Yargıtay Kararı 11. Hukuk Dairesi 2013/14032 E. 2014/4052 K. 04.03.2014 T.

YARGITAY KARARI
DAİRE : 11. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2013/14032
KARAR NO : 2014/4052
KARAR TARİHİ : 04.03.2014

MAHKEMESİ : İSTANBUL 19. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ
TARİHİ : 19/06/2013
NUMARASI : 2011/391-2013/157

Taraflar arasında görülen davada İstanbul 19. Asliye Ticaret Mahkemesi’nce verilen 19/06/2013 tarih ve 2011/391-2013/157 sayılı kararın Yargıtayca incelenmesi davacı vekili tarafından istenmiş ve temyiz dilekçesinin süresi içinde verildiği anlaşılmış olmakla, dava dosyası için Tetkik Hakimi tarafından düzenlenen rapor dinlendikten ve yine dosya içerisindeki dilekçe, layihalar, duruşma tutanakları ve tüm belgeler okunup, incelendikten sonra işin gereği görüşülüp, düşünüldü:
Davacı vekili, davalı M.. V..’nin müvekkilinini eski eşi olduğunu, müvekkili ile beraber davalı şirkette müvekkilinin %10, davalının ise %90 hissedar olduğunu, davalı Mahmut’un davalı şirkette müdür olarak görev yaptığını, davalı Mahmut’un davalı şirket hesabından ve müşteri hesaplarından kendi hesabına para aktarması yaptığını, kurucusu olduğu başka bir şirkete de aktarma yaptığını, talimat ile birlikte yaşadığı S…. şirket hesabından ödemeler yaptığını, davalının bu suretle şirketi iyi yönetemediğini, müdürlük görevinin kötüye kullandığını, ayrıca davalının müvekkilinin imzasını taklit ederek şirket adına kararlar aldığını, bu hususta davalı Mahmut hakkında Cumhuriyet Başsavcılığı’na suç duyurusunda bulunduklarını ve İstanbul 46. Asliye Ceza Mahkemesi’nin 2012/713 Esas sayılı dosyasında davalı Mahmut hakkında resmi belgede sahtecilik suçundan kamu davasının açıldığını ileri sürerek, davalı M.. V..’nin şirket müdürlüğü görevinden haklı sebeple azli ile şirkete mahkemece re’sen uzman yönetici/müdür atanmasına karar verilmesini talep ve dava etmiştir.
Davalı vekili, davacının iddialarının asılsız olduğunu, taraflar arasındaki boşanma davasından sonra işbu davanın tamamen düşmanca duygularla açıldığını, müvekkili M.. V..’nin şirketi iyi idare ettiğini, şirketin özvarlığını artırarak yapısını güçlendirdiğini, şirketin sahibi ve işleteninin müvekkili olduğunu, davacının sembolik olarak ortak yapıldığını, davanın haksız olduğunu savunarak, davanın reddini istemiştir.
Mahkemece, iddia, savunma, benimsenen bilirkişi raporu ve tüm dosya kapsamına göre; davacının iddialarını ispatlayamadığı, S. N..adına yapılan ödemelerin ticari defter kayıtlarında bu şahıs adına gözükmediği, İstanbul 46. Asliye Ceza Mahkemesi’nde davalı M.. V.. hakkında resmi belgede sahtecilik suçundan açılan kamu davasının derdest olup kararın beklenmesine gerek görülmediği, zira ortaklar kurulu karar tarihlerinin 2001, 2002, 2004, 2005, 2006 olup, davacı tarafça boşanma davasının açılmasından sonra, 4 ila 9 yıllık süreler geçtikten sonra suç duyurusunda bulunulmasının alınan kararlara zımnen muvafakat anlamına geleceği, müdürlük yetkisinin davalı tarafından kötüye kullanıldığı, şirketin bu yönüyle zarar uğradığı iddialarının ispatlanamadığı gerekçesiyle, davanın reddine karar verilmiştir.
Kararı, davacı vekili temyiz etmiştir.
