Yargıtay Kararı 11. Hukuk Dairesi 2012/306 E. 2013/1712 K. 25.01.2013 T.

YARGITAY KARARI
DAİRE : 11. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2012/306
KARAR NO : 2013/1712
KARAR TARİHİ : 25.01.2013

MAHKEMESİ :TİCARET MAHKEMESİ

Taraflar arasında görülen davada … Asliye Ticaret Mahkemesi’nce verilen 27.04.2011 tarih ve 2010/486-2011/227 sayılı kararın Yargıtayca incelenmesi taraf vekilleri tarafından istenmiş ve temyiz dilekçesinin süresi içinde verildiği anlaşılmış olmakla, dava dosyası için Tetkik Hakimi … tarafından düzenlenen rapor dinlendikten ve yine dosya içerisindeki dilekçe, layihalar, duruşma tutanakları ve tüm belgeler okunup, incelendikten sonra işin gereği görüşülüp, düşünüldü:
Davacı vekili, müvekkilinin uzun yıllardan beri …’da gurbetçi olarak çalışıp biriktirdiği paraları … ve alt kuruluşu niteliğindeki …’ye verdiğini, ancak parasını geri alamadığı için mağdur durumda olduğunu, müvekkili adına davalı şirket tarafından 02.08.2000 tarihli hisse durum belgesi ile 700 hisse karşılığı 28.700 Euro şirketten alacağı olduğunun gösterildiğini ileri sürerek, müvekkilinin alacağının davalının temerrüde düştüğü 24.02.2000 tarihinden itibaren hesaplanacak en yüksek kanuni faizi ile birlikte davalılardan tahsiline karar verilmesini talep ve dava etmiştir.
Davalılar vekili, davanın zamanaşımına uğradığını, ödemenin ispatlanması gerektiğini savunarak davanın reddini istemiştir.
Mahkemece, tüm dosya kapsamına ve benimsenen bilirkişi raporuna göre, davacının davalı şirketlerde ortaklık pay defterinde kayıtlı olmadığı ve münferiden paydaşlığı bulunmadığı, …’de bulunan 700 payını devretmiş olduğu, devredilen hisselere ilişkin başka bir dava bulunduğu, aslı ibraz edilemeyen ortaklık durum belgesi ile doğrudan davalı şirketlere para verdiğini kanıtlayamadığı, ortaklık durum belgesi incelendiğinde parayı alanın kim olduğu ve davalı şirketler ile şahıslar arasında ne gibi bir ilişkinin bulunduğunun tespit edilemediği ve davacının bunu ortaya koyacak delilleri de sunmadığı, dosya kapsamına göre davacının davalı şirketlerin ortağı olmadığı, kaldı ki TTK’nın 329. ve 405. maddeleri uyarınca anonim şirketlere ortak olanların şirketten hisselerini geri almalarını talep edemeyecekleri, ancak şirket tasfiye anında hisseleri mukabilince alacaklarını alabileceklerinin hüküm altına alındığı gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir.
Kararı taraf vekilleri temyiz etmiştir.
Dosyada mübrez bilirkişi raporunda davacının …’nde bulunan toplam 700 hissesini devrettiği, devredilen bu hisse ile ilgili olarak bir diğer dava dosyasında (2010/87) değerlendirme yapıldığı, bu nedenle davacının davalı şirketlerde paydaşlığının bulunmadığı bildirilmiş, mahkemece de rapor benimsenerek yukarda yazılı gerekçeyle davanın reddine karar verilmiştir.
Davacı dayanağı ortaklık durum belgesi, aslı sunulmadığından bahisle mahkemece kabul ve değerlendirmeye esas görülmemiş ise de, 8.12.2010 tarihli celsede belge aslının dosyaya sunulmuş olduğu belirtilmiş olduğu gibi bilirkişi raporunda daha sonra devredildiği belirtilen 700 adet hisse ile davacının …’de paydaş olduğunun bildirilmiş olduğu gözlenmekle söz konusu belgenin davalı … tarafından kabul gördüğü ve pay defterine de bu yolda kayıt düşülmüş olduğu açıktır. Bu durumda, mahkemenin mübrez belge ile davalı şirketler arasında ne gibi bir ilişki bulunduğunun tespit edilemediğine ilişkin gerekçesi yerinde değildir. Öte yandan, bilirkişi raporunda davacının davalı …’n-de bulunan paylarını devrettiği belirtilmiş ve mahkemece de bir başka dava dosyasında bu hisselerle ilgili değerlendirme yapıldığı belirtilmiş ise de, bu husus Yargıtay denetimine elverişli biçimde açıklanıp belgelendirilmemiş, hamiline yazılı hisse senetlerinin devre rağmen ne sebeple davacının elinde bulunduğu hususuna açıklık getirilmemiştir.
