YARGITAY KARARI
DAİRE : 11. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2014/14643
KARAR NO : 2015/7247
KARAR TARİHİ : 29.05.2015
MAHKEMESİ : ASLİYE HUKUK MAHKEMESİ
Taraflar arasında görülen davada … Asliye Hukuk Mahkemesi’nce verilen 28.11.2013 tarih ve 2011/1007/2013/897 sayılı kararın duruşmalı olarak incelenmesi davacı vekili tarafından istenmiş olup, duruşma için belirlenen 29.05.2015 günü başkaca gelen olmadığı yoklama ile anlaşılıp hazır bulunan davalılar vekili Av. … dinlenildikten sonra duruşmalı işlerin yoğunluğu ve süre darlığından ötürü işin incelenerek karara bağlanması ileriye bırakıldı. Tetkik Hakimi tarafından düzenlenen rapor dinlenildikten ve yine dosya içerisindeki dilekçe, layihalar, duruşma tutanakları ve tüm belgeler okunup incelendikten sonra işin gereği görüşülüp, düşünüldü:
Davacı vekili, davalı şirketlerinde içinde bulunduğu … Grubunun 1990’lı yıllardan itibaren… başta olmak üzere birçok ülkede yüksek faiz ve paraların her istendiği an geri çekilebileceği garantisi ile binlerce kişiden mevduat topladığını, müvekkili de bu garantilere inanarak toplam 32.000 DM yatırdığını, kendisine makbuz olarak … Grubunun Almanya’da kurduğu paravan şirketi olan ….GmbH şirketine ait makbuz verildiğini, söz konusu yabancı şirketin Türkiye’de kurulu ana şirketler olan davalı şirketlerin ortağı olup, doğrudan bu şirketlerin kontrolünde olduğunu, davalı şirkeler ile doğrudan organik bağı bulunduğunu, Almanya’da paravan şirket olarak para toplamak amacıyla kurulan ve aslında hiçbir ticari faaliyeti bulunmayan … GmbH şirketi, para toplama faaliyetine son verdikten sonra tüm malvarlığı Türkiye’deki şirketlere aktararak içi boşaltıldığını ve bilerek iflas ettirildiğini, müvekkilinin bu şirkete başvurarak alacağını tahsil etmesinin mümkün olmadığını ileri sürerek, 32.000 DM (16.361,34 EURO) karşılığı 40.491,04 TL’nin davalılardan tahsiline karar verilmesini talep ve dava etmiştir.
Davalılar vekili, zamanaşımı def’inde bulunmuş, davanın esasına ilişkin olarak da davacının yurtdışında kurulu yabancı uyruklu şirketin değil, müvekkil şirktelerin ortağı olduğunu, anonim şirket ortaklarının servaye olarak verdiklerini geri isteyemeyeceğini savunarak davanın reddini istemiştir.
Mahkemece, iddia, savunma, benimsenen bilirkişi raporu ve tüm dosya kapsamına göre, devir işleminin kanuna ve ortaklık ana sözleşmesine aykırılık teşkil etmediği, ortaklık defterlerinin ve genel kurul toplantılarının usulünce olduğu, davacının hileli davranışlarla aldatıldığını tespite elverişli somut deliller bulunmadığı, davacının, ortaklığın yetkili temsilcilerince yanıltıldığının ve yanlış yönlendirildiğinin kabulünün mümkün olmadığı, ortaklığın, pay kazanımını benimseyerek karar gereğini yerine getirdiği, dosyada mevcut SPK raporlarının da tek başına davacının iddialarını ispata elverişli bulunmadığı, davalı şirketlerin topladığı paraları davalı bir diğer şirkete karşılığı olmadan aktardığına böylece şirketin içini boşaltarak ortaklara zarar verildiğine dair delil sözkonusu olmadığı gerekçesiyle, davalı şirketler yönünden davanın ispat olunamadığından reddine, davalı … yönünden ise pasif husumet ehliyeti yokluğundan davanın reddine karar verilmiştir.
Kararı, davacı vekili temyiz etmiştir.
Dava, geçerli şekilde ortaklık ilişkisinin kurulmadığının tespiti, hukuka aykırı şekilde kurulan yatırım ilişkisinin hükümsüzlüğü ve davalılar tarafından tahsil edilen paranın istirdadı istemine ilişkindir.
