YARGITAY KARARI
DAİRE : 11. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2014/14970
KARAR NO : 2014/17967
KARAR TARİHİ : 19.11.2014
MAHKEMESİ : ANKARA(KAPATILAN) 17. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ
TARİHİ : 10/09/2013
NUMARASI : 2011/389-2013/205
Taraflar arasında görülen davada Ankara (Kapatılan) 17. Asliye Ticaret Mahkemesi’nce verilen 10/09/2013 tarih ve 2011/389-2013/205 sayılı kararın Yargıtayca incelenmesi davacı vekili tarafından istenmiş ve temyiz dilekçesinin süresi içinde verildiği anlaşılmış olmakla, dava dosyası için Tetkik Hakimi tarafından düzenlenen rapor dinlendikten ve yine dosya içerisindeki dilekçe, layihalar, duruşma tutanakları ve tüm belgeler okunup, incelendikten sonra işin gereği görüşülüp, düşünüldü:
Davacı vekili, müvekkilinin kepçe imal ve satışı ile uğraştığını, davalı Zeki’nin, sahibi ve yetkilisi olduğu davalı şirkete müvekkilinin ürettiği kazıcı yükleyici kepçeyi leasing yoluyla aldığını, taraflar arasında 11.08.2003 tarihli bir protokol imzalandığını, anılan protokol uyarınca müvekkilinin peşinatın leasing firmasına ödenmesini, davalının da kendisine ait bir iş makinesini başka bir firmaya satışında elde ettiği senetleri müvekkiline cirolayacağını, bu senetlerin de her biri 3.300 Euro bedelli 6 adet senet olduğunu, davalının protokol neticesinde müvekkiline, 30.08.2003- 30.01.2004 vade tarihlerini içerir, 3.300 Euro bedelli sıralı 6 adet senedi, dava dışı … İnş. Ltd. Şti.’nin keşidecisi olduğu ve davalıların ciroladığı senetleri verdiğini ancak, senetlerin vadesinde ödenmediğini, senetlerden birinin protesto edildiğini, diğerlerinin protesto ettirilmeden müvekkiline teslim edildiğini, senetlerin müvekkili tarafından icra takibine konu edildiğinde davalıların senetlerin protesto edilmemesi nedeniyle itiraz ettiklerini oysa, müvekkilinin taraflar arasında yapılan protokol gereğince leasing firmasına 20.800 Euro peşinat ödediğini, davalı tarafça cirolanan 30.11.2003 ve 30.01.2004 vadeli senetlerin birinin protesto edilmesi, diğerinin de itiraz edilmeden kesinleşmiş bulunması nedeniyle dava dışı tuttuklarını, gerek protokol gerekse de senetler uyarınca davalıların müştereken ve müteselsilen sorumlu olduklarını, senetlerin vadesi de belli olduğundan temerrüde de düştüklerini, bu nedenle davalılar hakkında icra takibi ile gönderilen ödeme emrinin tebliği tarihinden itibaren bankalarca mevduata uygulanan en yüksek faiz oranında faiz tahakkuk ettirmek aynı zamanda faizden tamamen bağımsız olarak protokolün 3. maddesinde düzenlenen senet vadelerinden başlamak kaydıyla hesaplanacak Euro üzerinden yıllık %30 gecikme cezasının da davalılardan tahsilini talep ettiklerini ileri sürerek, fazlaya ilişkin hakları saklı kalmak kaydıyla yargılama sonucunda belirlenecek bedelin temerrüt tarihinden itibaren ticari faiziyle birlikte davalılardan tahsiline ve ceza şartın da karar tesisinde dikkate alınmasına ve tahsiline karar verilmesini talep ve dava etmiş, davacı vekili yargılama sırasında taleplerini bilirkişi raporu doğrultusunda ıslah etmiştir.
Davalılar vekili, müvekkili Zeki yönünden husumet itirazında bulunmuş, dava konusu senetler yönünden müvekkillerinin bir sorumluluğunun bulunmadığını zira, davacı şirketin temsilcisinin bazı usulsüz işlemlerinden dolayı olayların çözülmez bir hal aldığını, anılan şirket temsilcisinin düzenlediği sahte sipariş fişi nedeniyle suç duyurusunda da bulunduklarını, gerçekte müvekkilinin elinde bulunan eski makinesini takas ederek borçtan kurtulduğunu savunarak, davanın reddini istemiştir.