Öte yandan, mahkemenin kararında davacının davalı şirketlere ortaklığının saptanmasi halinde dahi TTK’nın 329 ve 405. maddeleri uyarınca, sermaye olarak verdiği bedelin iadesini isteyemeyeceği gerekçesine yer verilmiştir. Davacının davalı şirket ve/veya şirketlere ortaklığının sahih olması halinde hiç kuşkusuz anılan yasa maddeleri uyarınca paylarının karşılığını talep etmesi mümkün değil ise de, davacı davada, şirkete ortak olmak amacıyla para vermediğini, paranın istendiği anda iadesinin vaad edildiğini ileri sürmüş olup davacının delilleri arasında yer aldığı ve Dairemize intikal eden emsal dosyalardan da bilindiği üzere; … Ağır Ceza Mahkemesi ve … Ağır Ceza Mahkemesi’nde davalı şirketlerin yöneticileri davacının iddiasına dayalı eylemlerinden ötürü suç işlemek amacıyla örgüt kurmak ve nitelikli dolandırıcılık suçlarından yargılanmışlardır. Bu dosyalarda düzenlenen iddianamede ve dayanak 07.09.1999 tarihli denetim raporunda şirketin yasal defter ve kayıtlarında görülmesine rağmen 1995, 1996, 1997 yıllarında ortak olmak amacıyla para toplanan tasarruf sahiplerine Alman Markı bazında sırayla yıllık %18, %18 ve %20 oranında kâr payı dağıtımlarının şirket faaliyet sonuçlarından bağımsız olarak gerçekleştirildiği, anılan yıllarda, şirketin önemli tutarda zarar ettiği halde bu oranda kâr payı dağıtmasının ancak sisteme yeni giren katılımcılardan toplanan paralarla karşılanmasının mümkün olduğu holdingce tasarruf sahiplerine verilen hisselerin daha sonra geri alındığı ve yeni ortak olmak isteyenlere satıldığı, holdingin aracı rol üstlendiği ancak böyle bir yetki belgesinin olmadığı, … ve …’nin geçmiş yıllara ait mali tablolarında şirketlerin yüklü miktarlarda zarar ettikleri, faaliyet kârı olmamasına rağmen kâr payları dağıttıkları tespitlerine yer verildiği, ayrıca davacının delili olan ve bilirkişilerce değerlendirilmesi gerektiğine işaret edilen SPK ve Meclis Araştırma Komisyonu raporları, SPK duyuruları mahkemece değerlendirilmemiştir.
Bu durumda, iddianın ileri sürülüş biçimi nazara alındığında, davanın, davalıların iddia olunan organize ve haksız fiillerinden kaynaklanan bir istirdat davası niteliğinde olduğu da gözetilmek suretiyle BK’nın 53. maddesi gereğince ancak kesinleşmiş bir mahkumiyet kararında ceza hakiminin kabul ettiği maddi vakıaların hukuk hakimini bağlayacağı gözetilmek, her iki ceza dosyasının kesinleşip kesinleşmediği belirlenip, bu dosyalara sunulmuş deliller ve davacının dayandığı resmi kurum raporları somut davadaki delillerle birlikte değerlendirilmek ve dava tarihi itibariyle davacının pay defterine kaydedilen payının gerçekten de şirket sermayesinde yer alıp almadığı belirlenmek, ibraz edilen hisse senetlerinin geçerli ve sahih olup olmadığı araştırılmak suretiyle davacının iddiasının araştırılması gerekir. Tüm bu delillerin değerlendirilmesi neticesinde davacının ortak olmadığının anlaşılması halinde ise hukuki ilişkinin kurulduğu tarih itibariyle yürürlükte bulunan 4389 sayılı Bankalar Kanunu’nun 10. maddesindeki “Bu Kanunun uygulanmasında yazılı ya da sözlü olarak veya herhangi bir şekilde halka duyurulmak suretiyle ivazsız veya bir ivaz karşılığında istendiğinde ya da belli bir vadede iade edilmek üzere para kabulü mevduat kabulü sayılır. Karşılığında mevduat cüzdanı yerine katılma belgesi, makbuz, senet ve benzeri belgelerin verilmesi, alınan paraların mevduat sayılmasına engel değildir.” hükmüne göre eylemin, izinsiz mevduat toplamak olduğu kabul edilmek ve her bir davalının hukuki durumunun ve mümeyyiz davalılar vekilinin zamanaşımı def’inin buna göre tayin ve takdir edilmesi suretiyle karar verilmek üzere mahkemece verilen kararın davacı ve mümeyyiz davalı yararına bozulmasına karar vermek gerekmiştir.
SONUÇ : Yukarıda açıklanan nedenlerle davacı ve mümeyyiz davalı vekilinin temyiz itirazlarının kabulüyle kararın davacı ve mümeyyiz davalı yararına BOZULMASINA, ödediği temyiz peşin harcın isteği halinde temyiz edene iadesine, 25.01.2013 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.