Yargıtay Kararı 11. Hukuk Dairesi 2013/539 E. 2014/7999 K. 29.04.2014 T.

YARGITAY KARARI
DAİRE : 11. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2013/539
KARAR NO : 2014/7999
KARAR TARİHİ : 29.04.2014

MAHKEMESİ : İZMİR 6. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ
TARİHİ : 15/10/2012
NUMARASI : 2011/761-2012/284

Taraflar arasında görülen davada İzmir 6. Asliye Ticaret Mahkemesi’nce verilen 15/10/2012 tarih ve 2011/761-2012/284 sayılı kararın duruşmalı olarak incelenmesi taraf vekilleri tarafından istenmiş olup, duruşma için belirlenen 29/04/2014 günü başkaca gelen olmadığı yoklama ile anlaşılıp hazır bulunan davacı vekili Av. K.. A.. dinlenildikten sonra duruşmalı işlerin yoğunluğu ve süre darlığından ötürü işin incelenerek karara bağlanması ileriye bırakıldı. Tetkik Hakimi tarafından düzenlenen rapor dinlenildikten ve yine dosya içerisindeki dilekçe, layihalar, duruşma tutanakları ve tüm belgeler okunup incelendikten sonra işin gereği görüşülüp, düşünüldü:
Davacı vekili, müvekkiline ait taşınmazın davalı tarafından konut sigorta poliçesiyle sigorta örtüsüne alındığını, teminat kapsamında heyalan rizikosuna maruz kaldığını, dava dışı belediye başkanlığının 27.05.2010 tarihli yazısıyla 3194 sayılı İmar Kanunu’nun 39. maddesi uyarınca kullanımdan men edildiğini, binanın sigorta bedelinin 222.180.00 TL, çevre düzenlemeleri sigorta bedelinin 15.870.00 TL ve bahçe düzenlemeleri sigorta bedelinin ise 10.000.00 TL olduğunu ileri sürerek ve ıslah isteminde bulunarak, toplam 247.918.00 TL’nin avans faiziyle tahsiline karar verilmesini talep ve dava etmiştir.
Davalı vekili, 25.01.2010 tarihinde sigortalı konutun istinat duvarında ve bahçesinde hasar meydana geldiğinin bildirildiğini, müvekkilinin inceleme yaptırdığını, eksik sigorta hükümleri de değerlendirilerek hasar bedelinin 24.910,00 TL tutarında belirlendiğini, ancak sigorta poliçesi özel şartlarında davacının yazlık/sezonluk olarak kullandığı konutun bu şekilde kullanıldığını müvekkiline bildirmemesi sebebiyle tazminat miktarı üzerinden %50 oranında eksik ödeme yapılacağının hükmünün yer aldığını, davacıya 24.910,00 TL’nin yarası olan 12.455,00 TL nin ödeneceğinin bildirildiğini, hasar miktarını kabul etmediğini, 25.03.2010 tarihinde sözleşme hükmüne uygun olarak poliçenin iptal edildiğini ve durumun davacıya bildirildiğini, 27.05.2010 tarihinde meydana gelen hasardan sorumlu olmadığını savunarak, davanın reddini istemiştir.
Mahkemece, iddia, savunma, toplanan kanıtlar ve benimsenen bilirkişi raporuna göre, taraflar arasındaki sigorta poliçesi ile genel şartlar incelendiğinde davacının sigortalı bu yerde daimi olarak oturmadığı, ikamet etmediği yazlık/sezonluk kullandığı, Türkiye de başka bir ikametgâhının bulunmadığı, bu nedenle sigortacıya karşı yanlış ihbarda bulunduğu, ayrıca 25.01.2010 tarihinde meydana gelen hasar miktarının Karaburun Asliye Hukuk Mahkemesi’nin 2010/11 D.iş sayılı dosyası ile tespit edildiği, yapılan keşif ve bilirkişi incelemeleri ile zarar miktarının 247.918.00 TL olarak belirlendiği, gerçekleşen rizikonun sigorta poliçesi kapsamında kaldığı, yer kaymasının teminat kapsamına alındığı, rizikonun gerçekleştiği tarihin 25.01.2010 olduğu ve sigortacı tarafından poliçenin fesih edildiği 25.03.2010 tarihi itibariyle rizikonun poliçesinin geçerlik süresi içinde bulunduğu, dava dışı belediyenin 27.05.2010 tarihli yazısının rizikonun gerçekleştiği tarihi değil, tedbir alınmasına ilişkin talebi kapsadığı, davacının yanlış beyanı nedeniyle gerçekleşen rizikodan dolayı %50 tazminat talep etme hakkının bulunduğu, ıslahın dikkate alındığı gerekçesiyle davanın kısmen kabulüne, davacının hak ettiği tazminat miktarı olan 123.959 TL den, 55.050 TL sigorta tazminatının, taleple bağlı kalınarak 27.05.2010 tarihinden itibaren işleyecek reeskont faizi ile geri kalan 68.909 TL’nin da taleple bağlı kalınarak 27.05.2010 tarihi itibari ile işleyecek avans faizi ile davalıdan tahsiline karar verilmiştir.
