YARGITAY KARARI
DAİRE : 11. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2014/15284
KARAR NO : 2015/11120
KARAR TARİHİ : 27.10.2015
MAHKEMESİ : KONYA 2. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ
TARİHİ : 08/07/2014
NUMARASI : 2013/160-2014/177
Taraflar arasında görülen davada Konya 2. Asliye Ticaret Mahkemesi’nce verilen 08/07/2014 tarih ve 2013/160-2014/177 sayılı kararın duruşmalı olarak incelenmesi davalı vekili tarafından istenmiş olup, duruşma için belirlenen 27/10/2015 günü hazır bulunan davacı vekili Av. H.. D.. ile davalı vekili Av. M.. G.. dinlenildikten sonra duruşmalı işlerin yoğunluğu ve süre darlığından ötürü işin incelenerek karara bağlanması ileriye bırakıldı. Tetkik Hakimi tarafından düzenlenen rapor dinlenildikten ve yine dosya içerisindeki dilekçe, layihalar, duruşma tutanakları ve tüm belgeler okunup incelendikten sonra işin gereği görüşülüp, düşünüldü:
Asıl ve birleşen davada davacı vekili, davalının, müvekkili şirketin ortağı ve münferiden şirketi temsile yetkili müdürü iken 04.06.2009 tarihli hisse devir sözleşmesi ile hisselerini dava dışı kişiye devrederek ortaklıktan ve müdürlükten ayrıldığını, hisse devir sözleşmesinde, davalının şirket adına imzaladığı ve şirket tarafından ödenmesi gereken kambiyo senetleri ile banka teminat mektuplarının dökümünün gösterildiğini, yine sözleşmeye, devir tarihinden önceki dönemde davalının şahsı ile ilgili yapmış olduğu işler nedeniyle şirket adına verilmiş olan çek ya da senetlerden dolayı diğer ortağın her hangi bir sorumluluğunun olmadığına, bu evrak ile ilgili bir işleme maruz kalınması halinde ihtarata gerek kalmaksızın söz konusu borcun davalı tarafından ödeneceğine ilişkin hüküm konulduğunu, bunun dışında davalı ile müvekkili şirket arasında 16.07.2009 tarihli ibraname başlıklı belgenin düzenlendiğini, burada da davalının, gerek şirkette yetkili olduğu döneme ilişkin gerekse sonrasında yetkili olarak imzaladığı borçlandırıcı tüm senet, çek vb. evraktan dolayı şirket ve ortaklarının hiç bir şekilde sorumlu olmayacaklarını kabul ve taahhüt ettiğini, daha sonra davalının kardeşi Nejmi Kaya’nın, müvekkili şirket adına davalı tarafından keşide edilmiş 30.01.2009 keşide, 30.03.2010 vade tarihli bonoya dayalı olarak takip başlattığını, davalının, ortaklıktan ayrıldıktan sonra şirket adına geçmiş tarihli bono düzenleyerek kardeşi N.K.’ya verdiğini anladıklarını, haciz uygulanmasını önlemek için adı geçen alacaklı ile müvekkili arasında 16.07.2010 tarihli protokolün imzalandığını, bu protokole göre icra takibine konu bono karşılığında alacaklıya 7 adet bononun verildiğini ancak gerçekte bir borç bulunmadığından söz konusu bonolar nedeniyle borçlu olunmadığının tespitine ilişkin dava açtıklarını, bu davanın reddedildiğini, söz konusu bonolardan ikisinin alacaklısına ödendiğini, davalının imzaladığı 04.06.2009 ve 16.07.2009 tarihli belgeler karşısında ödenen bono bedellerinden sorumlu bulunduğunu ileri sürerek, her bir davada ayrı ayrı 100.000 TL’nin faizi ile birlikte davalıdan tahsiline karar verilmesini talep ve dava etmiş, asıl davada 06.09.2013 tarihli ıslah dilekçesi ile yargılama sırasında ödenen 118.000 TL’nin de tahsili talep edilmiştir.
Asıl ve birleşen davada davalı vekili, müvekkilinin kardeşinin davacı şirkete 750.000 TL civarında ödünç para verdiğini, bunun karşılığında adı geçene müvekkilinin, davacı şirketin yöneticisi iken 696.543 TL bedelli bononun verdiğini, vadesinde ödenmemesi nedeniyle bononun icraya konulduğunu, 16.07.2010 tarihinde düzenlenen protokol ile borcun vadelendirildiğini ve alacaklıya 7 adet bononun verildiğini, bu protokolde davacı söz konusu bonoya dayalı tüm haklarından feragat ettiğinden işbu davayı açamayacağını, davacının dayandığı 16.07.2009 tarihli ibranamenin tarihinin aslında 16.07.2010 olduğunu, maddi hata sonucu 2010 yerine 2009 yazıldığını, bu ibranamenin dava konusu bonoları kapsamadığını, 04.06.2009 tarihli hisse devir sözleşmesinin içeriğinde de dava konusu bonolardan bahsedilmediğini savunarak, asıl ve birleşen davanın reddine karar verilmiştir.
Mahkemece, iddia, savunma ve tüm dosya kapsamına göre, 16.07.2009 tarihli ibraname başlıklı belgede davalının, davacı şirketteki hisselerini devrederken kendisinin şirket adına imzaladığı tüm çek ve senetleri belirttiği, bunların dışında bir belge çıkarsa bundan sorumlu olmayı kabul ettiği, davalı tarafça bu belgenin 2010 tarihli olduğu savunulmuş ise de bu hususun sonuca etkili olmadığı, davalının, davacı şirket adına düzenleyip kardeşine verdiği 30.01.2009 keşide tarihli bonodan, taraflar arasında düzenlenen yazılı belgelerde hiç bahsedilmediği, oysa söz konusu bonodan daha düşük bedelli diğer kambiyo evrakının ise bu belgelerde açıkça zikredildiği, buradan hareketle işbu bononun davalının ortaklıktan ve yöneticilikten ayrıldığı tarihten sonra eski tarihli olarak keşide edildiği kanaatine varıldığı, bu bononun icra takibine konu edilmesi karşısında davacının, dava dışı alacaklı ile düzenlediği protokolle borcu vadelendirdiği ve alacaklıya 7 ayrı bono verdiği, bunlardan asıl ve birleşen davaya konu edilen iki adedinin ödendiği, davacı şirketi açıklanan şekilde zarara sokan davalının bu bedellerden sorumlu bulunduğu gerekçesiyle asıl ve birleşen davanın kabulüne karar verilmiştir.
Kararı, davalı vekili temyiz etmiştir.
Dava dosyası içerisindeki bilgi ve belgelere, mahkeme kararının gerekçesinde dayanılan delillerin tartışılıp, değerlendirilmesinde usul ve yasaya aykırı bir yön bulunmamasına göre, davalı vekilinin tüm temyiz itirazları yerinde değildir.
SONUÇ: Yukarıda açıklanan nedenlerden dolayı, davalı vekilinin bütün temyiz itirazlarının reddiyle usul ve kanuna uygun bulunan hükmün ONANMASINA, takdir olunan 1.100 TL duruşma vekalet ücretinin davalıdan alınarak davacıya verilmesine, aşağıda yazılı bakiye 10.247,00 TL temyiz ilam harcının temyiz edenden alınmasına, 27/10/2015 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.