YARGITAY KARARI
DAİRE : 11. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2013/17933
KARAR NO : 2014/6603
KARAR TARİHİ : 03.04.2014
MAHKEMESİ : BAKIRKÖY 3. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ
TARİHİ : 12/07/2012
NUMARASI : 2009/245-2012/472
Taraflar arasında görülen davada Bakırköy 3. Asliye Ticaret Mahkemesi’nce verilen 12/07/2012 tarih ve 2009/245-2012/472 sayılı kararın Yargıtayca incelenmesi taraf vekilleri tarafından istenmiş ve temyiz dilekçesinin süresi içinde verildiği anlaşılmış olmakla, dava dosyası için Tetkik Hakimi tarafından düzenlenen rapor dinlendikten ve yine dosya içerisindeki dilekçe, layihalar, duruşma tutanakları ve tüm belgeler okunup, incelendikten sonra işin gereği görüşülüp, düşünüldü:
Davacı vekili, müvekkilinin 160.000 DM istediği zaman geri alabileceği kârlı bir yatırıma dönüştürmek amacıyla davalılara makbuz karşılığında yatırdığını, paranın tahsili anında ve sonrasında defalarca bizzat davalı şirket temsilcileri tarafından paranın her istediği an geri alabileceği ve yüksek oranda kar verileceği taahhüdünde bulunulduğunu, ancak parasını geri alamadığını, davalı M.. A..’ün paravan olarak kullandığı davalı şirket ile birlikte müvekkilinin zararından TTK 336. maddesi gereğince sorumlu olduğunu ileri sürerek, davalılara verilen 160.000 DM alacağının karşılığı 171.200,00 TL’nin fazlaya dair hakları saklı kalmak kaydıyla şimdilik 7.500,00 TL’lik kısmının ödendiği tarih itibariyle işleyecek ticari faizi ile birlikte müvekkiline ödenmesini, talep ve dava etmiş, 21/03/2012 tarihli ıslah dilekçesi ile talebini 163.700,00 TL artırarak 171.200,00 TL’ye yükseltmiştir.
Davalılar vekili, davanın reddini talep etmiştir.
Mahkemece, iddia, savunma, bilirkişi raporu ve tüm dosya kapsamına göre, Almanya da kurulan şirketlerin yeddiemine tevdii ve paraların tahsil edilemeyeceğinin anlaşıldığı tarih itibariyle zamanaşımının dolmadığı, aynı iddialara yönelik M.F. A. hakkında açılan ceza davasındaki zamanaşımı yönünden dahi sürenin dolmadığı, dava dışı yurtdışındaki şirket ile davalı J.. A.. arasında organik ve hukuki bağın bulunduğu gerekçesiyle, davacı vekilinin kısmi davası ile talep ettiği 7.500,00.-TL yönünden davanın kabulüne, davacı vekilinin 21/03/2012 tarihinde sunduğu ıslah dilekçesi ile talep sonucunu 163.700,00 TL arttırarak 171.200,00 TL’ye çıkartmışsa da, ıslah tarihi olan 21/03/2002 tarihi itibariyle Yargıtay Hukuk Genel Kurulu’nun 03/07/2002 tarih ve 9-564/572 sayılı ilamında da belirtildiği üzere, zamanaşımı, fazlaya dair hak saklı tutulmuş olsa bile, kısmi davada zamanaşımının sadece dava konusu miktar için kesileceği, saklı tutulan miktar için işlemeye devam edileceği, paraların aktarıldığı tarih, dava tarihi ve ıslah tarihi gözönünde tutulduğunda, BK 60. maddesinde belirtilen 1 ve 10 yıllık zamanaşımı sürelerinin ıslah edilen bölüm için dolduğu, bu nedenle ıslah edilen bölüm için zamanaşımı itirazının yerinde olduğu gerekçesiyle, davacının ıslah ile talep ettiği 163.700,00 TL’nin zamanaşamı nedeniyle reddine karar verilmiştir.
Kararı, taraf vekilleri temyiz etmiştir.
1- Dava dosyası içerisindeki bilgi ve belgelere, mahkeme kararının gerekçesinde dayanılan delillerin tartışılıp, değerlendirilmesinde usul ve yasaya aykırı bir yön bulunmamasına göre, davalıların temyiz itirazları yerinde değildir.
2- Dava, davalıların var olduğu ileri sürülen haksız ve hukuka aykırı fiilleri sonucu davadışı yabancı şirkete yatırılan paranın davalılardan tahsiline ilişkin bir tazminat davasıdır.
Mahkemece ıslah ile artırılan miktarın zamanaşamına uğradığı gerekçesiyle davanın bu kısmının zamanaşımı nedeniyle reddine karar verilmiştir.
