YARGITAY KARARI
DAİRE : 11. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2013/8834
KARAR NO : 2013/22387
KARAR TARİHİ : 09.12.2013
MAHKEMESİ :TİCARET MAHKEMESİ
Taraflar arasında görülen davada İstanbul 8. Asliye Ticaret Mahkemesi’nce verilen 01.10.2012 tarih ve 2010/292-2012/195 sayılı kararın Yargıtayca incelenmesi davalı vekili tarafından istenmiş ve temyiz dilekçesinin süresi içinde verildiği anlaşılmış olmakla, dava dosyası için Tetkik Hakimi … tarafından düzenlenen rapor dinlendikten ve yine dosya içerisindeki dilekçe, layihalar, duruşma tutanakları ve tüm belgeler okunup, incelendikten sonra işin gereği görüşülüp, düşünüldü:
Davacı vekili, müvekkili bankanın davalıdan olan alacağının tahsili için Moskova Taganskiy Asliye Hukuk Mahkemesi’nin 2-2089/07 sayılı dosyasında alacak davacı açtığını, mahkemenin yaptığı yargılama neticesinde 15/01/2008 tarihi itibariyle kredi sözleşmesinden doğan 6.218.566,36 Ruble alacağın tahsiline karar verildiğini ve sözkonusu kararın kesinleştiğini, davalının müvekkiline olan borcunu bu karara rağmen ödemediğini, davalının Türkiye’de mal varlığının bulunduğunu, malvarlığından alacağının cebri icra yolu ile tahsilini teminen işlem yapılacağını ileri sürerek Moskova Taganskiy Asliye Hukuk Mahkemesi’nin 15/01/2008 tarih ve 2-2089/07 sayılı kararın tenfizine karar verilmesini talep ve dava etmiştir.
Davalıya tebligat yapılmış, davaya cevap vermemiştir.
Mahkmece, iddia ve tüm dosya kapsamı uyarınca Moskova Taganskiy Asliye Hukuk Mahkemesi’nin 15/01/2008 tarih 2-2089/07 sayılı kararının özel hukuk uyuşmazlığına ilişkin olduğu, kesinleştiği, Türk mahkemelerinin münhasır yetkisine giren bir durum bulunmadığı, yabancı mahkeme kararında Türk kamu düzenini ihlal edecek bir hüküm olmadığı gerekçesiyle davanın kabulüne karar verilmiştir.
Kararı, davalı vekili temyiz etmiştir.
1- Dava, tenfiz istemine ilişkin olup mahkemece yargılama yapılarak davanın kabulüne karar verilmiştir. Anayasa’nın 36’ncı maddesine göre herkes, meşru vasıta ve yollardan faydalanmak suretiyle yargı merciileri önünde iddia ve savunma ile adil yargılanma hakkına sahiptir. Adil yargılanma hakkı hak arama özgürlüğünün uygulamaya yönelik uzantısı niteliğindedir. Ayrıca 6100 sayılı HMK’nın 27’inci maddeleri uyarınca taraflar dinlenmeden, iddia ve savunmalarını beyan etmeleri için davet edilmeden hüküm kurulması savunma hakkının kısıtlanması niteliğinde olduğundan adil yargılanma hakkı ve hukuki dinlenilme hakkına aykırıdır.
Somut olaya gelince dava 15.04.2010 tarihinde açılmış olup, dava dilekçesi ekine 21.08.2008 tarihli nüfus müdürlüğünden alınan ve davacının adresini gösteren belge eklemiştir. Mahkemece bu adrese çıkarılan tebligatın bila tebliğ iade edilmesi sonrasında adres araştırması yapılmadan 03.08.2010 tarihinde bu adrese Tebligat Kanunu 35. madde gereğince tebligat yapılmıştır. Ancak, mahkemece davacının bildirdiği adrese çıkartılan tebligatın bilateblig dönmesi üzerine davalının adresi resmi kurumlardan araştırılmadan ve bu arada nüfus müdürlüğünün yazısının 21.08.2008 tarihinde verildiği gözden kaçırılarak nüfus müdürlüğüne adres değişikliği olup olmadığı sorulmadan Yasa’nın 35. maddesine göre tebliğ yapılması doğru olmamış davalının temyiz itirazlarının kabulü ile kararın davalı yararına bozulması gerekmiştir.
2- Bozma sebep ve şekline göre, davalı vekilinin sair temyiz itirazlarının şimdilik incelenmesine gerek görülmemiştir.
SONUÇ: Yukarıda (1) numaralı bentte açıklanan nedenlerle davalı vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile kararın davalı yararına BOZULMASINA, (2) numaralı bentte açıklanan nedenlerle davalı vekilinin sair temyiz itirazlarının şimdilik incelenmesine gerek bulunmadığına, ödediği temyiz peşin harcın isteği halinde temyiz edene iadesine, 09.12.2013 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.