YARGITAY KARARI
DAİRE : 11. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2013/2018
KARAR NO : 2013/20363
KARAR TARİHİ : 13.11.2013
MAHKEMESİ :TİCARET MAHKEMESİ
Taraflar arasında görülen davada İstanbul 40. Asliye Ticaret Mahkemesi’nce verilen 11.10.2012 tarih ve 2011/395-2012/248 sayılı kararın Yargıtayca incelenmesi davacı vekili tarafından istenmiş ve temyiz dilekçesinin süresi içinde verildiği anlaşılmış olmakla, dava dosyası için Tetkik Hakimi … tarafından düzenlenen rapor dinlendikten ve yine dosya içerisindeki dilekçe, layihalar, duruşma tutanakları ve tüm belgeler okunup, incelendikten sonra işin gereği görüşülüp, düşünüldü:
Davacı vekili, müvekkili ile davalı arasında Irak’tan davalının Dörtyol’daki tesislerine fuel oil nakliyesi yapılmak üzere sözleşme imzalandığını, müvekkili tarafından nakliyenin ifa edilmesi sırasında müvekkiline ait araçlarda fuel oil yerine su karışımı madde konulduğu ve evsafının değiştiğinden bahisle tazmin bedeli olarak müvekkilinin hak edişinden kesinti yapıldığını, araç şoförleri hakkında gümrük müdürlüğünce suç duyurusunda bulunulduğunu ve yapılan yargılama neticesinde araç üzerindeki kurşun mührünün sağlam olması, sanığın yakıtı aldığı şekli ile teslim etmesi, akaryakıtta çıkan su nedeninin belirlenememesi gerekçesiyle şoförlerin beraatlerine karar verildiğini ve kararların kesinleştiğini, bu kararlar ile müvekkilinin çıkan sudan dolayı herhangi bir kusurunun bulunmadığının ispatlandığını, ancak bu konuda davalı tarafa yaptıkları başvurulara rağmen kendilerine herhangi bir geri ödeme yapılmadığını ileri sürerek, 21.772,00 TL’nin ticari faiziyle birlikte davalıdan tahsiline karar verilmesini talep ve dava etmiştir.
Davalı vekili, davacının sözleşme hükümleri gereğince her türlü risk ve sorumluluğu kendisine ait olmak üzere taşıdığı ürünü müvekkiline teslim etmesi gerektiğini ancak teslim etmediğini, nakliyecinin malın eksik teslimi halinde bedelinden sorumlu olduğunu, meydana gelen zararda kusuru bulunmadığını ispat külfetinin davacıda olduğunu, ceza yargılamasında verilen beraat kararının davacıyı sorumluluktan kurtarmayacağını, kaldı ki kararların ikisinin zaman aşımına dayandığını, araçlar üzerinde mühür olsa bile taşıma sırasında mala su karıştırılmaması ya da su karışımı olan malın yüklenmemesinin tamamen davacının sorumluğunda olup, davacının gerekli özeni göstermek ve yüklediği ürünü kontrol etme zorunluluğunun bulunduğunu savunarak, davanın reddini istemiştir.
