Yargıtay Kararı 11. Hukuk Dairesi 2014/15228 E. 2014/18684 K. 01.12.2014 T.

YARGITAY KARARI
DAİRE : 11. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2014/15228
KARAR NO : 2014/18684
KARAR TARİHİ : 01.12.2014

MAHKEMESİ : YOZGAT 1. ASLİYE HUKUK MAHKEMESİ
(TİCARET MAHKEMESİ SIFATIYLA)
TARİHİ : 17/07/2014
NUMARASI : 2013/451-2014/524

Taraflar arasında görülen davada Yozgat 1. Asliye Hukuk Mahkemesi’nce verilen 17/07/2014 tarih ve 2013/451-2014/524 sayılı kararın Yargıtayca incelenmesi davacı vekili tarafından istenmiş ve temyiz dilekçesinin süresi içinde verildiği anlaşılmış olmakla, dava dosyası için Tetkik Hakimi tarafından düzenlenen rapor dinlendikten ve yine dosya içerisindeki dilekçe, layihalar, duruşma tutanakları ve tüm belgeler okunup, incelendikten sonra işin gereği görüşülüp, düşünüldü:
Davacı vekili, davalıların müvekkili tarafından para yatırılması durumunda istediği zaman tamamını geri alabileceğini ve yüksek faiz uygulaması olduğunu belirterek para tahsil edildiğini, bu hususun TBMM, MASAK ve SPK tarafından hazırlanan raporlarla defalarca ortaya konduğunu, müvekkilinden de bu garantilerle şirket temsilcileri tarafından belge ile para tahsil edildiğini, müvekkilinin defalarca istemesine rağmen parasını geri alamadığını, bu nedenle sorumlu davalılar hakkında dava açmak zorunda kaldığını, davalıların bu paranın iadesinden sorumlu olduklarını, davalılarca Borçlar Kanunu, TTK ve SPK mevzuatının ihlal edildiğini ileri sürerek, müvekkilinden tahsil edilen 17.000,00 CHF karşılığı 35.448,40 TL’nın faiziyle birlikte davalılardan tahsilini talep ve dava etmiştir.
Davalılar vekili, davacının müvekkili şirketlerde herhangi bir ortaklığının bulunmadığını, davacının yurt dışında mukim şirkete ortak olduğunu açıkça belirttiğini, bu nedenle davanın Türk Mahkemeleri’nin yargı yetkisinde bulunmadığını, müvekkili şirketlerin TTK’ya göre kurulmuş ve Sermaye Piyasası Kanunu kapsamında bulunan halka açık bir anonim şirket olduklarını, zamanaşımı süresinin dolduğunu savunarak, davanın reddini istemiştir
Mahkemece, iddia, savunma ve tüm dosya kapsamına göre, davacının davalı ..Group A.G’den almış olduğu 20/09/2000 tarihli hisse senedi ile bu şirketin ortağı olduğu, davacının davalı Y.. A..’de hissesinin bulunmadığı ancak davalı şirket ve yöneticilerinin davacının parasını yabancı şirkete vermesinde hukuka aykırı eylemlerinin olduğu iddia edilmiş ise de, davacının hileli davranışlarla aldatıldığını tespite elverişli somut deliller bulunmadığı, bir an için haksız fiilin ispatlandığı düşünülse bile sözleşmeye, haksız fiile ve hileye ilişkin zaman aşımı sürelerinin geçtiği, yine davalı Y.. A..’nin, davacının parasını yatırdığı . Group A.G. ile aynı çatı altında faaliyet gösteren bir şirket olup bağlantıları olduğu düşünülse bile 6103 sayılı Yasa’nın 2. maddesine göre davacının şirkete ortaklığını 20/09/2000 tarihinde hisse devri almak yoluyla kazandığı ve bu tarihte yürürlükte olan 6762 sayılı TTK’nın 405/2 maddesi uyarınca sermaye olarak şirkete verilenin istenemeyeceği, davalı şirketlerin tasfiye halinde bulunmadığı, bir sermaye şirketi olan anonim şirket yönetim kurulu başkanının şahsi sorumluluğunu gerektirir bir durum mevcut olmadığı gibi ortaklık sözleşmesinin kurulması sırasında davalı D.. U..’ın sözleşmeye etki eden, taraf iradelerini fesada uğratan herhangi bir eyleminin de ispatlanamadığından davalı D.. U.. yönünden pasif husumet ehliyeti yokluğunun söz konusu olduğu gerekçesiyle, davalı D.. U.. yönünden pasif husumet yokluğu nedeniyle, davalı şirket yönünden esastan davanın reddine karar verilmiştir.
