Yargıtay Kararı 11. Hukuk Dairesi 2012/9201 E. 2013/10668 K. 23.05.2013 T.

YARGITAY KARARI
DAİRE : 11. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2012/9201
KARAR NO : 2013/10668
KARAR TARİHİ : 23.05.2013

MAHKEMESİ :TİCARET MAHKEMESİ

Taraflar arasında görülen davada İstanbul 13. Asliye Ticaret Mahkemesi’nce verilen 26/03/2012 tarih ve 2010/462-2012/87 sayılı kararın duruşmalı olarak incelenmesi davalı vekili tarafından istenmiş olup, duruşma için belirlenen 21.05.2013 günü başkaca gelen olmadığı yoklama ile anlaşılıp hazır bulunan davacılar vekili Av…. ile davalı vekili Av. … dinlenildikten sonra duruşmalı işlerin yoğunluğu ve süre darlığından ötürü işin incelenerek karara bağlanması ileriye bırakıldı. Tetkik Hakimi … tarafından düzenlenen rapor dinlenildikten ve yine dosya içerisindeki dilekçe, layihalar, duruşma tutanakları ve tüm belgeler okunup incelendikten sonra işin gereği görüşülüp, düşünüldü:
Davacılar vekili, asıl ve birleşen davalarda, müvekkiline ait akaryakıt istasyonunun davalı şirkete sigortalı olduğunu, müvekkili adına yetkili kılınan … ve …’ın nakit ödemeli petrol ürünleri alımı için bayisi oldukları şirketin Mersin’deki merkezine doğru özel araçları ile yola çıktıklarını, bu alım için yanlarında toplam 179.000 TL nakit para bulunduğunu, 12.09.2009 tarihinde saat 03.40 sularında bir benzin istasyonunun lokantasında mola verdikleri sırada anılan nakit para ve çeşitli eşyaların bulunduğu çantanın otomobilin camının kırılması suretiyle çalındığını, davalının poliçedeki hırsızlık teminatı dolayısıyla bu zarardan sorumlu olduğunu ileri sürerek, ıslah ile birlikte toplam (179.000) TL’nin 30.06.2010 temerrüt tarihinden itibaren avans faizi ile birlikte davalıdan tahsilini talep ve dava etmiştir.
Davalı vekili, Hırsızlık Sigortası Genel Şartları’nın 1. maddesinin 5. bendi uyarınca hırsızlığın öldürme, yaralama, zor ve şiddet kullanma veya tehditle yapılması halinde teminat altına alındığını, dava konusu olayın bu şekilde gerçekleşmediğinden hasarın teminat kapsamında olmadığını, meydana gelen olayda kuşkulu durumların bulunduğunu savunarak, davanın reddini istemiştir.
Mahkemece, toplanan kanıtlar ve bilirkişi raporuna dayanılarak, davalı tarafından düzenlenen sigorta poliçesi özel şartında taşınan para için de sigorta teminatının verilmiş olduğu, bu teminatta 3. kişiler tarafından silahlı tehdit veya tecavüz veya zor kullanmak suretiyle vaki olacak gasp ve hırsızlık, herhangi bir araç nakli sırasında aracın kazaya
uğraması veya yanması neticesinde ziya ve hırsızlık, nakil esnasında mücbir sebepler nedeniyle vaki olacak zararların sigorta kapsamında olduğunun belirtildiği, dava konusu olayda çalınan paraların da sigorta teminatı kapsamında bulunduğu gerekçesiyle asıl davada ıslah edilen miktarla beraber 169.000,00 TL’nin, birleşen davada 10.000,00 TL’nin temerrüt tarihi olan 30.06.2010 tarihinden itibaren avans faiziyle birlikte davalıdan tahsiline karar verilmiştir.
Kararı, davalı vekili temyiz etmiştir.
1- Asıl ve birleşen davalar, iş yeri sigorta sözleşmesinden kaynaklanan alacağın tahsili istemine ilişkin olup, taraflar arasındaki uyuşmazlık, dava konusu paranın gerçekten çalınıp çalınmadığı, eğer çalınmışsa bu durumun teminat kapsamında bulunup bulunmadığı noktalarında toplanmaktadır.
