YARGITAY KARARI
DAİRE : 11. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2013/5354
KARAR NO : 2014/12024
KARAR TARİHİ : 24.06.2014
MAHKEMESİ : ANTALYA 3. ASLİYE HUKUK MAHKEMESİ
TARİHİ : 06/09/2012
NUMARASI : 2011/3-2012/266
Taraflar arasında görülen davada Antalya 3. Asliye Hukuk Mahkemesi’nce verilen 06/09/2012 tarih ve 2011/3-2012/266 sayılı kararın duruşmalı olarak incelenmesi taraf vekilleri tarafından istenmiş olup, duruşma için belirlenen 24/06/2014 günü başkaca gelen olmadığı yoklama ile anlaşılıp hazır bulunan davalı vekili Av. H.. K.. dinlenildikten sonra duruşmalı işlerin yoğunluğu ve süre darlığından ötürü işin incelenerek karara bağlanması ileriye bırakıldı. Tetkik Hakimi tarafından düzenlenen rapor dinlenildikten ve yine dosya içerisindeki dilekçe, layihalar, duruşma tutanakları ve tüm belgeler okunup incelendikten sonra işin gereği görüşülüp, düşünüldü:
Davacı vekili, davalının PVC esaslı kapı ve pencere profilleri üreterek bayileri aracılığıyla pazarladığını, davalının kendi ürünlerinin müvekkili tarafından taklit edildiği iddiasına dayalı olarak yaptırdığı delil tespiti sonucu 28.04.1999 tarihinde mahkemeden müvekkili aleyhine ihtiyati tedbir kararı almış olduğunu, tedbir kararının infaz edilmesi sonucu müvekkilinin profil üretiminde kullandığı üretim araçlarına el konulduğunu, bayiler aracılığıyla yapılan satışın önlendiğini, müvekkili tarafından davalıya karşı haksız rekabetin men’i ile davalıya ait tasarım tescil belgesinin hükümsüz sayılması istemli olarak açılan davanın sonunda davalıya ait tasarım tescil belgesinin hükümsüzlüğüne, davalının müvekkili şirkete yönelik eylemlerinin haksız rekabet teşkil ettiğine dair karar verilmiş olduğunu, bu kararın kesinleştiğini, mahkeme kararı ile davalıya ait tasarım tescil belgesinde geçen tasarımların özgün olmadığı, yenilik niteliği taşımadığı ve taraf ürünleri arasında farklılıklar bulunduğunun tespit edildiğini, davalının haksız eylemleri nedeniyle müvekkilinin büyük zarara ve kayıplara uğradığını ileri sürerek, asıl davada fazlaya ilişkin haklar saklı tutularak 100.000,00 TL maddi, 500.000,00 TL manevi olmak üzere toplam 600.000,00 TL tazminatın, birleşen davada ise aynı gerekçelerle 631.000,00 TL maddi tazminatın faizleriyle birlikte davalıdan tahsilini talep ve dava etmiştir.
Davalı vekili, müvekkilinin kanunların kendisine tanıdığı hakları kullandığını, yapılan işlemlerin mahkeme kararına dayalı olduğunu, müvekkilinin kusurunun bulunmadığını savunarak, asıl ve birleşen davaların reddini istemiştir.
