Yargıtay Kararı 11. Hukuk Dairesi 2014/10069 E. 2014/17884 K. 19.11.2014 T.

YARGITAY KARARI
DAİRE : 11. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2014/10069
KARAR NO : 2014/17884
KARAR TARİHİ : 19.11.2014

MAHKEMESİ :TİCARET MAHKEMESİ

Taraflar arasında görülen davada …. Asliye Ticaret Mahkemesi’nce verilen 11/12/2013 tarih ve 2013/205-2013/367 sayılı kararın Yargıtayca incelenmesi davacı vekili tarafından istenmiş ve temyiz dilekçesinin süresi içinde verildiği anlaşılmış olmakla, dava dosyası için Tetkik Hakimi … tarafından düzenlenen rapor dinlendikten ve yine dosya içerisindeki dilekçe, layihalar, duruşma tutanakları ve tüm belgeler okunup, incelendikten sonra işin gereği görüşülüp, düşünüldü:
Davacı vekili, müvekkili şirkete leasing sigorta poliçesiyle sigortalı … Finansal Kiralama A.Ş’ye ait ekskavatörün, 27/12/2010 tarihinde çalışma alanında yetkili iş makinesi operatörünün sevk ve idaresinde iken boom-pim bağlantı elemanın kırılması sonucunda hasara uğradığını, bu olay sebebi ile davacı şirketin sigortalısına 24/05/2011 tarihinde 67.480,00 TL sigorta tazminatı ödediğini, makinadaki imalat hatasının hasara sebep olduğunu, yapımcının yapım hataları nedeni ile kişilerin uğradıkları zararlardan BK’nın 41/1 madde hükmü gereğince sorumlu olduğunu, davalının mukavemeti düşük malzeme ile üretim yaparak müvekkilinin sigortalısını zarara uğrattığını ileri sürerek; 67.480,00 TL’nin temerrüt faizi ile birlikte davalıdan tahsilini talep ve dava etmiştir.
Davalı vekili, hasarın imalat hatasından değil kullanıcı hatasından kaynaklandığını, makinenin garanti süresinin dolduğunu, garanti belgesindeki şartlara göre makinenin garantisi dolduğundan, imalat hatalı arızalar nedeni ile de müvekkilinin sorumlu tutulamayacağını savunarak, davanın reddini istemiştir.
Mahkemece, iddia, savunma, bilirkişi raporu ve dosya kapsamına göre; davaya konu malda meydana gelen hasarın imalat hatası sonucu ayıplı şekilde üretilmesinden kaynaklandığı, garanti belgesine göre garanti süresinin 08/01/2009 tarihinde sona erdiği, davaya konu hasarın ise, 27/12/2010 tarihinde meydana geldiği, bu itibarla garanti süresinin bitiminden sonra meydana gelen hasardan davalı şirketin sorumlu olmayacağı gerekçesiyle, davanın redddine karar verilmiştir.
Kararı, davacı vekili temyiz etmiştir.
Dava dosyası içerisindeki bilgi ve belgelere, mahkeme kararının gerekçesinde dayanılan delillerin tartışılıp, değerlendirilmesinde usul ve yasaya aykırı bir yön bulunmamasına göre, davacı vekilinin tüm temyiz itirazları yerinde değildir.
SONUÇ: Yukarıda açıklanan nedenlerden dolayı, davacı vekilinin bütün temyiz itirazlarının reddiyle usul ve kanuna uygun bulunan hükmün ONANMASINA, temyiz harcı peşin alındığından başkaca harç alınmasına mahal olmadığına, 19/11/2014 tarihinde oyçokluğuyla karar verildi.

