Yargıtay Kararı 11. Hukuk Dairesi 2014/10407 E. 2014/13534 K. 10.09.2014 T.

YARGITAY KARARI
DAİRE : 11. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2014/10407
KARAR NO : 2014/13534
KARAR TARİHİ : 10.09.2014

MAHKEMESİ : AYDIN 2. ASLİYE HUKUK MAHKEMESİ
(TİCARET MAHKEMESİ SIFATIYLA)
TARİHİ : 31/10/2013
NUMARASI : 2013/1003-2013/821

Taraflar arasında görülen davada Aydın 2. Asliye Hukuk Mahkemesi’nce verilen 31/10/2013 tarih ve 2013/1003-2013/821 sayılı kararın Yargıtayca incelenmesi davacı vekili tarafından istenmiş ve temyiz dilekçesinin süresi içinde verildiği anlaşılmış olmakla, dava dosyası için Tetkik Hakimi tarafından düzenlenen rapor dinlendikten ve yine dosya içerisindeki dilekçe, layihalar, duruşma tutanakları ve tüm belgeler okunup, incelendikten sonra işin gereği görüşülüp, düşünüldü:
Davacı vekili; diyaliz hemşiresi olarak müvekkil kurumda çalışan davalının işyerinden ayrıldıktan sonra başka bir diyaliz merkezinde çalıştığını ve müşterileri buraya yönlendirdiğini, hizmet sözleşmesine dayalı rekabet yasağı ve sır saklama yükümlülüğünü ihlal ettiğini ileri sürerek 8.000 TL cezai şartın dava tarihinden itibaren yasal faizi ile birlikte davalıdan tahsilini talep ve dava etmiştir.
Davalı vekili; müvekkilinin davacı işyerinde 2,5 yıl kesintisiz çalıştığını, dava dilekçesindeki iddiaları kabul etmediklerini, diyaliz hastalarının diyaliz merkezini seçme haklarının bulunduğunu, sözleşmeye aykırı davranılmadığını savunarak, davanın reddini istemiştir.
Mahkemece tüm dosya kapsamına göre; uyuşmazlığın işçi işveren arasındaki hizmet akdinden kaynaklanmakta olduğu, taraflar arasındaki sözleşmenin feshedilmesinin iş mahkemelerinin görevini ortadan kaldırmadığı, TTK 4/1-3 maddesinde işçi işveren ilişkisinin düzenlemediği gerekçesiyle dava dilekçesinin mahkemenin görevsizliği nedeni ile usulden reddine, dosyanın talep halinde yasal sürede görevli Aydın İş Mahkemesi’ne gönderilmesine karar verilmiştir.
Kararı, davacı vekili temyiz etmiştir.
Dava rekabet yasağının ihlalinden doğduğu ileri sürülen cezai şartın tahsili istemine ilişkin olup, davacı, taraflar arasındaki hizmet sözleşmesi ile davacı şirkette diyaliz hemşiresi olarak çalışan davalının akdin sona ermesinden sonra aynı alanda faaliyet gösteren başka bir diyaliz merkezinde çalışmaya başladığını, müşterilerini buraya yönlendirdiğini ve hizmet sözleşmesine dayalı rekabet yasağını ihlal ettiği iddiasıyla işbu davayı açmıştır. BK’nın 348. maddesi “İş sahibinin müşterilerini tanımak veya işlerin esrarına nüfus etmek hususlarında işçiyle müsait olan bir hizmet akdinde her iki taraf, akdin hitamından sonra işçinin kendi namına iş sahibi ile rekabet edecek bir iş yapmamasına ve rakip bir müessesede çalışmamasını ve böyle bir müessesede şerik veya sair sıfatla alakadar olmamasını şart edebilirler. Rekabet memmuniyetine dair olan şart, ancak işçinin müşterileri tanımasından ve esrara nüfusundan istifade ederek iş sahibine hissolunacak derecede bir zarar hükmüne sebebiyet verebilecek ise caizdir. İşçi akdin yapıldığı zamanda reşit değilse rekabet memnuniyetine dair olan şart batıldır”
hükmünü haiz olup, madde metninden de anlaşılacağı üzere bu madde sözü edilen sırlara vakıf işçinin mukavele yapmak şartıyla işten ayrılması halinde aynı işi kendi adına yapmamasını, rakip bir müessesede çalışmamasını ve böyle bir müessesede şerik veya sair sıfatla alakadar olmamasını düzenlemektedir. Düzenleme hizmet sözleşmesi içinde yer almakla birlikte hizmet akdi süresince yapılmaması gereken bir hususu değil, hizmet akdinin sona ermesinden sonra yapılmaması gereken bir hususta düzenleme getirmektedir. Hizmet akdinin devamında yapılan bir sadakatsizlik ister sözleşme ile düzenlensin ister kanunla düzenlensin elbette ki iş mahkemesinde görülecek bir davanın konusunu oluşturacaktır. Oysa davada davacı taraf davalının akdin sona ermesinden sonra gerçekleşen eylemi nedeniyle cezai şart istemektedir. Uyuşmazlığın bu niteliği itibarıyla davanın iş mahkemesinde görülmesini gerektirir bir durum mevcut değildir. Ayrıca ticari sırrın ne olduğunun değerlendirilmesinin uzman mahkemelerce yapılması gerektiği de yadsınamaz bir gerçeklik olduğu gibi, “Rekabet Yasağı” kavramı da piyasa şartlarıyla sıkı sıkıya bağlı bulunan ticari bir konudur. Kaldı ki, TTK’nın 4’üncü maddesiyle yasa koyucu çok açık bir şekilde BK’nın 348’inci maddesinden kaynaklanan davaların mutlak ticari davalardan olduğunu öngörmüştür. Mutlak ticari davalar herhangi bir unsurun, bağlama noktasının veya sebebin davanın ticari niteliğini değiştirmediği, mahkemenin kanaatinin rol oynamadığı davalar olup somut olayda olduğu gibi düzenlenen bir hizmet sözleşmesi içinde yer alması davanın mutlak ticari dava olduğu niteliğini değiştirmez. Nitekim Dairemizin yerleşmiş içtihatları da bu yoldadır (2008/7321 E- 2008/9007 K, 2000/8808 E – 2000/10150 K, 2006/9411 E – 2007/12223 K, 2007/4507 E – 2008/6825 K, 2005/6508 E- 2006/9306 K).
Açıklanan tüm bu nedenlerle mahkemece mutlak bir ticari dava olan davaya bakılması gerekirken, anılan hususlar nazara alınmadan, hizmet sözleşmenin feshedilmesinin iş mahkemelerinin görevini ortadan kaldırmayacağı gerekçesiyle dava dilekçesinin görev yönünden reddine karar verilmesi doğru olmamış, bozmayı gerektirmiştir.
SONUÇ : Yukarıda açıklanan nedenlerle davacı vekilinin temyiz itirazının kabulüyle hükmün davacı yararına BOZULMASINA, ödediği temyiz peşin harcın isteği halinde temyiz eden davacıya iadesine, 10/09/2014 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.