Yargıtay Kararı 11. Hukuk Dairesi 2014/1321 E. 2014/7166 K. 11.04.2014 T.

YARGITAY KARARI
DAİRE : 11. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2014/1321
KARAR NO : 2014/7166
KARAR TARİHİ : 11.04.2014

MAHKEMESİ : BAKIRKÖY 6. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ
TARİHİ : 13/09/2011
NUMARASI : 2010/989-2011/379

Taraflar arasında görülen davada Bakırköy 6. Asliye Ticaret Mahkemesi’nce verilen 13/09/2011 tarih ve 2010/989-2011/379 sayılı kararın duruşmalı olarak incelenmesi taraf vekilleri tarafından istenmiş olup, duruşma için belirlenen 11.04.2014 günü başkaca gelen olmadığı yoklama ile anlaşılıp hazır bulunan davacılar vekili Av. P. Y. dinlenildikten sonra duruşmalı işlerin yoğunluğu ve süre darlığından ötürü işin incelenerek karara bağlanması ileriye bırakıldı. Tetkik Hakimi . tarafından düzenlenen rapor dinlenildikten ve yine dosya içerisindeki dilekçe, layihalar, duruşma tutanakları ve tüm belgeler okunup incelendikten sonra işin gereği görüşülüp, düşünüldü:
Davacılar vekili, müvekkillerinin, davalı şirketin yapmış olduğu reklamlara ve şirket çalışanlarının “yatırılan para için % 32 değer artışı verileceği ve paralarını her istedikleri an çekebilecekleri” şeklindeki garantilerine güvenerek şirkete yatırım yaptığını, yatırılan paraya karşılık davalı şirketin yetkili olarak gösterildiği sözleşme bilgileri adlı bir belgenin verildiğini, karşılığında Budapeşte de kurulacak olan ticaret merkezinde ödemiş oldukları değerde işyeri tahsis edileceğini, işyeri almak istemezlerse paranın değer artışı ile birlikte iade edileceğinin bildirildiğini, yatırılan paranın değer artışı ile birlikte iadesine yönelik başvurudan bir sonuç alınamadığını, davalılar tarafından yürütülen faaliyetin Bankacılık Kanunu, Sermaye Piyasası Kanunu, Türk Ticaret Kanunu’na aykırı olduğunu, yapılan takibe haksız olarak itiraz edildiğini ileri sürerek, itirazın iptalini, takip tarihinden itibaren en yüksek avans faiziyle birlikte tahsilini, icra inkar tazminatının ödenmesini talep ve dava etmiş, sonradan 19.01.2011 tarihli duruşmada davaya alacak davası olarak devam edildiği belirtilmiştir.
Davalılar vekili, davanın usul ve esas yönünden reddini savunmuştur.
Mahkemece, iddia, savunma ve dosya kapsamına göre, taraflar arasında düzenlenen adi sözleme ile davacıların 140.000 DM ödediği, taşınmaz satışına ilişkin belgenin geçersiz olduğu, tarafların aldıklarını iade ile yükümlü bulunduğu, icra takibinde işlemiş faize ilişkin istemin olmadığı, davacılar vekilinin duruşmadaki beyanı ıslah olarak kabul edilerek davaya alacak davası olarak bakıldığı gerekçesiyle, davanın kabulüne, 71.580 Euro miktarın dava tarihinden itibaren 3095 sayılı Kanun’un 4/a maddesi gereğince faiziyle birlikte davalıdan tahsiline karar verilmiştir.
Kararı, taraf vekilleri temyiz etmiştir.
1- Mahkemece, davanın başlangıçta itirazın iptali şeklinde açıldığı, davacı vekilinin sonradan duruşmada davaya alacak davası olarak devam etmek istediğini belirttiği gerekçesiyle, davanın kabulüne, 71.580 Euro miktarın davalıdan tahsiline karar verilmiştir. Dava ve ıslah tarihinde yürürlükte olan HUMK’nın 83. maddesine göre ıslah, taraflardan birinin yapmış olduğu usul işleminin tamamen veya kısmen düzeltilmesidir. Kural olarak, ıslah tek taraflı ve açık bir irade bildirimi ile yapılır. Islahın tamamlanması, karşı tarafın kabulüne bağlı değildir. İki taraf da oturumda hazır ise, ıslah sözlü de yapılabilir. Dava, tamamen ıslah edilebileceği gibi, kısmen de ıslah edilebilir. Davacı, davasını tamamen ıslah ederek talep sonucunu değiştirebilir. Davasını tamamen ıslah etmiş olan davacının, üç gün içinde mahkemeye yeni bir dava dilekçesi vermesi gerekir. Davacının üç gün içinde verdiği dava dilekçesinin bir nüshası davalıya tebliğ edilir. Davasını ıslah eden taraf bu tarihe kadar olan dava masrafı ile diğer taraf için takdir olunacak zarar ve ziyanı davada mahkum olmuş gibi derhal mahkeme veznesine vermeye mecburdur. Aksi halde ıslah yapılmamış sayılır.
Somut olayda, dava itirazın iptali şeklinde açılmış, davacı vekili 19.01.2011 tarihli duruşmada davaya alacak davası olarak devam etmek istediklerini beyan etmiş, davalı vekili ise buna karşı çıkarak davanın itirazın iptali davası olduğunu belirtmiş, 30.03.2011 tarihli duruşmada davacı vekili davaya itirazın iptali davası olarak devam etmek istediklerini söylemiş, mahkemece davacı vekilinin duruşmadaki beyanının ıslah niteliği taşıdığı gerekçesiyle, dava alacak davası olarak sonuçlandırılmıştır. Oysa, davacı vekilinin duruşmadaki beyanı yukarıda anlatılan usule uygun şekilde yapılmış ıslah niteliği taşımadığından, davaya alacak davası olarak bakmak mümkün değildir.
Bu itibarla, mahkemece davanın itirazın iptali davası olduğu kabul edilerek, neticesine göre bir karar vermek gerekirken, yanılgılı değerlendirmelerle yazılı şekilde hüküm tesisi doğru olmamış, kararın bu nedenle bozulması gerekmiştir.
2- Bozma sebep ve şekline göre taraf vekillerinin sair temyiz itirazlarının incelenmesine şimdilik gerek görülmemiştir.
SONUÇ: Yukarıda (1) numaralı bentte açıklanan nedenlerle davacılar vekilinin temyiz itirazının kabulü ile hükmün BOZULMASINA, (2) numaralı bentte açıklanan nedenlerle, taraf vekillerinin sair temyiz itirazlarının incelenmesine şimdilik yer olmadığına, takdir olunan 1.100,00 TL duruşma vekalet ücretinin davalıdan alınarak davacılara verilmesine, ödedikleri temyiz peşin harcın istekleri halinde temyiz edenlere iadesine, 11.04.2014 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.