Yargıtay Kararı 11. Hukuk Dairesi 2013/2081 E. 2013/19485 K. 04.11.2013 T.

YARGITAY KARARI
DAİRE : 11. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2013/2081
KARAR NO : 2013/19485
KARAR TARİHİ : 04.11.2013

MAHKEMESİ :ASLİYE HUKUK MAHKEMESİ

Taraflar arasında görülen davada Yozgat 1. Asliye Hukuk Mahkemesi’nce verilen 29/11/2012 tarih ve 2011/402-2012/563 sayılı kararın Yargıtayca incelenmesi davacı vekili tarafından istenmiş ve temyiz dilekçesinin süresi içinde verildiği anlaşılmış olmakla, dava konusu meblağ 17,220 TL’nin altında bulunduğundan HUMK.’nın 3156 sayılı kanunla değişik 438. maddesi gereğince duruşma isteğinin reddiyle tetkikatın evrak üzerinde yapılmasına karar verildikten sonra dava dosyası için Tetkik Hakimi … tarafından düzenlenen rapor dinlendikten ve yine dosya içerisindeki dilekçe, layihalar, duruşma tutanakları ve tüm belgeler okunup, incelendikten sonra işin gereği görüşülüp, düşünüldü:
Davacı vekili, davalılar tarafından müvekkilinden, yatırdığı paranın istediği zaman geri ödeneceği belirtilerek para tahsil edildiğini, müvekkilinin defalarca istemesine rağmen parasını geri alamadığını, bu nedenle sorumlu davalılar hakkında dava açmak zorunda kaldığını, davalıların bu paranın iadesinden sorumlu olduklarını ileri sürerek geçerli bir ortaklık ilişkisinin bulunmadığının tespiti ile müvekkilinden tahsil edilen 3.067,75 EURO karşılığı 6.327,54.TL’nin tahsil tarihi itibari ile işleyecek en yüksek avans faizi ile birlikte müvekkiline iadesine karar verilmesini talep ve dava etmiştir.
Davalılar vekili, davacının müvekkili şirketlerin ortaklarından olduğunu, TTK’nın 405/2 maddesi gereğince anonim şirket ortaklarının şirkete sermaye olarak verdikleri parayı geri isteyemeyeceklerini savunarak davanın reddine karar verilmesini istemiştir.
Mahkemece, iddia, savunma ve benimsenen bilirkişi raporuna göre, 6103 Sayılı Yasa’nın 2. maddesine göre davacının ortaklığı 30/08/1999 tarihinde hisse devri almak yoluyla kazandığı, 6762 Sayılı TTK’nın 405/2. maddesine göre sermaye şirketlerinde sermaye olarak şirkete verilenin istenemeyeceği, ayrıca davanın niteliği itibarıyla TTK hükümleri çerçevesinde bir sermaye şirketi olan anonim şirket yönetim kurulu başkanının şahsi sorumluluğunu gerektirir bir durum mevcut olmadığı gibi ortaklık sözleşmesinin kurulması sırasında adı geçen davalının sözleşmeye etki eden, taraf iradelerini fesada uğratan her hangi bir eyleminden de söz edilmediği gerekçeleriyle davanın reddine karar verilmiştir.
Kararı davacı vekili temyiz etmiştir.
Dava, geçerli şekilde ortaklık ilişkisinin kurulmadığının tespiti, hukuka aykırı şekilde kurulan yatırım ilişkisinin hükümsüzlüğü ve davalılar tarafından tahsil edilen paranın istirdadına ilişkin olup davalılar, davacının şirket ortağı olduğunu ve TTK’nın 329-405. maddeleri gereğince ödediği parayı geri isteyemeyeceğini savunmuşlar ve mahkemece de yukarıda yazılan gerekçeyle davanın reddine kabulüne karar verilmiştir.
Davalılar, davacının ortak olmak amacıyla hisse senedi devir ve kabul sözleşmesi imzalamak suretiyle para verdiğini, kendisine hisse senedi verildiğini ve geçerli bir şekilde ortaklık ilişkisinin kurulduğunu savunduklarına göre, öncelikle davacının davalı şirkete gerçekten ortak olup olmadığının tespiti gerekmektedir.
Mahkemece, bu hususun tespiti için bilirkişi incelemesi yaptırılmasına karar verilerek bilirkişilere davalı şirketin ticari defter ve kayıtlarını inceleme yetkisi verilmiş ise de, bilirkişi kurulu raporlarında, davalı şirkete ait pay defterleri, mali tabloları ve genel kurul tutanaklarının incelemeye sunulduğunu beyanla davacının şekil şartları bakımından ortaklık hakkını kazandığını bildirmişlerdir.
Oysa, bilirkişi raporunda belirlendiği üzere, SPK raporunda davalı şirketin resmi kayıtlardan ayrı olarak ikincil kayıtlar tuttuğu belirtilmekte olup, bilirkişi incelemesine sunulan pay defterindeki kayıtların gerçeği yansıtıp yansıtmadığı belli değildir. Davacının dayandığı hisse senedi devir ve kabul sözleşmesine göre davacı bu hisseleri Yimpaş Gıda San. A.Ş.’den devralmış olup bilirkişi kurulu bu yönden bir inceleme yapmamış, davacının devir aldığı bu payların davalı şirketin sermayesi içinde temsil edilip edilmediği, hisse devreden şirketin devir tarihi itibariyle hisselerini devrettiği şirketin ortağı olup olmadığı üzerinde durulmamıştır.
Bu durumda, Dairemizden geçen emsal dosyalarda da belirtildiği üzere, tarafların iddia ve savunmaları gözetildiğinde öncelikle davacının sahih bir şekilde davalı şirkete ortak olup olmadığının belirlenmesi gerektiğinden, mahkemece bilirkişi kuruluna davalının tüm ticari defter ve kayıtları ve ayrıca hisse devir tarihinden dava tarihine kadar davalı şirketin yapmış olduğu genel kurullara ait tutanaklar ve hazirun cetvelleri incelettirilmek suretiyle davacıya verilen hisse senedinin bir değerinin bulunup bulunmadığı, bu hisselerin davalı şirketin sermayesinde temsil edilip edilmediği, davacının hisse devir aldığı şirketin devir tarihi itibariyle davalı şirkette ortak olup olmadığı, genel kurullarda sermayenin ne şekilde temsil edildiği hususları açıklığa kavuşturulmalı ve bu inceleme sonucunda davacının ortaklığının sahih olmadığı, pay defterindeki kaydın diğer kayıtlarla örtüşmediği anlaşıldığı taktirde bu aşamadan sonra davacının zararından davalıların haksız fiil hükümleri uyarınca sorumluluklarının bulunup bulunmadığı üzerinde durularak her bir davalının hukuki durumunun tayin ve takdir edilmesi ile oluşacak sonuç çerçevesinde bir karar verilmesi gerekirken davacının ortak olup olmadığı açıklığa kavuşturulmadan yazılı şekilde karar verilmesi doğru görülmemiş, kararın bu nedenle bozulması gerekmiştir.
SONUÇ: Yukarıda gösterilen nedenle davacı vekilinin temyiz itirazlarının kabulüyle kararın davacı yararına BOZULMASINA, ödediği temyiz peşin harcın isteği halinde temyiz edene iadesine, 04.11.2013 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.