KARŞIOY

Dava, satıcının ayıba karşı tekeffülüne ilişkin bir rücuen tazminat davasıdır.
Dosya kapsamı ve toplanan kanıtlar ile mahkemece de benimsenen bilirkişi raporu uyarınca, davadışı sigortalı tarafından davalı satıcıdan alındığı anlaşılan iş makinesinin, boom-arm bağlantı piminde ve bağlantı yerinde meydana gelen çatlak ve kırılmalar nedeniyle arızalandığı, bu durumun aynı yerde garanti süresi içerisinde imalat hatası ile malul parçanın kırılması nedeniyle meydana gelen arızanın yöntemine uygun şekilde giderilmemesi ve bu işlem sırasında değiştirilen parçanın tekniğine aykırı şekilde monte edilmesinden kaynaklandığı anlaşılmaktadır.
Mahkemece, arızanın garanti süresinden sonra husule gelmesi nedeniyle davalının sorumlu tutulamayacağı kanısına varılmıştır.
Davada, öncelikle, davalı yanın, makinenin garanti süresinden sonra arızalanması nedeniyle zarardan sorumlu tutulamayacağına ilişkin savunmasının olaya uygulanması gereken 818 sayılı BK’nın 207. maddesi çerçevesinde ileri sürülmüş bir zamanaşımı def’i niteliğinde olup olmadığının tartışılması gerekir. Kanımca, davalı yanın garanti süresi ile ilgili savunması, bir zamanaşımı def’i olarak ortaya konulmamış, tersine, bu husus, arızanın garanti süresinden sonra ortaya çıkmış olması nedeniyle mutlak bir sorumsuzluk nedeni olarak sunulmuştur. Bu durumda, mahkemece, gerek 1086 sayılı HUMK’nın 75. maddesine ve gerekse de 6100 sayılı HMK’nın 25. maddesine aykırı düşecek şekilde, davalı savunmasının zamanaşımı def’i olarak değerlendirilmesi yerinde değilse de, davalının bu yöne ilişkin açık bir temyizi bulunmadığı da gözetildiğinde, kararın hukuka uygunluğu denetiminin davanın zamanaşımı nedeniyle reddedilmiş olması üzerinden gerçekleştirilmesi gerekecekttir.
Tarafların ve taraflar arasındaki ilişkinin mahiyeti nedeniyle davada uygulanması gereken zamanaşımı süresi, 6762 sayılı TTK’nın 25/4. ve 818 sayılı BK’nın 207/1. maddeleri ile verilen garanti süresi gözetildiğinde 1 yıldır. Yukarıda da değinildiği üzere, mahkemece, satım konusu makinedeki arıza ve buna bağlı olarak gelişen hasarın, imalat hatası ile malul olan parçanın değiştirilmesinin tekniğine uygun şekilde gerçekleştirilmemesinden kaynaklandığı kabul edilmiştir. Gerçekten de, dosya kapsamı ve özellikle benimsenen bilirkişi raporunda da açıklandığı üzere, makinedeki gizli ayıp niteliğinde olup satıcının tekeffülünde bulunan imalat hatası ile malul parça nedeniyle ortaya çıkan arıza, garanti süresinde davalı satıcıya ihbar edilmiş ve buna bağlı olarak davalı yanca yapılan parçanın yenisiyle değiştirme işlemi tekniğine uygun gerçekleştirilmediğinden, garanti süresinin bitiminden sonra aynı arıza yeniden meydana gelmiştir. Mahkemece alınan bilirkişi raporlarında, bu suretle tekrarlayan arızanın, makinenin olağan kullanımından kaynaklandığına yönelik bir saptamaya rastlanılmadığı gibi, dosyaya sunulan servis raporlarından da, davalı yanca, tekrarlayan arızanın periyodik bakımlar sırasında da farkedilerek giderilmediği anlaşılmaktadır.
Hal böyle olmakla, sigortalı satım konusu makinedeki arızanın, davalı satıcı tarafından aksi bildirilmiş olmasına karşın, giderilemediği yahut tekniğine uygun şekilde giderilemediğinin kabulü gerekir. Ortaya çıkan bu halin, BK’nun 207/son maddesi uyarınca alıcının iğfali niteliğinde olduğu kabul olunmalıdır. Nitekim benzer bir dava ile ilgili olarak Yargıtay 19. Hukuk Dairesi’nce verilen 17.10.2003 tarih ve 2003/1215-10021 sayılı emsal nitelikteki ilamda da bu husus vurgulanmış olup davalı yanın zamanaşımı def’inin reddi ile davanın kabulüne karar verilmesi gerekirken, bu hususa değinilmeksizin davanın reddine karar verilmiş olması, kanımca, yerinde olmayıp karar bozulmalıdır. Bu nedenlerle, Daire çoğunluğunun yerel mahkeme kararının onanması yolundaki düşüncesinekatılamıyorum.