Mahkemece, bozma ilamına uyularak yapılan yargılama sonucunda, davalının tescilli endüstriyel tasarım belgesine dayalı olarak davacı aleyhine 28.04.1999 tarihinde Kayseri Asliye Ticaret Mahkemesi’nin 1999/524 D.İş dosyasından tedbir kararı aldırıp, 12.05.1999 tarihinde uygulattığı, daha sonra davacının davalıya ait endüstriyel tasarım belgesinin hükümsüzlüğüne karar verilmesi için açtığı davanın kabul edilerek tasarım belgesinin geçmişe etkili olarak hükümsüzlüğüne, haksız rekabetin önlenmesine karar verildiği, bu kararın kesinleştiği, 554 sayılı KHK’nın 45. maddesi uyarınca verilen hükümsüzlük kararlarının sonuçlarının geriye etkili olduğu, tasarım başvurusu ve tescili nedeniyle sağlanan korumanın baştan itibaren yok sayılacağı, KHK’nin bu kuralın istisnalarını saydığı, bu istisnalardan uygulama şartı olan tasarım sahibinin ihmali veya kötü niyetli olarak hareket etmesinden kaynaklanan zararın varlığı yönünde yapılan değerlendirmede, bilirkişilerinde raporlarında açıkça belirttiği üzere basiretli bir tacir gibi davranması gereken davalının, daha önce kamuya açıklanan ve üzerinden 12 ay geçen ve yenilik arz etmeyen tasarımı TPE’ye tescil ettirerek, davacı aleyhine ihtiyati tedbir kararı almasında ihmalinin bulunduğu, davacının tedbir kararı nedeniyle uğradığı zarardan sorumlu olduğu, davalının alınan bu tedbir kararından sonra gelirlerinde artış meydana geldiği, manevi zararının da oluştuğu, davacının müşteri ve bayiler nezdindeki imajının sarsıldığı gerekçesiyle asıl ve birleşen davanın kısmen kabulüne, 130.952.25 TL ihtiyati tedbir kararının uygulandığı 12.05.1999 tarihinden itibaren işleyecek avans faiziyle, 100.000,00 TL manevi tazminatın aynı tarihten itibaren yasal yasal faizi ile birlikte davalıdan tahsiline karar verilmiştir.
Karar, taraf vekillerince temyiz edilmiştir.
1-Dosyadaki yazılara, mahkemece uyulan bozma kararı gereğince hüküm verilmiş olmasına, delillerin takdirinde bir isabetsizlik bulunmamasına ve tarafların PVC esaslı kapı ve pencere imalatı alanında faaliyet gösterdiklerinin anlaşılmasına, davalının, bu alanda faaliyet gösterenlerce bilinen ve piyasada var olan tasarımları adına tescil ettirip, daha sonra bu tescile dayalı olarak ihtiyati tedbir kararı aldırarak davacının üretimini ve satışını engellediğinin sabit olması karşısında, 554 sayılı KHK’nın 45. maddesi uyarınca kötüniyetli hareket ettiğinin kabulünün gerekmesine göre, taraf vekillerinin yerinde görülmeyen ve aşağıdaki bentlerin kapsamları dışında kalan diğer temyiz itirazlarının reddine karar vermek gerekmiştir.
2-Asıl ve birleşen dava, 554 sayılı KHK’nın 45. maddesine dayalı, tescilli tasarım belgesinden doğan hakların korunması amacıyla aldırılan ve uygulanan ihtiyati tedbirden doğan maddi ve manevi zararın tazmini istemine ilişkindir.
