Yargıtay Kararı 11. Hukuk Dairesi 2013/8848 E. 2014/14716 K. 26.09.2014 T.

YARGITAY KARARI
DAİRE : 11. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2013/8848
KARAR NO : 2014/14716
KARAR TARİHİ : 26.09.2014

Taraflar arasında görülen davada verilen 05/06/2012 tarih ve 2011/272-2012/87 sayılı kararın duruşmalı olarak incelenmesi taraf vekilleri tarafından istenmiş olup, duruşma için belirlenen 26/09/2014 günü hazır bulunan davacı Şirket yetkilisi davacı vekili Av…., davalı vekilleri inlenildikten sonra duruşmalı işlerin yoğunluğu ve süre darlığından ötürü işin incelenerek karara bağlanması ileriye bırakıldı. Tetkik Hakimi … tarafından düzenlenen rapor dinlenildikten ve yine dosya içerisindeki dilekçe, layihalar, duruşma tutanakları ve tüm belgeler okunup incelendikten sonra işin gereği görüşülüp, düşünüldü:
Davacı vekili, müvekkili ile davalı arasında yapılan görüşmelere neticesinde tarafların, markalı ürünlerin, müvekkili aracılığıyla elektronik zincir mağazalarında satışı hususunda anlaştıklarını, bu anlaşma üzerine müvekkilinin 2006 yılından itibaren yoğun bir pazarlama faaliyeti yürüttüğünü, bu sayedebaşta olmak üzere gibi mağazalarda söz konusu ürünlerin münhasırın müvekkili tarafından satılmaya başlandığını, ancak 2007 yılının ayında, davalının talebi ileşirketine ürün faturalarının doğrudan davalı tarafından kesildiğini, bu satışlar yönünden eksik olmakla birlikte kendilerine 68.548 TL ciro primi ödemesi yapıldığını, davalının 2008 yılında pazarlama amacıyla bir anonim şirket kurduğunu ve zincir mağazalara satışların, bu şirket tarafından yapılacağını ancak hak edilen primlerin kendilerine ödeneceğini bildirildiğini, bu durumun müvekkili ve söz konusu şirket tarafından imzalanan yazı ile zincir mağazalara aktarıldığını, bir müddet sonra ise davalının müvekkiline komisyon ödememe yoluna gittiğini, adım adım müvekkilinin zincir mağazalar ile olan ilişkiden uzaklaştırıldığını, davalının, müvekkili şirkette çalışan satış sorumlusunu aynı görevle yeni kurduğu şirkette işe alarak haksız rekabet hükümlerini de ihlal ettiğini, müvekkilinin uzun vadeli düşünerek yaptığı yatırımların sonuçsuz kaldığını ileri sürerek, toplam 5.000 TL prim alacağının, 1.000 TL kar payının, 1.000 TL portföy tazminatının ve 1.000 TL haksız rekabet tazminatının davalıdan tahsiline karar verilmesini talep ve dava etmiştir.
Davalı vekili, taraflar arasında 2006 ile 2008 yılları arasında ticari ilişki bulunduğunu, davacının 01.03.2008 tarihinden itibaren ise dava dışı şirket ile ticari ilişkisine devam ettiğini, dolayısıyla bu tarihten sonrasına ilişkin talepler yönünden müvekkiline husumet yöneltilemeyeceğini, davacının 2006 ve 2007 yıllarında müvekkilinden aldığı ürünleri

