Yargıtay Kararı 11. Hukuk Dairesi 2012/9603 E. 2014/2038 K. 06.02.2014 T.

YARGITAY KARARI
DAİRE : 11. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2012/9603
KARAR NO : 2014/2038
KARAR TARİHİ : 06.02.2014

MAHKEMESİ : İSTANBUL 28. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ
TARİHİ : 16/11/2011
NUMARASI : 2011/11-2011/56

Taraflar arasında görülen davada İstanbul 28. Asliye Ticaret Mahkemesi’nce verilen 16.11.2011 tarih ve 2011/11-2011/56 sayılı kararın duruşmalı olarak incelenmesi asıl davada davacı H. D. vekili ile asıl ve birleşen davalarda davalı banka vekili tarafından istenmiş olup, duruşma için belirlenen 04.02.2014 günü hazır bulunan davacı asil H. D., davacı vekili Av. B.. B.. ile davalı vekili Av. A.. Ç.. dinlenildikten sonra duruşmalı işlerin yoğunluğu ve süre darlığından ötürü işin incelenerek karara bağlanması ileriye bırakıldı. Tetkik Hakimi tarafından düzenlenen rapor dinlenildikten ve yine dosya içerisindeki dilekçe, layihalar, duruşma tutanakları ve tüm belgeler okunup incelendikten sonra işin gereği görüşülüp, düşünüldü:
Asıl davada davacı vekili, müvekkilinin ailesinin Büyükada’daki havuzlu villasını satıp birikmiş bütün paralarını ekleyerek davalı bankanın 4. Levent Şubesi’nde 30/06/1998 tarihli 740.000 USD ve 186.000 USD tutarlı döviz tevdiat hesapları açtırdığını, daha sonra hesapların TL cinsinden mevduata çevrildiğini, müvekkilin vadeli mevduat hesaplarından birisinin vade sonu olan 23/03/2000 tarihinde bakiyesinin 6.000 TL olduğunu fark ederek şok yaşadığını, davalı bankaya göre toplam 926.000 USD ve yaklaşık 1.500.000 TL’lik bir servetin 30/06/1998-23/03/2000 tarihleri arasında tüketildiğini, müvekkilinin davalı bankada faiziyle birlikte asgari 900.000 TL mevduatının bulunması gerektiğini, mevduatın müvekkil tarafından çekilmiş gibi işlem gördüğünü, oysa ki müvekkilinin haberi olmadan sahte imzalarla çekildiğini ileri sürerek, 900.000 TL maddi ve 100.000 TL manevi tazminatın temerrüt faiziyle birlikte davalıdan tahsilini talep ve dava etmiştir.
Birleşen davada davacı vekili, müvekkilinin asıl davada davacı olan eşinden bu olay nedeniyle boşandığını ileri sürerek, benzer gerekçelerle 900.000 TL maddi ve 100.000 TL manevi tazminatın temerrüt faiziyle birlikte davalıdan tahsilini talep ve dava etmiştir.
Davalı vekili, davanın reddini savunmuştur.
Mahkemece, toplanan kanıtlar ve bilirkişi raporuna dayanılarak, birleşen davanın 11/03/2005 günlü oturumunda işlemden kaldırıldığı ve o günden sonra da yenilenmediği, davacının eli mahsulü olan belgelerle eli mahsulü olmayan belgelerin tek tek değerlendirerek yapılan inceleme sonucunda, davalı bankanın toplam 5.104,15 TL’lik işlemde kusurlu davrandığının ve bu nedenle oluşan zarardan sorumlu bulunduğunun anlaşıldığı gerekçesiyle asıl davanın kısmen kabulüne, 5.104,15 TL’nin 25/10/2002 dava tarihinden itibaren yasal faiziyle birlikte davalıdan tahsiline, manevi tazminat isteminin reddine, birleşen davanın açılmamış sayılmasına karar verilmiştir.
Kararı, asıl davada davacı H. D. vekili ile asıl ve birleşen davalarda davalı banka vekili temyiz etmiştir.
1- Dava dosyası içerisindeki bilgi ve belgelere, mahkeme kararının gerekçesinde dayanılan delillerin tartışılıp değerlendirilmesinde usul ve yasaya aykırı bir yön bulunmamasına göre, asıl davada davacı H. D. vekili ile asıl ve birleşen davalarda davalı banka vekilinin aşağıdaki bentlerin kapsamı dışından kalan ve yerinde görülmeyen diğer temyiz itirazlarının reddine karar vermek gerekmiştir.
2- Ancak asıl ve birleşen davalar, bankacılık işlemlerinden kaynaklanan maddi ve manevi zararın tazmini istemine ilişkindir.