Kararı, taraf vekilleri temyiz etmiştir.
1-Dava dosyası içerisindeki bilgi ve belgelere, mahkeme kararının gerekçesinde dayanılan delillerin tartışılıp, değerlendirilmesinde usul ve yasaya aykırı bir yön bulunmamasına göre, davacı vekilinin tüm, davalı vekilinin aşağıdaki bentlerin kapsamları dışında kalan ve yerinde görülmeyen diğer temyiz itirazlarının reddine karar vermek gerekmiştir.
2-Dava, konut sigorta poliçesine dayalı tazminat istemine ilişkindir.
Davacının konutun, davalı tarafından heyelan rizikosunu da kapsar şekilde sigorta örtüsüne alındığı, teminat kapsamında heyelan rizikosuna maruz kaldığı hususları uyuşmazlık konusu değildir. Hükme esas alınan bilirkişi raporunda sigortalı taşınmazın kullanılabilmesi için gereken iş imalatları ile bunların rizikonun gerçekleştiği tarihteki değerleri tespit edilmiş, mahkemece bu bedeller esas alınarak hüküm kurulmuştur. Ancak, sigorta poliçesinde teminatlar, sigorta bedelleri ayrı ayrı belirtilerek bina, çevre düzenlemesi, bahçe düzenlemesi gibi ayrı ayrı adlandırılmış, bu kıymetlere nelerin dahil olduğu belirtilmiştir. Esasen, davacı da dava dilekçesinde kalem kalem hangi kıymetten ne kadar tazminat istediğini açıklamıştır. Oysa, hükme esas alınan bilirkişi raporunda bu yönüyle bir inceleme yapılmadığı gibi davalının tazminatın belirlenmesine yönelik itirazları da dikkate alınmamıştır. O halde, eksik incelemeye dayalı hüküm kurulması doğru görülmemiştir.
Bu durum karşısında, davacının talep edebileceği tazminatın sigorta poliçesinde açıklanan kıymetler ve sigorta değerleri de dikkate alınıp, ayrı ayrı belirlenmesi, bu yönüyle bilirkişi kurulundan ek rapor alınması veya gerektiğinde yeniden bilirkişi incelemesi yaptırılması ve sonucuna göre bir karar verilmesi gerekirken, yazılı şekilde hüküm kurulması doğru görülmemiş, kararın bozulması gerekmiştir.
3-Ayrıca, davalı vekili, ihbar sonrası inceleme yaptırıldığını, davacının zararının belirlendiğini, 12.455.00 TL tespit edilen tazminatın ödenmesi için davacıya gönderildiğini, bunun kabul edilmediğini savunduğu gibi davaya verdiği cevapta anılan miktarda tazminat ödemeyi kabul ettiklerini açıklamıştır. Mülga HUMK’nın 94/2 ve yürürlükteki 6100 sayılı HMK’nın 312/2. maddeleri uyarınca, davalı, davanın açılmasına kendi hal ve davranışıyla sebebiyet vermemiş ve yargılamanın ilk duruşmasında da davacının talep sonucunu kabul etmiş ise yargılama giderleri ödemeye mahkum edilemez. Bu hükmün davanın kısmen kabulünde de uygulanmasına engel bir durum yoktur.
Bu durum karşısında, davalının, 12.455.00 TL bakımından davanın açılmasına sebebiyet vermediği ve anılan miktar itibariyle davanın kabul edildiği savunması üzerinde durulup, bu tutar itibariyle yargılama giderleriyle sorumlu tutulup tutulmayacağı değerlendirilmeden yazılı şekilde hüküm kurulması da yanlış olmuş, bu yönüyle de kararın bozulması gerekmiştir.
SONUÇ:Yukarıda (1) numaralı bentte açıklanan nedenlerle davacı vekilinin tüm, davalı vekilinin diğer temyiz itirazlarının reddine, (2) ve (3) numaralı bentlerde açıklanan nedenlerle davalı vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile kararın davalı yararına BOZULMASINA, istek halinde aşağıda yazılı 1.815,80 TL harcın temyiz eden davacıya iadesine, ödediği temyiz peşin harcın isteği halinde temyiz eden davalıya iadesine, 29/04/2014 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.