Dairemizden geçen emsal dosyalardan anlaşılacağı üzere, davalı şirketler hakkında düzenlenen SPK raporlarında, hisse senetlerinin izinsiz halka arz edildiği, sermaye artırım kararı verilmesine ilişkin genel kurul toplantısından önce halka arz işlemine başlandığı, … Grubu şirketleri tarafından yasal kayıtlara aktarılması zorunlu hususların yerine getirilmediği, muhasebe kayıtlarında gerçeğe aykırı kayıtlar bulunduğu, kar ve zarar kalemlerinin gerçeği yansıtmaktan uzak olduğu, hisse devir sözleşmelerinde bazı kişilerin ortaklık pay defterinde gözükmediği, kanun dışı yollardan para toplandığı belirtilmiş, bu kapsamda içinde davalı şirket yöneticisinin de bulunduğu sanıklar hakkında … Asliye Ceza Mahkemesi’nin 2006/253 Esas sayılı davasında ihraç edilecek hisse senetlerinin SPK’ya kaydettirilmesi aşaması tamamlanmadan halka arz işlemine başlandığı, pay bedellerinin usulsüz tahsil edildiği belirlenerek mahkumiyet kararı verilmiş, Yargıtay 7. Ceza Dairesi’nin 13.06.2007 tarihli ilamı ile onanmış, … Asliye Ceza Mahkemesi’nin 2006/121 Esas sayılı dosyasında SPK’dan izin alınmadan hisse senetleriyle ilgili aracılık faaliyetinde bulunulduğu iddiasıyla dava açılmış, sanıklar hakkında verilen mahkumiyet kararları Yargıtay 7. Ceza Dairesi’nin ilamı ile zamanaşımı nedeniyle ortadan kaldırılmış, yine usulüne uygun olarak defterlerin tutulmaması nedeniyle davalı şirket yöneticisi hakkında mahkumiyet kararı verildiği anlaşılmıştır.
Taraflar arasında geçerli bir sözleşmenin kurulabilmesi için sözleşme ehliyeti, hukuka, ahlaka, adaba uygunluk, ifa imkansızlığının bulunmaması, irade ile beyan arasında uyum, geçerlilik şeklinin arındığı hallerde bu şekle uygunluk gerekmekte olup, bu unsurlardan birinin eksikliği halinde ortada irade açıklaması bulunmasına rağmen, bu irade bir borç doğurmayacaktır. (Bkz. Prof Dr. Ahmet Kılıçoğlu Borçlar Genel Hukuku Genel Hükümler, 2. baskı, sayfa 50) Mülga 818 sayılı BK’nın 28. madddesine göre hile, diğer tarafta sözleşme yapma düşüncesini uyandıran ya da bu düşünceyi güçlendiren gerçeğe aykırı eylem ve davranışları ifade eder. Hile nedeniyle sözleşmenin geçersiz sayılabilmesi için kişide aldatma kastının bulunması gerekir. Buna göre kişinin ileri sürdüğü ya da açıklanan zorunluluğu bulunmadığı halde susmuş olduğu nitelikler, karşı tarafı sözleşme yapmaya ikna etme veya sözleşme düşüncesini pekiştirme amacıyla ortaya konulmuş olmaktadır. Kişi bu eylem ve davranışlarda bulunmasaydı diğer tarafın bu sözleşmeyi yapmayacağı bilinç ve düşüncesinde olmalıdır. Aldatma kastında, kişiyi gerçek dışı eylem ve davranışlarda bulunmak suretiyle sözleşme yapmaya ikna etme düşüncesi vardır. Bir başka ifadeyle, sözleşmenin yapılması ile aldatma eylemi arasında illiyet bağı bulunmalıdır. Hileye uğrayan kişinin iradesi sakatlanmıştır. Bu nedenle sözleşmeyi iptal etme hakkına sahiptir. Sözleşmenin iptali halinde tarafların aldıklarını iade yükümlülüğü doğacaktır.
Somut olayda, davacı tarafça,.. Grubu’nun Almanya’da kurduğu paravan şirket olan … GmbH şirketi aracılığıyla para topladığı, bu paraların organik bağlantı içinde bulunan davalı şirketlere aktarıldığı ileri sürerek, yatırılan paranın istirdadı isteminde bulunmuş olup, davalı tarafça davacının müvekkili şirketlerin ortağı olduğu savunduğuna göre evvelemirde davacının davalı şirkete gerçekten ortak olup olmadığının tespiti gerekmektedir. Mahkemece, benimsenen bilirkişi raporunda davacının ortaklar pay defterinde kaydı bulunduğundan bahisle devre konu paya sahip olduğu bildirilmiştir. Oysa ki davacı vekili dava dilekçesine ekli olarak toplam 32.000 DM ödemeye ilişkin 24.09.2000 tarihli … GmbH antetli makbuz, aynı tarihli bu yabancı şirkete ait Komanditer Ortak Ana Sözleşmesi, 05.05.1999 tarihli … İştirak Taahütnamesi, 06.03.2000 tarihli … İhtiaç Mad. Paz. ve Tic. A.