YARGITAY KARARI
DAİRE : 11. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2013/16386
KARAR NO : 2014/5161
KARAR TARİHİ : 17.03.2014
MAHKEMESİ : İSTANBUL 33. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ
TARİHİ : 09/05/2013
NUMARASI : 2012/20-2013/114
Taraflar arasında görülen davada İstanbul 33. Asliye Ticaret Mahkemesi’nce verilen 09.05.2013 tarih ve 2012/20-2013/114 sayılı kararın Yargıtayca incelenmesi davalı vekili ile fer’i müdahil vekili tarafından istenmiş ve temyiz dilekçesinin süresi içinde verildiği anlaşılmış olmakla, dava konusu meblağ 18.563 TL’nin altında bulunduğundan 6100 sayılı Kanun’un geçici 3/2. maddesi delaletiyle uygulanması gereken HUMK’nın 3156 sayılı Kanunla değişik 438. maddesi gereğince duruşma isteğinin reddiyle incelemenin dosya üzerinde yapılmasına karar verildikten sonra dava dosyası için Tetkik Hakimi tarafından düzenlenen rapor dinlendikten ve yine dosya içerisindeki dilekçe, layihalar, duruşma tutanakları ve tüm belgeler okunup, incelendikten sonra işin gereği görüşülüp, düşünüldü:
Davacı vekili, müvekkilinin davalı bankanın devraldığı A.Ş’nin tasarruflarını bankanın Ankara Şubesi’nde vadeli hesap açarak değerlendirdiklerini, davalı banka Ankara Şubesi’nce davacı hesapların Off Shore hesaplarına havale edilmiş olduklarını öğrendiklerini, bankaca bu hesabında diğer hesaplar gibi banka güvencesinde olduğunun bildirildiğini, davalı Yurtbank’a 21/12/1999 tarihinde TMSF tarafından el konulduğunu, müvekkilinin alacaklarının ödenmediğini ileri sürerek fazlaya dair hakları saklı kalmak üzere toplam 16.687,65 TL mevduat alacağının paranın bankaya yattığı tarihten itibaren vade sonuna kadar akdi faiz, vade sonundan fiili ödeme tarihine kadar ise 3095 sayılı Yasa’nın 2. maddesi son bendi gereğince belirlenen akdi faizden az olmamak üzere temerrüt faizi ile tahsiline karar verilmesini talep ve dava etmiştir.
Davalı vekili, cevap dilekçesinde özetle; müvekkilinin husumet sıfatının bulunmadığını, davanın zaman aşımına uğradığını, A.Ş. ile ..Security Off Shore Ltd’nin ayrı tüzel kişilikler olup, aralarında organik bağ bulunmadığını, husumet itirazında bulunduklarını, davacının talimatları doğrultusunda paranın başka bir tüzel kişilik olan Off Shore bankasına havale edildiğini, bu nedenle davacıların davalı bankadan talep edebilecek alacağının mevcut olmadığını, ayrıca davacının kendisinin hataya düşürüldüğünü, hile kullanılarak iradesinin fesata uğratıldığını iddia etmekte olup, bu iddialarında BK’nın 31 gereği 1 yıllık hak düşürücü süre geçtikten sonra ileri sürüldüğünden reddi gerektiğini, istenen faiz miktarının fahiş olduğunu, banka eski yöneticilerine karşı açılan ceza davalarının bu davada delil olmayacağını savunarak davanın reddini istemiştir.
Fer’i müdahil TMSF vekili, davanın reddini istemiştir.
