış, bir yıl vadeli mevduat hesabına ödediği en yüksek faiz oranı üzerinden işleyecek faizi ile birlikte fiili ödeme günündeki TCMB Efektif Satış Kuru üzerinden TL karşılığının davalıdan tahsiline karar verilmesini talep ve dava etmiş, yargılama sırasında verdiği ıslah dilekçesi ile 50.674,28 TL ve dava tarihine kadar işlemiş avans faizi olan 144.541,28 TL toplamı195.215,63 TL’nin davalıdan tahsiline, asıl alacağa dava tarihinden itibaren avans faizi uygulanmasına karar verilmesini istemiştir.
Davalı vekili, davacı yana ait hesaptan 26.03.2001 tarihinde yapılan virmanın davacının talimatı ve bilgisi dahilinde gerçekleştirildiğini, bu nedenle davacının alacağının bulunmadığını, davacının 05.01.2004 tarihli dilekçesi ile müvekkili bankaya başvurarak davaya konu hesaba ilişkin dokümanları talep ettiğini, müvekkilinin de 28.01.2004 tarihli cevabi yazısı ile talep edilen dokümanları davacıya verdiğini, davacının dokümanları almasına rağmen hesabında yapılan işlemlere itiraz etmediğini, buna rağmen hesapta işlemin yapıldığı tarihten 5 yıl sonra açılan davanın kabul edilebilir olmadığını savunarak davanın reddine karar verilmesini istemiştir.
Mahkemece, iddia, savunma, benimsenen bilirkişi raporu ve tüm dosya kapsamına göre, davacıya ait döviz cinsinden hesapta bulunan paranın davacının talimatı olmaksızın üçüncü şahıslara ait hesaba virman edildiği, davacının bu şekilde zarara uğradığı, bir güven kurumu olarak davalı bankanın kusursuz sorumlu bulunduğu ve ayrıca adam çalıştıran sıfatı ile de sorumlu olduğu gözetildiğinde davalı bankanın çalışanının sahte imzalı talimatla davacıya ait hesapta bulunan parayı virman yoluyla üçüncü şahsın hesabına göndermesi nedeniyle davacının uğradığı zararı 818 sayılı BK’nın 306, 307 ve 372/1 uyarınca karşılaması gerektiği, ancak davacının davaya konu hesapta virman tarihinden sonra 30.10.2001 tarihinde yaptığı işlem ile davaya konu hesaptaki parasının akıbetini işlem sırasında sormuş ve öğrenmiş olması gerektiği, aynı şekilde davacının 22.12.2003 tarihli dilekçesine karşı davalı bankanın verdiği 24.12.2003 tarihli yazı ile de virmandan haberdar olduğu gözönüne alındığında söz konusu tarihten dava tarihine kadar uzun süre sessiz kalan davacının müterafik kusurunun bulunduğu, bu durumda belirlenecek tazminattan davacının kusuru oranında indirim yapılması gerektiği, davacı yan her ne kadar dava dilekçesinde talebini USD olarak belirlemiş, ıslah dilekçesi ile de talebini TL yönünde ıslah etmiş ise de; 818 sayılı BK’nın 83. maddesinin 3. fıkrası uyarınca seçimlik hakkını USD cinsinden kullandığından, bundan vazgeçerek ıslahla TL istenmesinin uygun görülmediği gerekçesiyle, davanın kısmen kabulü ile 14.951,26 TL asıl alacak, 4.459,78 TL işlemiş faiz olmak üzere toplam 19.411,03 TL’nin davalıdan tahsiline, asıl alacak olan 14.951,26 TL’ye dava tarihinden itibaren Devlet Bankalarının USD cinsinden açılmış bir yıl vadeli mevduat hesabına ödedikleri dönemler itibariyle değişen oranlardaki faizin hesaplanmasına, fazlaya ilişkin istemin reddine karar verilmiştir.
Kararı, taraf vekilleri temyiz etmiştir.
1-Dava, davalı banka nezdinde bulunan davacıya ait mevduat hesabındaki paraların davacının izni ve bilgisi dışında bir başka kişiye ait hesaba virman yolu ile aktarılarak çekildiği iddiası ile tazminat istemine ilişkindir.
Davacı vekili, müvekkilinin TMSF’ye devredilen E. Anafartalar Şubesi’nde mevduat hesabının bulunduğunu, Etibank’ın B.A.Ş. bünyesinde birleştiğini, B. A.Ş’nin unvanının B.. A… olduğunu, davalı çalışanı D. E.’un zimmet suçu nedeniyle tutuklanarak cezaevine gönderildiğini duyan müvekkilinin 09.12.2003 ve 22.12.2003 tarihlerinde bankaya yazılı olarak parasının akıbeti konusunda müracaatta bulunduğunu, 24.12.2003 tarihli banka cevabi yazısında davacı hesabında bulunan 50.605 USD’nin 26.03.2001 tarihinde aynı şubede bulunan başka bir hesaba virman yapıldığının ve hesap bakiyesinin sıfır olduğunun bildirildiğini, müvekkilinin bilgisi ve talimatı dışında hesabının boşaltıldığını ileri sürerek eldeki davayı açmış, mahkemece yapılan yargılama sonunda yukarıda değinilen gerekçe ile davanın kısmen kabulüne karar verilmiştir.