Dava, limited şirket müdürünün şirketi kötü yönettiği ve sahtecilik fillerinde bulunduğu iddiasına dayalı, haklı sebeple müdürlük görevinden azil ve mahkemece şirkete re’sen müdür atanması istemini içerir davadır. Davacı vekilinin iddiaları, yukarıdaki özette de ifade edildiği gibi, davalı Mahmut’un davalı şirket hesabından ve müşteri hesaplarından kendi hesabına para aktardığı, kurucusu olduğu başka bir şirkete de aktarma yaptığı, talimat ile, birlikte yaşadığı S.N. isimli kişiye şirket hesabından ödemeler yaptığı ve bu suretle davalının şirketi iyi yönetemediği ve müdürlük görevini kötüye kullandığı, ayrıca davalı şirket genel kurulunda müvekkili adına atılmış imzaların sahte olup, bu hususta Cumhuriyet Başsavcılığına suç duyurusunda bulunulduğu ve davalı gerçek kişi sanık hakkında İstanbul 46. Asliye Ceza Mahkemesi’nin 2012/173 Esas sayılı dosyasında evrakta sahtecilik suçundan kamu davası açıldığı yönündedir. Mahkemece hükme esas alınan bilirkişi raporunda davacı iddialarının yeterince irdelenmediği, “… Şirket tahsilatları ağırlıklı olarak şirket hesabına yapılmıştır. Kısmi nakit tahsilatlarının bulunduğu görülmüştür. , … Talimat ile Shahrazad Nami adına yapılan ödemeler ise ticari defter kayıtlarında bu şahıs adına gözükmemektedir. …” şeklinde muğlak ve genel ifadelerle geçiştirildiği, şirket özvarlığına ilişkin olarak yıllara göre yapılan hesaplamalardan sonra da şirketin 2009, 2010, 2011 yıllarında mali yapısını güçlendirdiği, böylelikle şirketin kötü yönetildiğinden bahsetmenin mümkün olmayacağının ifade edildiği anlaşılmaktadır. Ayrıca mahkemece celp edilen ve davacı delilleri arasında yer alan, İstanbul 46. Asliye Ceza Mahkemesi’ndeki dosyanın da raporda değerlendirilmediği görülmüştür. Davacı vekilinin, 24.04.2013 havale tarihli bilirkişi raporuna itiraz dilekçesinin mahkemece değerlendirilmediği, bu hususta ek rapor ya da farklı bir bilirkişi heyetinden rapor alınması yoluna gidilmediği dosya kapsamından anlaşılmaktadır. Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu’nun 281. maddesi: “Taraflar, bilirkişi raporunun, kendilerine tebliği tarihinden itibaren iki hafta içinde, raporda eksik gördükleri hususların, bilirkişiye tamamlattırılmasını; belirsizlik gösteren hususlar hakkında ise bilirkişinin açıklama yapmasının sağlanmasını veya yeni bilirkişi atanmasını mahkemeden talep edebilirler. Mahkeme, bilirkişi raporundaki eksiklik yahut belirsizliğin tamamlanması veya açıklığa kavuşturulmasını sağlamak için, bilirkişiden, yeni sorular düzenlemek suretiyle ek rapor alabileceği gibi, tayin edeceği duruşmada, sözlü olarak açıklamalarda bulunmasını da kendiliğinden isteyebilir. Mahkeme, gerçeğin ortaya çıkması için gerekli görürse, yeni görevlendireceği bilirkişi aracılığıyla, tekrar inceleme de yaptırabilir.” hükmündedir. Söz konusu hükme göre, bilirkişi raporunda eksiklik ve taraf itirazının söz konusu olduğu hallerde, mahkemece ek rapor ya da duruşmada sözlü açıklama yoluna gidilebileceği gibi, yeni bir bilirkişi heyetinden de rapor alınması tercih edilebilir. Mahkemece bu yollardan birinin tercih edilmeyip, davanın eksik incelemeye dayalı rapor esas alınmak suretiyle karara bağlanması doğru görülmemiştir. İstanbul 46. Asliye Ceza Mahkemesi’ndeki davanın da akıbetinin araştırılarak, davacı iddialarını tam olarak karşılayacak şekilde ek rapor ya da farklı heyetten rapor alınıp neticesine göre hüküm oluşturması gerekirken, eksik inceleme ile yazılı şekilde hüküm tesisi doğru olmamış, kararın davacı yararına bozulması gerekmiştir.
SONUÇ: Yukarıda açıklanan nedenlerle davacı vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile hükmün davacı yararına BOZULMASINA, ödediği temyiz peşin harcın isteği halinde temyiz edene iadesine, 04/03/2014 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.