Her ne kadar davalı vekilince, müvekkili aleyhine hükmedilen toplam 5.104,15 TL tutarındaki altı adet işlemin, davacı tarafın icazeti dahilinde üçüncü kişilere yapılan ödemelerden ibaret olduğuna dair savunmalar yapılmışsa da, bu konuda davacı tarafça verilmiş bir talimat sunulamadığından, mahkemece anılan işlemlerin usulsüz olduğunun kabul edilmesinde bir isabetsizlik yoktur. Fakat dosyanın incelenmesinden bu işlemlerin çoğunlukla 1999 ve 2000 yıllarında yapıldığı anlaşılmaktadır. Dava ise 25.10.2002 tarihinde açılmıştır. Bu durumda anılan işlemlerden sonra davacı tarafça aynı hesaplardan başka işlemler yapılıp yapılmadığı, yapılmış ve davalı bankanın bu usulsüz işlemlerine ses çıkarılmamışsa, bu durumun anılan işlemlere icazet verilmesi anlamına gelip gelmediği konusunda bir inceleme ve değerlendirme yapılması gerekmektedir. Davalı tarafından da davacının bilgisi dahilinde işlem yapıldığı savunulduğuna göre mahkemece, davacı tarafça anılan işlemlerden sonra aynı hesaplardan başka işlemler yapılıp yapılmadığı, yapılmış ve bu işlemler görüldüğü halde ses çıkarılmamışsa, bu durumun anılan işlemlere icazet verilmesi anlamına gelip gelmeyeceği incelenip değerlendirilmeden, yazılı şekilde hüküm kurulması doğru görülmemiş, kararın davalı banka yararına bozulması gerekmiştir.
3- Davacı H.. D.. vekilinin temyiz itirazlarının incelenmesine gelince; mahkemece davalı bankaca yapılan işlemlerin usulüne uygun olup olmadığı konusunda önce imza incelemesi yaptırılmış, daha sonra davacı taraf imzasını taşımadığı tespit edilen işlemler konusunda emekli banka müdürlerinden oluşan bir bilirkişi heyetinin görüşüne başvurulmuştur. Ancak imza incelemesinin yaptırıldığı 02.03.2006 tarihli bilirkişi raporunda, incelemenin belge asılları üzerinden yapılıp yapılmadığı belirtilmediği gibi, 23.03.2000 tarihinde hesapta bulunan 68.276,80 TL’nin tamamının çekilerek kapandığına ilişkin vadeli mevduat hesap kartındaki imzanın davacıya ait olup olmadığı hiç incelenmemiş, banka müdürlerinden oluşan 14.01.2009 tarihli bilirkişi raporunda da anılan mevduat kartındaki ve bu hesabın kapatılmasına ilişkin tediye fişindeki imzaların davacı H.. D..’ye ait olduğu varsayımına dayanılarak görüş bildirilmiştir. Oysa davacı H.. D.. vekilince, anılan işleme dair hesap kartınındaki imzanın 02.03.2006 tarihli bilirkişi raporunda hiç incelenmediği ve bu imzanın müvekkiline ait olmadığı bildirilmiştir. Yine Şişli Cumhuriyet Başsavcılığı’nca alınan 29.06.2002 tarihli bilirkişi raporunda ise bu kez anılan mevduat kartı aslının incelendiği ve imzanın davacı Ş.. D.. veya H.. D.. eli mahsulü olmadığı bildirilmiştir. Ayrıca anılan işleme dair tediye fişine ise dosyada rastlanmamıştır.
Bu durum karşısında mahkemece, öncelikle 23.03.2000 tarihinde kapandığı gözüken vadeli mevduat hesabına dair hesap cüzdanı aslı ile tediye fişi asıllarının getirtilerek, bu belgelerdeki imzaların davacı tarafa ait olup olmadığının tespit edilmesi, daha sonra gerekirse anılan işlemin bankacılık mevzuatına uygun olup olmadığı konusunda bilirkişi görüşüne başvurulması ve sonucuna göre bir hüküm kurulması gerekirken, eksik incelemeye dayanılarak yazılı şekilde hüküm tesisi doğru görülmemiş, kararın bu nedenle asıl davada davacı H.. D.. yararına bozulması gerekmiştir.
4- Bozma neden ve şekline göre, davalı banka vekilinin mahkemece hükmedilen yargılama harç ve giderleri ile vekalet ücretine yönelik temyiz itirazlarının bu aşamada incelenmesine gerek görülmemiştir.
SONUÇ: Yukarıda (1) numaralı bentte açıklanan nedenlerle asıl davada davacı H. D. vekili ile asıl ve birleşen davalarda davalı banka vekilinin diğer temyiz itirazlarının reddine, (2) numaralı bentte açıklanan nedenlerle asıl ve birleşen davalarda davalı vekilinin, (3) numaralı bentte açıklanan nedenlerle asıl davada davacı H. D. vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile kararın mümeyyiz taraflar yararına BOZULMASINA, (4) numaralı bentte açıklanan nedenlerle davalı banka vekilinin mahkemece hükmedilen yargılama harç ve giderleri ile vekalet ücretine yönelik temyiz itirazlarının incelenmesine şimdilik yer olmadığına, takdir olunan 1.100 TL duruşma vekalet ücretinin davacı H.. D..’den alınarak davalı Şekerbank T.A.Ş’ye verilmesine, takdir olunan 1.100 TL duruşma vekalet ücretinin davalı Şekerbank T.A.Ş’den alınarak davacı H.. D..’ye verilmesine, ödedikleri temyiz peşin harcın istekleri halinde temyiz edenlere iadesine, 06.02.2014 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.