Davacının davalı banka bünyesinde yer alan Etibank nezdinde hesabının bulunduğu ve bu hesapta yer alan paraların başka bir hesaba aktarılarak çekildiği hususu dosya kapsamı itibari ile çekişmesizdir. Gerek davalı savunması gerekse mahkeme karar gerekçesinde yer aldığı üzere davacının söz konusu virman işleminden haberdar olup olmadığı, bu suretle yapılan işleme icazet verip vermediği taraflar arasındaki çekişmenin temelini oluşturmaktadır. Mahkeme karar gerekçesinde, davacının uzunca bir süre yapılan işlemlere sessiz kaldığı, virman işleminin hemen ardından hesabında yaptığı işlem ile durumdan haberdar olduğu, buna rağmen eldeki davayı uzun bir süre geçtikten sonra açtığı gerekçelerine yer verilmişse de dosya içeriğinden de anlaşılacağı üzere, davacının vekili aracılığı ile eldeki davanın açılmasından çok önce savcılığa dilekçe ile başvurduğu ayrıca
virman işleminden sonra hesapta yapılan bankacılık işleminin davacı tarafından gerçekleştirilmediği yönünde beyanda bulunulduğu anlaşılmaktadır. Yapılan bu açıklamalar kapsamında davacının davaya konu virman işlemine sessiz kaldığı ya da işleme icazet verdiği şeklinde bir sonuca ulaşılabilmesi mümkün değildir. Buna karşın, dosya içinde örneği bulunan Ankara 2. Ağır Ceza Mahkemesi kararı ile davacının, davalı çalışanı D. E. ile birlikte hareket ederek dolandırıcılık suçunu işlediğinden bahisle 5 yıl 10 ay hapis cezası ile cezalandırılmasına karar verildiği, söz konusu kararın temyiz edilmekle Yargıtay 7. Ceza Dairesinin 19.12.2012 gün ve 2013/54 karar sayılı ilamı ile bozulduğu ve ilgili dairece davacının eyleminin zimmete iştirak suçunu oluşturacağı tespitinin yapıldığı anlaşılmaktadır. Ancak dosya içinde mevcut, ceza mahkemesi gerekçeli kararı, ceza dosyası bilirkişi raporu ve iddianame kapsamında, davacı ve diğer sanıkların yargılandığı ceza davasına konu olan maddi olaylar ile eldeki davanın konusunun aynı olup olmadığı, dava konuları aynı olmasa dahi ceza dosyası kapsamında eldeki davaya ilişkin olarak her hangi bir tespitin yapılıp yapılmadığı anlaşılamamaktadır. Bu durumda, davacının davaya konu virman işleminden haberdar olup olmadığının tespitine yönelik olarak, Ankara 2. Ağır Ceza Mahkemesi’nden dosyası getirtilmek suretiyle yapılacak inceleme ve gerekirse alınacak bilirkişi raporu kapsamında, ceza dosyası içeriğinde somut olayla ilgili tespite yer verilip verilmediği, bu konuda bir açıklık bulunmasa dahi ceza dosyası kapsamındaki deliller itibari ile davacının yapılan işlemden haberdar olmasının gerekip gerekmediği hususları üzerinde durularak, oluşacak kanaate göre sonuca gidilmesi gerekirken, eksik inceleme ve değerlendirme ile karar verilmesi doğru görülmemiş, hükmün bozulması gerekmiştir.
2–Kabule göre de davalı bankanın harçtan muaf olduğu değerlendirilmeksizin hüküm altına alınan miktara ilişkin olarak davalı aleyhine yargılama harcına hükmedilmesi dahi doğru görülmemiş, hükmün bu nedenle de bozulması gerekmiştir.
3–Bozma sebep ve şekline göre taraf vekillerinin diğer temyiz itirazlarının incelenmesine şimdilik gerek görülmemiştir.
SONUÇ: Yukarıda (1) numaralı bentte açıklanan nedenlerle, taraf vekillerinin temyiz itirazlarının kabulü ile hükmün taraflar yararına, (2) numaralı bentte açıklanan nedenlerle davalı vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile hükmün davalı yararına BOZULMASINA, (3) numaralı bentte açıklanan nedenlerle, bozma sebep ve şekline göre taraf vekillerinin diğer temyiz itirazlarının incelenmesine şimdilik yer olmadığına, takdir olunan 1.100 TL duruşma vekalet ücretinin herbir yandan alınarak yek diğerine verilmesine, ödediği temyiz peşin harcın isteği halinde temyiz eden davacıya iadesine, 04.04.2014 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.