Kararı, davacı vekili temyiz etmiştir.
Davacı, yüksek kar payı verilmek ve istenildiği zaman iade edilmek üzere kendilerinden para toplandığını, bu paraların davalı şirkete aktarıldığını, yurt dışı şirket ile davalı şirket arasında bağlantı bulunduğunu ileri sürerek işbu davayı açmış olup, mahkemece yukarıda açıklanan gerekçeyle davanın davalı şirket yönünden esastan, davalı D.. U.. yönünden pasif husumetten reddine karar verilmiştir.
Mahkemece, hükme esas alınan bilirkişi raporunda, davacının dava dışı .. Group A.G’den almış olduğu 20/09/2000 tarihli taahhütname ile anılan yabancı şirketin ortağı olduğu, davacının iddiasını dayandırdığı “.. Group A.G. Taahhütname” başlıklı belgenin verilmesine ve şirkete ortak edilirken davalıların ne gibi bir katkıda bulunduklarının ispat edilemediği, yabancı ülkede kurulu bir şirket için davacının yabancı şirkette ortaklığının bulunup bulunmadığının dosyadaki belgelerden tespit edilemeyeceği, davacının yabancı şirkete ortak olduğu kabul edilse dahi davalı şirket ortağı olduğuna dair bir tespitte bulunulamayacağı,..Group A.G’nin ikraz sözleşmeleri karşılığında alacağını Türkiye’de mukim .. Grubu şirketlerinin hisselerini devralarak tahsil etmesinin ve Türkiye’de kurulu şirketlere iştirak etmesinin tek başına tüzel kişilik perdesinin bulunduğu ve davacının davalılar ile alacak ilişkisinin tespiti için yeterli olmadığı, hileye ilişkin iddiaların ise hak düşürücü süre nedeniyle dikkate alınamayacağı bildirilmiştir.
Ancak, dava aynı zamanda davacının davalı şirkete sermaye olarak verdiği paranın tahsili talebi olarak değerlendirilmiş ise de, davacı dava dilekçesinde davalı şirkete ortak olduğunu ileri sürmemiş, tersine, davalı şirket ile bu şirketin yöneticilerinin, yürürlükteki mevzuat hükümlerine aykırı bir biçimde kötüniyetli vaad ve garantilerle yurtdışında yaşayan pek çok kişinin dini duygularını sömürerek, yine davalı holding bünyesinde bulunan yabancı uyruklu bir şirketi aracı olarak kullanmak suretiyle topladıkları paraları iade etmeyip davalı holding ve bünyesindeki diğer grup şirketlerine aktardıklarını iddia ederek verilen paranın istirdadını istemiştir. Dava, iddianın bu biçimdeki ileri sürülüşü nazara alındığında, davalıların iddia olunan organize ve haksız fiillerinden kaynaklanan bir alacak (istirdat) davası niteliğinde olmakla, mahkemece 1086 sayılı HUMK’nın 74 ve 75. maddelerine ve sonradan yürürlüğe giren HMK’nın 26. maddesine aykırı düşecek şekilde, davanın yanlış nitelenmesine dayalı olarak, davacının bildirmiş olduğu delillerin tamamı toplanmaksızın yetersiz araştırma ve soruşturma sonucunda davacının davalı şirketin ortağı olmadığı ve sözleşmeye, haksız fiile ve hileye ilişkin zaman aşımı sürelerinin geçtiği, davacının parasını yatırdığı . Group A.G’nin . Holding ile aynı çatı altında faaliyet gösterdiği ve bağlantılı oldukları düşünülse bile davacının şirket ortaklığını kazandığı 20/09/2000 tarihinde yürürlükte bulunan 6762 sayılı TTK’nın 405/2. maddesi uyarınca sermaye olarak şirkete verilenin istenemeyeceği gerekçesiyle, davanın reddine karar verilmiş olması doğru olmamıştır.