Davalı vekili, olayın tek görgü tanığı olan ve ceza soruşturmasının hazırlık tahkikatı sırasında dinlenen …’ın, aracın camlarının kırıldığını, ancak araçtan bir şey alınmadığını bildirdiğini belirtmiş ve rizikonun gerçekleşmediğini savunmuştur. Gerçekten de …, hazırlık aşamasında alınan ifadelerinde, failin aracın camını kırdığını gördüğünü, hemen tırının kornasına uzun uzun basarak faili kaçırmaya çalıştığını, şahsın kaçınca kendisinin de arkasından koştuğunu, araç sahipleri gelince “telaş etmeyin sadece camı kırdılar, bir şey almaya fırsatları olmadı” dediğini, ancak araç sahiplerinin kendisi ile hiç ilgilenmediğini, şahsın aracın içine bakmadan hemen camını kırmasının ve araç sahiplerinin lokantanın önü boşken aracı uzak bir yere park etmesinin kendisinde şüphe uyandırdığını bildirmiştir.
Bu durumda mahkemece davalı vekilinin anılan savunması üzerinde durulmadan, bu tanığın dinlenmesi yoluna gidilmeyip, tanığın beyanına neden itibar edilmediğinin gerekçeleri de açıklanmadan, eksik incelemeye dayalı olarak karar verilmesi doğru görülmemiştir.
Yine davalı vekilinin bu savunmasının yanında, davacıların temsilcilerinin lokantanın aydınlık park alanı yerine aracı karanlık bir noktaya park etmesinin, davacıların bayisi oldukları şirkete her zaman çek ile ödeme yaparken bu kez nakit para götürmelerinin ve poliçelerde yer alan taşınan para teminat limitlerinin 12.09.2009 olay tarihinden önce 03.09.2009 ve 08.09.2009 tarihlerinde, (60.000) TL ve (4.500) TL iken, (100.000) TL’na artırılmasının hayatın olağan akışına aykırı olduğu yönündeki savunmaları da mahkemece incelenmemiştir.
Bu itibarla mahkemece, davalı vekilinin anılan savunmaları incelenip karar yerinde değerlendirilmeden, eksik incelemeye dayanılarak, yazılı şekilde hüküm kurulması doğru olmamış, kararın davalı yararına bozulması gerekmiştir.
2- Kabul şekli bakımından da, dosyaya sunulan bilgi ve belgelerin incelenmesinden, asıl ve birleşen davaların iki ayrı şirket tarafından ve iki ayrı akaryakıt istasyonu için (… Kasabası altı ve … Kasabası altı), fazlaya ilişkin hakların saklı tutulması suretiyle (10.000) TL üzerinden açıldığı, her iki poliçede de taşınan para teminat limitinin (100.000) TL olduğu anlaşılmaktadır. Mahkemece dosyaların birleştirilmesinden sonra davacılar vekilince sunulan 03.02.2012 tarihli ıslah dilekçesinde ise “birleşen davada” (20.000) TL olan taleplerinin (159.000) TL artırılarak (179.000) TL’na ıslah edildiği
bildirilmiştir. Oysa yukarıda da açıklandığı üzere, her iki dava da başlangıçta alacağın (10.000) TL’lık kısmı için açılmıştır. Ayrıca mahkemece, birleşen dava (179.000) TL’na ıslah edildiği halde, asıl dava yönünden ıslah edilen miktarla beraber (169.000) TL’nin tahsiline karar verilmiştir. Yine mahkemece bu şekilde karar verilmekle, her iki davada dayanılan poliçe limitlerinin ayrı ayrı (100.000) TL ile sınırlı bulunduğu hususu da gözden kaçırılmış olmaktadır.
Bu durum karşısında mahkemece, açıklanan hususlar dikkate alınmadan karar verilmesi de doğru görülmemiş, kararın bu nedenle de davalı yararına bozulması gerekmiştir.
3- Yukarıda açıklanan bozma neden ve kapsamına göre, davalı vekilinin diğer temyiz itirazlarının incelenmesine şimdilik gerek görülmemiştir.
SONUÇ: Yukarıda (1) ve (2) numaralı bentlerde açıklanan nedenlerle davalı vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile yerel mahkeme kararının davalı yararına BOZULMASINA, (3) numaralı bentte açıklanan nedenlerle davalı vekilinin diğer temyiz itirazlarının incelenmesine şimdilik yer olmadığına, takdir olunan 990,00 TL durşma vekalet ücretinin davacılardan alınarak davalı verilmesine, ödediği temyiz peşin harcın isteği halinde temyiz edene iadesine, 23.05.2013 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.