Pencere ve kapı profilleri ürünlerine ilişkin birden ziyade tasarımın davalı adına tescilli olduğu, bu tasarıma dayalı olarak davalının davacı aleyhine ihtiyati tedbir kararı aldırdığı, kararın tatbik edilerek davacının üretimlerinin ve bayileri vasıtasıyla satışlarının engellendiği, tedbir kararının aşamalarda kaldırıldığı, davacının davalı aleyhine açtığı dava sonucu tasarımların yeni olmadığı, piyasada bilinen tasarımlar bulunduğu sonucuna ulaşılarak hükümsüzlüğüne karar verildiği hususları uyuşmazlık konusu değildir. Davacı asıl ve birleşen davasında 554 sayılı KHK’nın 45. maddesine dayanmıştır. Anılan maddede tasarım sahibinin ihmali veya kötü niyetli olarak hareket etmesinden kaynaklanan zararın giderilmesiyle sorumlu olduğu hükme bağlanmıştır. Davacı, tasarım sahibinin ihmali veya kötü niyetli hareketi sonucu uğradığı zararı ve tutarını kanıtlamak durumundadır. Somut olayda, davacı ihtiyati tedbir kararı nedeniyle üretim ve satışının engellendiğini ileri sürmüş, hem uğradığı kar kaybını hem de davalının bu dönem itibariyle elde ettiği karın tahsilini istemiş, mahkemece, gerekçe gösterilmeden davalının elde ettiği kara göre tazminata karar verilmiştir. Ancak, davacının isteyebileceği tazminat, tesis edilen ihtiyati tedbir kararı nedeniyle doğrudan uğradığı zarara göre tespit edilmelidir. Dava konusu itibariyle de bu zarar, ihtiyati tedbirin uygulandığı döneme göre davacının salt ihtiyati tedbire konu tasarımlara ait ürünlerin üretilmemesi ve satılamaması nedeniyle elde edemediği net kara göre belirlenmelidir. Davacının başka ürünlerinin de dahil olduğu toplam üretim ve satışa göre değerlendirme ile davalının tüm faaliyetleri esas alınarak elde ettiği kara göre belirleme yapan bilirkişi raporu karar vermeye elverişli değildir.
Bu durum karşısında, davacı zararının yukarıda açıklanan hususlar çerçevesinde tespiti bakımından ek rapor alınması veya bu çerçevede yeniden uzman bilirkişi kurulu vasıtasıyla inceleme yaptırılması ve sonucuna göre bir karar verilmesi gerekirken, yanılgılı ve eksik incelemeye dayalı hüküm kurulması doğru görülmemiş, kararın taraflar yararına bozulması gerekmiştir.
3-Ayrıca, hiç bir gerekçe gösterilmeden karar altına alınan manevi tazminatın yasal temerrüt faiziyle tahsili yönünde hüküm kurulmuştur. Ancak, tarafların tacir olduğu, uyuşmazlığın ticari işletmeleriyle ilgili bulunduğu ve ticari nitelik taşıdığı dikkate alınıp, talep gibi manevi tazminat bakımından da ticari işlerde geçerli avans oranı üzerinden temerrüt faizine karar verilmesi gerekirken, yazılı şekilde yasal faize hükmedilmesi de yanlış olmuş, kararın davacı yararına bozulmasına karar vermek gerekmiştir.
4-Öte yandan, somut olayın özelliği, ihtiyati tedbir kararının alındığı ve tatbik edildiği tarih ile uygulandığı süre, tarafların konumu, manevi tazminatın niteliği, paranın alım gücü, manevi tazminatın zenginleşme aracı olarak görülmemesi ilkesi dikkate alındığında, davalı aleyhine daha makul oranda manevi tazminata karar verilmesi gerekirken, yazılı şekilde yüksek oranda davacı yararına manevi tazminata hükmedilmesi de doğru görülmemiş, kararın davalı yararına bozulması gerekmiştir.
5-Kabul şekli bakımından da birleşmiş olsalar dahi ayrı ayrı davaların olduğu, ayrı ayrı hüküm kurulması, yine maddi ve manevi tazminatların ayrı davalar bulunduğu, kabul ve redde göre ayrı ayrı vekalet ücreti takdir edilmesi gerektiği hususları dikkate alınmadan, yazılı şekilde vekalet ücreti tayin edilmesi ve tek bir hüküm kurulması da yanlış olmuş, kararın bu yönüyle de davalı yararına bozulması gerekmiştir.
SONUÇ: Yukarıda (1) numaralı bentte açıklanan nedenlerle taraf vekillerinin diğer temyiz itirazlarının reddine, (2), (3), (4) ve (5) numaralı bentte açıklanan nedenlerle kararın BOZULMASINA, takdir olunan 1.100,00 TL duruşma vekalet ücretinin davacıdan alınıp davalıya verilmesine, ödedikleri temyiz peşin harcın istekleri halinde temyiz edenlere iadesine, 24/06/2014 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.