piyasaya arz ettiğini, kendi nam ve hesabına satışlar yaptığını, dolayısıyla dava konusu istemlerin yasal dayanağının bulunmadığını, davalının müvekkilinden aldığı bir kısım ürünlerin bedelini ödemekte temerrüde düştüğü gibi müvekkilince istenen teminatı da vermediğini, taraflar arasındaki ilişkinin bu nedenlerle sonlandığını ve müvekkilinin ilgili şirketlere doğrudan satış yaptığını savunarak, davanın reddini istemiştir.
Mahkemece, iddia, savunma, benimsenen bilirkişi raporu ve tüm dosya kapsamına göre, davacının, davalı ürünlerinin zincir mağazalarda satılması imkanını yarattığını, ancak bu hizmeti karşılığında ödenmesi gereken primlerin ödenmediğini ileri sürerek ciro primi, kar mahrumiyeti, portföy tazminatı ve haksız rekabet tazminatı talep ettiği, dava tarihi itibariyle davacının 390.493,92 TL ciro primi ve 175.018,68 TL portföy tazminatı alacağının bulunduğu, bu istemler yönünden talebin haklı olduğu, taraflar arasında, fesih halinde kesin hükümleri içeren bir yazılı anlaşmanın olmaması ve ciro prim alacağı ile portföy tazminatının kar kaybını da karşıladığı gözetildiğinde kar kaybı talebinin yerinde görülmediği gerekçesiyle davanın kısmen kabulüne, ciro primi olarak 5.000 TL ve portföy tazminatı olarak da 1.000 TL’nin davalıdan tahsiline karar verilmiştir.
Kararı, taraf vekilleri temyiz etmiştir.
1-Mahkemece verilen karar davacı vekili tarafından katılma yoluyla temyiz edilmiş olup bu temyiz dilekçesinin temyiz defterine kaydedildiği belirlenemediği gibi temyiz harcının yatırıldığına dair makbuza da dosya içerisinde rastlanmamıştır.
Temyiz dilekçesinin verilme usulü HUMK’nın 434’üncü maddesinde açıklanmıştır. Buna göre temyiz dilekçesinin temyiz defterine kayıt ettirilip, temyiz harcının da yatırılmış olması gerekmektedir. Temyiz isteminde bulunan davacı vekili tarafından bu işlemler yapılmaksızın verilmiş temyiz dilekçesinin incelenme kabiliyeti bulunmadığından temyiz isteminin reddine karar verilmesi gerekmiştir.
2-Davalı vekilinin temyiz itirazlarının incelenmesine gelince; dava dosyası içerisindeki bilgi ve belgelere, mahkeme kararının gerekçesinde dayanılan delillerin tartışılıp, değerlendirilmesinde usul ve yasaya aykırı bir yön bulunmamasına göre davalı vekilinin aşağıdaki bendin kapsamı dışında kalan sair temyiz itirazları yerinde değildir.
3-Dava, taraflar arasındaki acentelik sözleşmesinin haksız olarak feshedildiği iddiasına dayalı tazminat istemine ilişkin olup mahkemece yazılı gerekçe ile davanın kısmen kabulüne karar verilmiştir. Ancak mahkemece taraflar arasında acentelik ilişkisinin bulunduğu kabul edilerek hüküm kurulmuş ise de bu değerlendirme dosya kapsamı ile uyuşmamaktadır. Zira, davacı tarafça sunulan yazılı bir acentelik sözleşmesi olmadığı gibi yine davacı tarafından dosyaya sunulan kayıtlardan, davacının, davalıya ait ürünleri davalıdan satın aldıktan sonra üçüncü kişilere doğrudan kendi adına ve hesabına sattığı, satım sözleşmelerini de kendi adına düzenlediği anlaşılmaktadır. Somut uyuşmazlığa uygulanması gereken mülga 6762 sayılı TTK’nın 116. maddesinde ise acente, “Ticari mümessil, ticari vekil, satış memuru veya müstahdem gibi tabi bir sıfat olmaksızın bir mukaveleye dayanarak muayyen bir yer veya bölge içinde daimi bir surette ticari bir işletmeyi ilgilendiren akitlerde aracılık etmeyi veya bunları o işletme adına yapmayı meslek edinen kimse” şeklinde tanımlanmış olup aynı Kanun’un 121. maddesinde de acentenin, ancak yazılı muvafakat ile müvekkili namına sözleşme yapabileceği düzenlenmiştir. Açıklanan hükümlerden hareketle acentenin, ancak ticari bir işletmeyi ilgilendiren sözleşmelerin yapılmasına aracılık edebileceğinin, şayet yazılı muvafakat varsa temsil edilen şirket adına sözleşme düzenleyebileceğinin kabulü gerekmektedir. Somut olayda, davacının, davalı adına değil

kendi adına ve hesabına satış yaptığı, sözleşmeleri de kendi adına düzenlediği gözetildiğinde taraflar arasında bir acentelik ilişkisinin bulunduğu söylenemeyeceği gibi hükme esas alınan bilirkişi raporunda değinilen “ açıklamalı tek bir faturadan yola çıkarak da acentelik ilişkisinin kurulduğu sonucuna ulaşılamaz. O halde, mahkemece yapılan açıklamalar çerçevesinde taraflar arasında acentelik ilişkisinin bulunmadığı kabul edilerek sonucuna göre karar verilmesi gerekirken yazılı şekilde yanılgılı değerlendirme ile hüküm tesisi doğru olmamış, hükmün bu nedenle bozulması gerekmiştir.
SONUÇ: Yukarıda (1) numaralı bentte açıklanan nedenlerle davacı vekilinin temyiz isteminin REDDİNE, (2) nolu bentte açıklanan nedenlerle davalı vekilinin sair temyiz itirazlarının reddine, (3) numaralı bentte açıklanan nedenlerle davalı vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile kararın davalı yararına BOZULMASINA, takdir olunan 1.100 TL duruşma vekalet ücretinin davacıdan alınarak davalıya verilmesine, ödediği temyiz peşin harcın isteği halinde temyiz eden davalıya iadesine, alınmadığı anlaşılan 103,00 TL temyiz başvuru harcı ile 25,20 TL temyiz ilam harcının davacıdan alınmasına, 26/09/2014 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.