Her ne kadar davacı taraf davalıların sorumluluğu bakımından haksız fiil iddiası dışında başka hukuki sebebler de ileri sürmüş ise de; aşağıda ayrıntılı olarak izah edileceği üzere davacı taraf yurt dışına kurulu bulunan J. AG’ye para yatırdığını ve bu paraların Türkiye’de davalılara aktarıldığını ve davalılar tarafından kullanıldığını, yurt dışında kurulu şirketin tek ortağı ve yöneticisinin F. A.olduğunu, davalı şirketin hakim ortağının da anılan davalı olduğunu ileri sürmüş bulunduğundan davalı tarafın zamanaşımı def’inin mahkemenin de kabulünde olduğu üzere haksız fiil hükümleri uyarınca değerlendirilmesi gerekir. Ancak, davada gerçekten de zamanaşımı sürelerinin gerçekleşip gerçekleşmediğinin incelenmesinden önce, davacı tarafın iddialarının ileri sürülüş şekli bakımından üzerinde durulması gereken öncelikli husus, davada zamanaşımı def’inin ileri sürülmesinin dürüstlük kurallarına aykırı olup olmadığı hususudur. Her ne kadar bir borçlunun borcunun zamanaşımına uğradığını ileri sürmesi, bu yolla borcunu ödemekten kaçınması tüm çağdaş hukuk sistemlerinde olduğu gibi Türk hukuku bakımından da kanunen kendisine tanınan bir hak ve zamanaşımı def’inin ileri sürülmesi tek başına borçlunun dürüstlüğe aykırı bir davranışı olarak kabul edilemez ise de bazı hallerde zamanaşımı def’inin ileri sürülmesi dürüstlükte bağdaşmayabilir.(K.Oğuzman, T.Öz, Borçlar Hukuku Genel Hükümler 2009, s. 482) zamanaşımı def’inin ileri sürülmesinin hangi hallerde dürüstlük kuralına aykırı bulunduğu hususunda normatif bir düzenleme bulunmadığından bu hususun varid olup olmadığının her somut uyuşmazlığın özellikleri nazara alınarak değerlendirilmesi gerekir. Bilimsel ve yargısal içtihatlarda davacının dava açmaması için oyalanması durumu dürüstlük kuralına aykırılık olarak kabul edilmektedir. (age,s. 482 vd.) Somut uyuşmazlıkta taraflar arasında çekişmesiz olduğu üzere yurt dışında çalışan davacıdan “J.” ibarelerinin büyük puntolarla “ınternational marketing and tradıng AG” ibarelerinin küçük harflerle yazıldığı “Ortaklık Sözleşmesi” başlıklı belge karşılığında para tahsil edilmiş olup, dosya içerisinde bulunan belgenin içeriğinden ise şirketin yani yurt dışında kurulu şirketin otomotiv, inşaat, tekstil, turizm, medya, ilaç ve hizmet sektörlerinde faaliyet gösteren yabancı bir holdingin ortağı olduğu (ki bahsi geçen Holdingin davalı Holding olduğu da çekişmesizdir.), yatırılan tutarın yabancı holdingdeki ortaklıktan kaynaklanan yükümlülüğe karşı kullanılacağı, yatırımcının kâr ve zarara ortak olacağı, sessiz ortağın 60 aylık fesh-i ihbar müddetine riayet etmek suretiyle akdi feshedebileceği ve payına düşen meblağın yabancı holdingden isteneceği ve taraflarına ulaştığında davacı ortağa ödeneceği, kâr payı paylaşımında ortağın hissesinin %80 olacağının taahhüt edildiği anlaşılmaktadır. Yine davada çekişmesiz olduğu üzere yurt dışında kurulu şirketin tek ortağı ve yöneticisi davalılardan F. A. olup, dava tarihi itibariyle anılan şirketin herhangi bir malvarlığı ve ödeme gücü mevcut değildir.
Yine davalı tarafın kabulünde olduğu ve ortaklık sözleşmesinde yazılı olduğu üzere toplanan paralar da Türkiye’ye gönderilmiş bulunmaktadır. Davadaki zamanaşımı def’inin ileri sürülmesinin dürüstlük kuralına aykırı bulunup bulunmadığının değerlendirilmesinde bu olguların göz önünde bulundurulması gerekeceği tabiidir. Bu noktada nazara alınması gereken bir başka husus da (HUMK’nın 235 ve HMK’nın 187/2 nci maddesi uyarınca herkesce bilinmesi nedeniyle çekişmesiz olan) davalılardan F. A.’ün diğer davalı Holding vasıtasıyla Türkiye’de çok büyük yatırımlar yapacağı yönünde reklamlar yapması ve yatırımcılarına önemli ölçüde kâr vereceği taahhüdünde bulunacağı hususudur. Davacı taraf da davada bu nedenle yurt dışındaki şirkete para verdiği iddiasındadır. Yukarıda yapılan özetten de anlaşılacağı üzere davalı taraf davada bir yandan davacının organik bağ içinde olduğu ve davalı F. A.’ün yöneticisi ve tek ortağı bulunduğu şirketin ortağı olduğunu ve hakkın o şirkete karşı kullanılması gerektiğini savunurken ve diğer yandan imzaladığı sözleşmeyle 60 aylık sürede bir hak ileri sürmesinin mümkün bulunmadığına inandırılıp, güven telkin edilen ve yurt dışında yatırdığı parasını alamayacağının anlaşılması üzerine işbu davayı açtığı ileri sürülen davacıya karşı paranın yatırılış tarihine göre zamanaşımı süresinin dolduğunu belirterek zamanaşımı def’inin ileri sürülmesinin dürüstlük kuralı ile bağdaşır bir tutum olmadığının kabulü gerekir.
Bu itibarla, mahkemece davalı tarafın yerinde bulunmayan zamanaşımı def’inin reddiyle uyuşmazlığın esasına girilmek gerekirken, anılan hususlar gözden kaçırılarak ıslah edilen bölümün zamanaşımı yönünden reddine karar verilmesi doğru olmamış, kararın davacı yararına bozulmasına karar vermek gerekmiştir.
SONUÇ: Yukarıda (1) nolu bentde açıklanan nedenlerle davalıların temyiz itirazlarının REDDİNE, (2) nolu bentde açıklanan nedenlerle davacı vekilinin temyiz itirazlarının kabulüyle, kararın davacı yararına BOZULMASINA, ödediği temyiz peşin harcın isteği halinde temyiz eden davacıya iadesine, aşağıda yazılı bakiye 384,20 TL temyiz ilam harcının temyiz eden davalıdan alınmasına, 03.04.2014 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.