Mahkemece, iddia, savunma, bilirkişi raporu ve tüm dosya kapsamına göre; davacının 14/12/1999 tarihli açtırdığı mevduat hesabındaki parasının aynı tarihli havale işlemi ile Kıbrıs’ta kurulu Secutriy Off-Shore hesabına havale edilmiş gibi gösterilerek davalı TMSF’nin devralıp borçlarını üstlendiği davalı banka tarafından kendi merkez hesaplarında tutularak bünyesinde kalan 15.430,00 TL miktarlı mevduatın davacıya geri ödenmediği, bu konuda dava tarihinde yürürlükteki bankacılık kanunları hükümleri gereği 10 yıllık zaman aşımı söz konusu olduğu, ayrıca mevduatın yatırıldığı banka yönetim kurulu üyeleri hakkında ceza davası bulunduğu, bu sebeple uzayıcı ceza zaman aşımı uygulanması gerektiği,bu durumda davacı alacağının zaman aşımına uğramamış olduğu havale talimatı tarihinden itibaren uygulanacak temerrüt faizi ile davalıdan tahsilinin gerektiği,akdi faiz talep edilemeyeceği bu sebeple yatırılan 15.430,00 TL mevduattan davacı adına Off Shore hesaplara aktarıldığı tarihten itibaren ödenmediği anlaşıldığından bu tarihten itibaren 3095 sayılı yasanın 2. maddesi uyarınca değişen ve değişecek oranlarda davalıda alınarak davacıya verilmesine karar verilmesi gerektiği, her ne kadar kısa kararın hüküm kısmında alacağa 10.12.1999 tarihinden itibaren faiz uygulanması gereketiği belirtilmiş ise de, gerçekte hesap açılış tarihi olan 14.12.1999 tarihinden itibaren faiz uygulanması gerektiği kısa kısa kararda sehven maddi hata yapıldığı gerekçesiyle davanın kısmen kabulü ile 15.430 TL’nin 14.12.1999 tarihinden itibaren işleyecek değişen ve değişecek oranlarda avans (temerrüt) faizi ile davalı Ing Bank A.Ş’den tahsiline fazlaya ilişkin istemin reddine karar verilmiştir.
Kararı, davalı vekili ile feri müdahil vekili temyiz etmiştir.
1-Hüküm tarihi itibariyle yürürlükte bulunan 6100 sayılı HMK’nın 186. maddesi uyarınca, tarafların tüm delilleri toplanıp inceledikten ve son sözleri dinlenip duruşmanın bittiği bildirildikten sonra, hakimin, aynı Yasa’nın 298. maddesi uyarınca, kararı gerekçesi ile birlikte yazması ve hüküm sonucunu 297. maddede öngörülen biçimde tefhim etmesi asıldır. Ne var ki, uygulamada Yasa’nın 294/4 fıkrası hükmüne dayanılarak, zorunlu nedenlerle sadece hükmün sonucu tutanağa geçirilip tefhim edilmekte, gerekçeli karar daha sonra yazılmaktadır.
İşte bu gibi hallerde, HMK’nın 297’nci maddesine uygun olarak tarafların hak ve yükümlülüklerini açıkça gösteren tefhim ile aleniyet ve hukuki varlık kazanan kısa karara uygun olarak gerekçeli kararın yazılması zorunludur. Esasen, kısa karar yazıp tefhim etmekle davadan el çekmiş olan hakimin, artık bu kararını değiştirmesine yasal olanak yoktur. Öte yandan, kısa kararla gerekçeli kararın çelişkili olması yargılamanın aleniyetine, kararların alenen tefhim edilmesine ilişkin Anayasa’nın 141. maddesi ile HMK’nın yukarıda değinilen buyurucu nitelikteki maddelerine de aykırı bir durum yaratır. Ayrıca anılan husus kamu düzeni ile ilgili olup, gözetilmesi yasa ile hakime yükletilmiş bir ödevdir. Aksi düşünce ve uygulama yargının, yargıcın ve kararlarının her türlü düşünceden uzak, saygın ve güvenilir olması ilkesi ile de bağdaşmaz.
Somut olayda, mahkemenin gerekçeli kararının 1. fıkrasında 15.430,00 TL’nin 14.12.1999 tarihinden itibaren işleyecek değişen ve değişecek oranlarda avans faiziyle davalıdan tahsiline karar verilmiş, ancak kısa kararda 15.430,00 TL’nin 10.12.1999 tarihinden itibaren işleyecek değişen ve değişecek oranlarda avans faiziyle davalıdan tahsiline karar verildiği, mahkemece kısa kararda sehven maddi hata olarak yapılan yanlışlığın gerekçeli kararda düzeltildiği belirtilmiştir. Bu durumda, gerekçeli karar ile kısa karar birbiriyle çeliştiğinden kararın bu nedenle bozulması gerekmiştir.
2-Bozma neden ve şekline göre, davalı vekili ile fer’i müdahil vekilinin temyiz itirazlarının bu aşamada incelenmesine gerek görülmemiştir.
SONUÇ: Yukarıda (1) numaralı bentte açıklanan nedenlerle kararın BOZULMASINA; (2) numaralı bentte açıklanan nedenlerle davalı vekili ile fer’i müdahil vekilinin temyiz itirazlarının bu aşamada incelenmesine gerek olmadığına, ödediği temyiz peşin harcın isteği halinde temyiz eden davalı İng Bank A.Ş’ye iadesine, 17.03.2014 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.