Bu itibarla, mahkemece, davanın yukarıda belirtilen şekilde nitelendirilerek, tarafların bu yolda gösterdikleri delillerin tümüyle toplanması, özellikle .. Grubu şirketleri ve yöneticileri tarafından hileli işlemlerle davacının zararına sebebiyet verildiği ve kendisine haksız fiilde bulunulduğu iddiasıyla bu davanın açıldığı gözetilerek davacının delil olarak dayandığı SPK, MASAK ve TBMM Araştırma Komisyonu raporları ve olay tarihinde yürürlükte bulunan 6762 sayılı TTK’nın 336/5, 321, 818 sayılı BK’nın 50 ve 51. maddeleri uyarınca bir değerlendirme yapılarak özellikle davalı D.. U..’ın hem paranın yatırıldığı yabancı şirketin hem de Türkiye’deki grup şirketlerinin yöneticisi olduğu nazara alınmak suretiyle haksız fiil olgusunun değerlendirilmesi, tarafların hukuki durumunun da davacının dayandığı tüm deliller toplandıktan sonra anılan yasa hükümleri uyarınca incelenip tartışılması, davacının yabancı uyruklu şirkete ortaklığının gerçekleşip gerçekleşmediği, söz konusu ortaklığın gerçek hak sahipliği doğuran niteliği bulunup bulunmadığı değerlendirilip, öncelikle davacı ve davalılar ile dava dışı yabancı şirket arasındaki hukuki ilişkinin netlikle belirlenmesi, davacının yabancı şirkete ortak olmadığı sonucuna ulaşması halinde, davacının parasının yabancı şirket veya Türk
Şirketlere verilmesi olgusunda davalı şirketler ve yöneticilerinin ne gibi bir rolü bulunduğunun, ileri sürülen kanıtlar çerçevesinde ve gerektiği takdirde davalı şirketler ve grup şirketlerinin kayıtları üzerinde aralarında şirketler hukuku ve sermaye piyasası konusunda uzmanların bulunduğu bilirkişi heyeti marifetiyle yaptırılacak kapsamlı bir inceleme suretiyle ele alınıp varsa sorumluluklarının saptanması, bu suretle davacının iradesinin ileri sürüldüğü gibi davalılarca fesada uğratılmak suretiyle haksız bir fiile maruz bırakılarak parasının alındığı ve iade edilmediği yolundaki iddiasının tatminkar bir biçimde araştırılarak sonucuna göre bir karar verilmek üzere yerel mahkeme kararının davacı lehine bozulmasına karar vermek gerekmiştir.
Öte yandan, olay tarihinde yürürlükte bulunan 6762 sayılı TTK’nın 336. maddesi uyarınca davalı D.. U.. hakkındaki davanın pasif husumet yokluğundan yazılı gerekçeyle reddi de doğru değildir. Zira, 6762 sayılı TTK’nın 336/5. maddesinde tarif edilen gerek kanunların gerekse sözleşmelerin kendisine yüklediği sair vazifelerin kasten ve ihmal neticesi yapılmaması, TTK’nın 321/son maddesinde de, temsile ve idareye salahiyetli olanların vazifelerini yaptıkları sırada işledikleri haksız fiillerden anonim şirketin sorumlu olacağı hükme bağlandığından davalı D.. U..’ın da davalı şirketlerin yönetim kurulu başkanı olarak gerek MK’nun 50. maddesi gerekse de TTK’nın 321/son maddesi uyarınca zarardan sorumlu tutulabileceği ve bu nedenle kendisine husumet yöneltilebileceği gözetilmeksizin bu davalı yönünden dahi pasif husumet yokluğu nedeniyle davanın reddine karar verilmesi doğru olmayıp bozmayı gerektirmiştir.
SONUÇ: Yukarıda açıklanan nedenlerle, davacı vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile hükmün davacı yararına BOZULMASINA, ödediği temyiz peşin harcın isteği halinde temyiz edene iadesine, 01/12/2014 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.