Mahkemece iddia, savunma, toplanılan deliller, benimsenen bilirkişi raporu ve tüm dosya kapsamına göre, davalı Zeki davaya konu edilen senetlerde ciranta olarak görünüyor ise de, davacının davasını 11.08.2003 tarihli protokole dayandırdığından ve davalının söz konusu protokolde ismen yer almayıp, protokol gereğince düzenlenen senetlerde ciranta olarak yer aldığından davacı ile adı geçen davalı arasında temel ilişki bakımından bağlantı olmadığı, senetlerin de süresinde protesto edilmemesi nedeniyle cirantalara başvurulamayacağından davalı Zeki yönünden davanın reddi gerektiği, davalı şirketin 20.800 Euro’luk leasing peşinatının davacı tarafından Yapı Kredi Finansal Kiralama Şirketi’ne ödendiği, 30.11.2003 ve 30.01.2004 tarihli iki adet bono bedelinin de dava açılmadan önce davacıya ödendiği, esasen davacı tarafın da söz konusu iki bononun dava konusu olmadığnı açıkça belirttiği, bu nedenle 30.08.2003, 30.09.2003, 30.10.2003, 30.12.2003 vadeli dört adet bono bedeli toplamı olan 13.200 Euro yönünden davacının alacaklı olduğu, davacınm ıslah dilekçesinde alacağını TL olarak talep ettiğinden 818 sayılı BK’nm 83. maddesi uyarınca seçimlik hakkını TL yönünde kullandığının kabul edildiği, protokolde Euro alacak için işletilmesi gereken akdi faiz oranının 3095 sayılı Yasanın 4/a maddesinde öngörülen oranın üzerinde yıllık %30 olarak kararlaştırıldığından bunun cezai şart değil akdi faiz olduğu ve dava tarihi itibariyle davacının 22.977,90 TL asıl alacak, 12.176,172 TL işlemiş faiz olmak üzere toplam 35.154,62 TL alacağının bulunduğu, yargılama aşamasında davalı tarafça davaya konu senetlere istinaden farklı tarihlerde ödemeler yapıldığından son ödeme tarihi olan 09.12.2007 tarihi itibariyle yapılan hesaplama ile davacının 22.977,90 TL asıl alacak ve 09.12.2007 tarihine kadar işlemiş faiz olarak 7.179,63 TL olmak üzere toplam 30.157,53 TL alacaklı olduğu, kısa kararın 2. bendinin 2. fıkrasında 22.977,70 TL yerine sehven 22.970,90 TL yazıldığından bu maddi hatanın gerekçeli kararda düzeltildiği gerekçesiyle, davanın davalı Z.. S.. yönünden reddine, davalı Özsoydan İnşaat Malzemeleri Gıda San. Tic. Ltd. Şti. yönünden kısmen kabulüyle 22.977,70 TL asıl alacak, 7.179,63 TL işlemiş faiz olmak üzere toplam 30.157,53 TL’nin davalıdan tahsiline, 22.977,70 TL’ne 09.12.2007 tarihinden itibaren avans faizi işletilmesine, fazlaya dair isteğin reddine karar verilmiştir.
Karan, davacı vekili temyiz etmiştir.
1- Dava, davacı ile davalı şirket arasında akdedilen protokol ve kambiyo senetlerine dayalı alacak istemine ilişkin olup, mahkemece yukarıda özetlenen gerekçe ile davanın kısmen kabulüne karar verilmiştir.
Türkiye Cumhuriyeti Anayasası yargılamanın açıklığı ilkesini kabul etmiştir. Gerek mülga 1086 sayılı HUMK’un 382 ve devamı maddelerinde gerekse yürürlükte bulunan 6100 sayılı HMK’nın 294 ve devamı maddelerinde hükmün nasıl tesis edileceği ve sonrasında kararın nasıl yazılacağı etraflıca hükme bağlanmıştır. Yargılamanın açık bir şekilde yapılması ve tesis edilen hükmün açıkça belirtilmesi ilke olarak kabul edilmiştir. Bu nedenle hükmün açık, anlaşılır ve şüpheye yer vermeyecek şekilde infazı kabil olarak kurulması ve de en önemlisi sonradan yazılacak gerekçeli kararın kısa karara uygun bulunması gerekir. Aksi halde, yargılamanın açıklığı ilkesi dolayısıyla kamu vicdanı zedelenmiş ve mahkeme kararlarına duyulan güven sarsılmış olacaktır. Kısa karar ile gerekçeli karar arasında çelişki olmaması gerektiği gibi gerekçe ile hüküm fıkrası arasında da çelişki bulunmaması yasal bir zorunluluk olup, HMK’nın 298/2. maddesinde gerekçeli kararın tefhim edilen hüküm sonucuna aykırı olamayacağı düzenlenmiştir. Kararların bu hususlara aykırı oluşturulması mahkeme kararlarına duyulan güveni sarsacağı gibi verilen kararların hukuki denetiminin yapılmasını da olanaksız kılmaktadır.
Somut olayda mahkemece, hükme esas alınan bilirkişi raporu doğrultusunda kısa ve gerekçeli kararın hüküm fıkralarında davanın davalı şirket yönünden kısmen kabulüyle 22.977,70 TL asıl alacak, 7.179,63 TL işlemiş faiz olmak üzere toplam 30.157,53 TL’nin davalıdan tahsiline, söz konusu 22.977,70 TL’ne 9.12.2007 tarihinden itibaren avans faizi işletilmesine, fazlaya dair isteğin reddine şeklinde hüküm tesis edilmiş ise de, karar gerekçesinde davacının 22.977,90 TL asıl alacak ve 9.12.2007 tarihine kadar işlemiş faiz olarak 7.179,63 TL olmak üzere toplam 30.157,53 TL alacaklı olduğunun anlaşıldığı ve davanın bu miktarlar itibariyle kabulüne, fazlaya dair isteğin reddine karar vermek gerektiği, kısa kararın 2. bendinin 2. fıkrasında 22.977,70 TL yerine sehven 22.970,90 TL yazıldığından bu maddi hatanın gerekçeli kararda düzeltildiğinden söz edilerek gerekçe ile hüküm fıkrası arasında çelişki oluşturulmuştur. Bu durumda, gerekçe ile hüküm birbiriyle çeliştiğinden, verilen karar yukarıda açıklanan yasa ve içtihat hükümlerine aykırı olduğundan, mahkemece değinilen çelişki giderilerek hüküm kurulması gerekirken yazılı şekilde karar verilmesi doğru görülmemiş, kararın re’sen bozulması gerekmiştir.
2- Bozma sebep ve şekline göre, davacı vekilinin temyiz itirazlarının incelenmesine şimdilik gerek görülmemiştir.
SONUÇ: Yukarıda (1) numaralı bentte açıklanan nedenlerle, kararın re’sen BOZULMASINA, (2) numaralı bentte açıklanan nedenlerle, davacı vekilinin temyiz itirazlarının incelenmesine şimdilik yer olmadığına, ödediği temyiz peşin harcın isteği halinde temyiz edene iadesine, 19.11.2014 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.