Mahkemece iddia, savunma, toplanan deliller ve tüm dosya kapsamına göre, taraflar arasında imzalanan sözleşmenin 2. maddesi gereğince davacı şirketin “her türlü risk ve sorumluluğu kendisine ait olmak üzere” Irak’tan yüklediği fuel oili davalı şirketin Dörtyol’daki tesislerine teslim etmesi gerektiği ancak, yapılan taşıma sırasında taşınan ürüne su karıştırıldığı gerekçesiyle el konulduğu ve davacının ürünü davalıya teslim edemediği, sözleşmede taşıyıcının malın eksik teslimi halinde malın bedelinden sorumlu tutulduğu, ayrıca yine sözleşmenin 9. maddesinde nakliyecinin işin tam organizasyon ve koordinasyonu ile ilgili mercilerle olan formaliteleri sağlamayı, yükleme ve boşaltmada öngörülen teknik gerekleri yerine getirmeyi, yükleme, nakliye ve boşaltma sırasında taşınan malın özelliklerine uygun her türlü tedbiri almayı taahhüt edeceğinin belirtildiği, taşınan fuel oilin normal vasıflarda olmadığı, su ve benzeri malzeme katılmak sureti ile vasfının değiştiğinin ceza dosyalarında alınan bilirkişi raporları ile tespit edilmiş olup, söz konusu ceza dosyalarında kamyonlara yüklenen ürünün yüklendiği şekli ile gümrüğe geldiği, mühürlerinde bir değişiklik olmadığı ve bu itibarla suçun işlendiği yönünde yeterli delil bulunmadığı gerekçesiyle sanıkların beraatlerine karar verildiği, kararların temyizi üzerine Yargıtay 7.Ceza Dairesi’nin ilamları ile bozulduğu ve zamanaşımı nedeni ile davaların ortadan kaldırıldığı, sözleşme hükümleri uyarınca, davacının yüklenen ürünün yüklenmesi esnasında gözetim görevi bulunduğu, davaya konu ürünlerin vasfının yükleme esnasında istenen özelliklerde olmaması halinde de davacının söz konusu ürünün davalıya teslim edilmemesinden sorumluluğu bulunduğu, davacının sözleşme hükümleri gereğince teslim edilmeyen ürünlerin bedelini davalının hak edişinden kesmesinin haklı olduğu gerekçesiyle, davanın reddine karar verilmiştir.
Kararı, davacı vekili temyiz etmiştir.
Dava, kesinti yapılan navlun ücretinin istirdadı istemine ilişkin olup, mahkemece yukarıda açıklanan gerekçe ile davanın reddine karar verilmiştir.
Ancak, dava dilekçesinde davacının navlun alacağından yapılan kesintinin, taşınan fuel oile davacı elemanlarınca yabancı madde katıldığı gerekçesiyle yapıldığı, ceza yargılaması sırasında böyle bir yabancı madde katılmasının söz konusu olmadığı, bu nedenle yapılan kesintinin haksız olduğu iddia edilmiştir. Mahkeme gerekçesinde açıklandığı gibi, ürünün sözleşme hükümleri gereğince teslim edilmesi söz konusu değildir. Çünkü taşınan fuel oil yurt dışında rafineriden yüklenip, tanklar mühürlenmiş, mühürler de teslime kadar bozulmamıştır. Ayrıca ceza yargılamasında yapılan inceleme sonucunda düzenlenen 5.3.2004 tarihli bilirkişi raporunda “fuel oilin kükürt miktarı itibariyle TS 2177 fuel oil standardına uygun olmadığı” ve 29.4.2005 tarihli bilirkişi raporunda ise; “fuel oilin kükürt miktarı itibariyle TS 2177 fuel oil standardına uygun bulunmadığı, fuel oil içindeki kükürt miktarının ham petrolün özelliğine bağlı olup, ham petrolün rafinerilerde işlenmesi sırasında gerekli işlemlerle standart değerlerine düşürüldüğünden satıcının sattığı akaryakıta sonradan kükürt eklemesinin mümkün olmadığı” belirtilmiş ve anılan bilirkişi raporlarından, taşınan fuel oilde kükürt oranının olağandan yüksek olduğu, bunun da dışarıdan kükürt katılmak suretiyle değil, oranın rafinerideki işlemle düşürülmesi gerekirken düşürülmemiş olmasından kaynaklanmış olabileceğinin bildirildiği anlaşılmıştır. Bu itibarla, davacının elemanlarının, taşınan fuel oile yabancı madde kattığının kanıtlanmamış olduğu anlaşıldığından, davacının hakettiği navlun bedelinden taşıtan davalı tarafından indirim yapılması doğru değildir. Açıklanan nedenlerle, yapılan kesintinin iade edilmesi gerektiği kabul edilerek ve bu doğrultuda değerlendirme yapılarak sonucuna göre karar vermek gerekirken yazılı şekilde karar verilmesi doğru görülmemiş, kararın mümeyyiz davacı yararına bozulması gerekmiştir.
SONUÇ: Yukarıda açıklanan nedenlerle, davacı vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile kararın davacı yararına BOZULMASINA, ödediği temyiz peşin harcın isteği halinde temyiz edene iadesine, 13.11.2013 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.