Ş. Hisse Senedi Talep Formu sunmuş olup, bu belgelerin hiç birinde davacının devren ortak olduğuna dair bir kayıt bulunmadığı gibi, davacının dayandığı 05.05.1999 tarihli belgedeki iştirak taahüdünde bulunan kısmında yer alan davacının adının yanında parantez içinde “…” isminin yazılı olmasının davalılarca sunulan pay defterindeki bilgiler de gözetilerek ne anlam taşıdığı tartışılmamıştır. Yine…’ın davacının pay sahibi olduğuna dair bir kayıt bulunmadığı şeklindeki cevabı da değerlendirme dışı tutulmuştur. Mahkemece yazılı gerekçe ile davalı şirketler yönünden davanın ispatlanamadığından reddine, davalı …. yönünden ise husumet yokluğu nedeniyle reddine karar verilmiş ise de, öncelikle davacının sahih bir şekilde davalı şirketlere ortak olup olmadığının belirlenmesi gerektiğinden mahkemece bilirkişi kuruluna davalı şirketlerin tüm ticari defter ve kayıtları ayrıca hisse satış tarihinden dava tarihine kadar davalı şirketin yapmış olduğu genel kurullara ait tutanaklar ve hazirun cetvelleri incelettirilmek suretiyle davacıya satılan hisse senetlerinin bir değerinin bulunup bulunmadığı, bu hisselerin davalı şirketin sermayesinde temsil edilip edilmediği, hisse satışının şirket kayıtlarında muhasebeleştirilip muhasebeleştirilmediği, genel kurullarda sermayenin ne şekilde temsil edildiği hususlarının yeterince ve denetime elverişli bir şekilde açıklığa kavuşturulması gerektiği açıktır. Bu bağlamda mahkemece davacının hisse satın aldığı paylarının davalı şirketlerin sermayesi içinde temsil edilip edilmediği, hisse satışının şirket kayıtlarında muhasebeleştirip muhasebeleştirmediği yeterince incelenmediği gibi, davalı şirketlerin sicil dosyaları tümü ile dosyaya ibraz edilmediğinden belirtilen hususun denetimi de yapılamamıştır.
Nitekim Dairemizden geçen emsal dosyalarda, Dairemizin bozma ilamına benzer bozma ilamları sonrası alınan bilirkişi kurulu raporlarında şirket muhasebe kayıtlarında davacının pay sahibi olduğuna ilişkin bir kayda rastlanılmadığı, defterlerin mevcut durumu nazara alındığında pay sahipliği durumunun şirket kayıtlarından tespit edilemeyeceği belirlenmiştir.
Bu itibarla, mahkemece bilirkişi kuruluna, davalıların tüm ticari defter ve kayıtları üzerinde inceleme yapılarak, davalı şirketlerin hisse satış tarihleri itibariyle sicil dosyaları ile davalı şirket yöneticileri hakkındaki ceza dosyalarının birer suretleri getirtilerek, davacıya satılan hisselerin davalı şirketin sermayesinde temsil edilip edilmediği, hisse satışının davalı şirket kayıtlarında muhasebeleştirilip muhasebeleştirilmediği, genel kurullarda sermayenin ne şekilde temsil edildiği hususları açıklığa kavuşturularak, bu inceleme sonucunda davacının ortaklığının sahih olmadığı anlaşıldığı taktirde, davacının zararından davalıların haksız fiil hükümleri uyarınca sorumluluklarının bulunup bulunmadığı üzerinde durularak, haksız fiil, hile ve aldatma olgusunun tespiti yapılırken de yukarıda bahsi geçen SPK, TBMM ve MASAK raporları, davalı şirketin yöneticileri hakkındaki ceza dosyaları, bu dosyalardaki tanık beyanları da nazara alınarak, her bir davalının hukuki durumu buna göre tayin ve takdir edilerek, sonucuna göre bir karar verilmek gerekirken belirtilen yönler yeterince tartışılmadan düzenlenen bilirkişi kurulu raporuna göre hüküm kurulması doğru görülmemiş, kararın bu nedenle bozulması gerekmiştir.
Öte yandan, olay tarihinde yürürlükte bulunan 6762 sayılı TTK’nın 336. maddesi uyarınca davalı … hakkındaki davanın pasif husumet yokluğundan yazılı gerekçeyle reddi de doğru değildir. Zira, 6762 sayılı TTK’nın 336/5. maddesinde tarif edilen gerek kanunların gerekse sözleşmelerin kendisine yüklediği sair vazifelerin kasten ve ihmal neticesi yapılmaması, TTK’nın 321/son maddesinde de, temsile ve idareye salahiyetli olanların vazifelerini yaptıkları sırada işledikleri haksız fiillerden anonim şirketin sorumlu olacağı hükme bağlandığından davalı …’ın da davalı şirketlerin yönetim kurulu başkanı olarak gerek MK’nın 50. maddesi gerekse de TTK’nın 321/son maddesi uyarınca zarardan sorumlu tutulabileceği ve bu nedenle kendisine husumet yöneltilebileceği gözetilmeksizin bu davalı yönünden dahi pasif husumet yokluğu nedeniyle davanın reddine karar verilmesi doğru olmayıp bozmayı gerektirmiştir.
SONUÇ: Yukarıda açıklanan nedenlerle, davacı vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile kararın davacı yararına BOZULMASINA, ödediği temyiz peşin harcın isteği halinde temyiz eden davacıya iadesine, 29.05.2015 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.