YARGITAY KARARI
DAİRE : 11. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2014/15725
KARAR NO : 2015/4381
KARAR TARİHİ : 30.03.2015
MAHKEMESİ :TİCARET MAHKEMESİ
Taraflar arasında görülen davada Antalya (Kapatılan) 6. Asliye Ticaret Mahkemesi’nce verilen 17/07/2013 gün ve 2012/75-2013/247 sayılı kararı bozan Daire’nin 26/03/2014 gün ve 2013/16807-2014/5842 sayılı kararı aleyhinde davacı vekili tarafından karar düzeltilmesi isteğinde bulunulmuş ve karar düzeltme dilekçesinin süresi içinde verildiği anlaşılmış olmakla, dosya için düzenlenen rapor dinlenildikten ve yine dosya içerisindeki dilekçe, layihalar, duruşma tutanakları ve tüm belgeler okunup, incelendikten sonra gereği görüşülüp düşünüldü:
Davacı vekili, davacının, davalıların yöneticisi olduğu dava dışı anonim şirkete portakal sattığını, ancak bir kısım bedelini tahsil edemediğini, alacağın tahsili için başlattıkları icra takibine itiraz ediliğini ve itirazın iptali davasında takip miktarı kadar dava dışı şirketten alacaklı olduklarının tespit edildiğini, davalıların şirket adına aldıkları portakalı şahısları için kullandıklarını ve satış bedellerini şirkete intikal ettirmediklerini, davalıların şirketi kötü yöneterek faaliyetine son vermesine sebep olduklarını, bu nedenle müvekkilinin alacağını şirketten tahsil edemediğini ileri sürerek şimdilik 12.000 TL’nin faiziyle tahsilini talep ve dava etmiştir.
Davalılar vekili, zaman aşımı def’inde bulunmuş, esasa yönelik olarak da, müvekkillerinin davacının alacağından sorumlu bulunmadığını savunarak davanın reddini istemiştir.
Mahkemece, davanın kabulüne dair verilen karar davalılar vekilinin temyiz istemi üzerine Dairemizce bozulmuştur.
Bu kez davacı vekili karar düzeltme isteminde bulunmuştur.
Yargıtay ilamında benimsenen gerektirici sebeplere göre, davacı vekilinin HUMK’nın 440. maddesinde sayılan hallerden hiçbirini ihtiva etmeyen karar düzeltme isteğinin reddi gerekir.
SONUÇ: Yukarıda açıklanan nedenlerden dolayı, davacı vekilinin karar düzeltme isteğinin HUMK’nın 442. maddesi gereğince REDDİNE, aşağıda yazılı bakiye 05,20 TL karar düzeltme harcının ve 3506 sayılı Yasa ile değiştirilen HUMK’nın 442/3. maddesi hükmü uyarınca takdiren 251,00 TL para cezasının karar düzeltilmesini isteyenden alınarak hazineye gelir kaydedilmesine, 30/03/2015 tarihinde oyçokluğuyla karar verildi.
Dosya kapsamına göre, davacının davalıların yönetim kurulu üyeleri ve başkan oldukları … Tarım Ürünleri Turizm San. Tic. A.Ş’ne 11.11.2005 – 05.01.2006 tarihleri arasında portakal ürünü sattığı, bedelin ödenmemesi üzerine şirket hakkında Antalya 1. Asliye Ticaret Mahkemesi’nin 2007/9 E. sayılı, Antalya 2. Ticaret Mahkemesi’nin 2009/223 E sayıda kayıtlı davalar açıldığı, bu davaların kabul ile sonuçlandığı, ilamların Antalya 3. İcra Müdürlüğü 2006/14544 E. sayılı, 9. İcra Müdürlüğü’nün 2010/25591 Esas sayılı dosyalarında takibe konulduğu, ancak alacağın tahsil edilmediği ve halen davacının 65.210,33 TL alacaklı olduğu anlaşılmaktadır.
Davacı işbu davasında davalı yöneticilerin satış bedelerini şirket defterlerine işlemedikleri, haricen satıp kendileri adına kullandıkları, şirket mallarının kaçırıldığını ileri sürerek, davacıyı zarara uğrattıkları iddiasına dayandırmıştır.
Mahkemece de dosya üzerinden bilirkişi incelemesi yaptırılmış, bilirkişiler Mali Müşavir… ile Av. … tarafından düzenlenen 30.04.2013 tarihli raporda, dava dışı şirket defterleri üzerinde yapılan incelemelerden, teslim edilen malların şirket defterlerine kaydedilmediği, davacının 65.210,33 TL alacaklı olup, alacağın tahsil edilemediği, davalıların davacının zarara uğradığı dönemde şirket yönetiminde bulunmaları nedeni ile davalıların zararından karine olarak sorumlu olacaklarından, zararın doğmasında kusurun kendilerinde olmadığı hususunu isbat külfeti kendilerine düştüğü sonucuna varılmıştır.
Bilirkişiler işbu dosyada, dosya üzerinden inceleme yapmışlar, mahkemece dava dışı şirket defterlerin ibrazı hususunda davetiye tebliğine rağmen şirket ve yönetici taraflar şirkete ait defter ve belgeleri ibraz etmedikleri de dosya kapsamından anlaşılmıştır.
Ticaret Kanunu 125. maddesine göre Ticaret Şirketleri Tüzel Kişiliği haizdir. Ticaret şirketleri, Türk Medeni Kanunu’nun 48’inci maddesi çerçevesinde bütün haklardan yararlanabilir ve borçları üstlenebilirler. Bu husustaki kanuni istisnalar saklıdır. Ticaret ortaklıkları tüzel kişiliğe sahip olduklarına göre, ortaklık malvarlığının sahibi tüzel kişidir. Aktif ve pasif dava ehliyetine sahip olan tüzel kişidir. Bunun istisnaları K.O’larda, ortakların şahsi mallarına ihtiyati haciz konulabilmesidir. (TK. m. 237) Ayrıca ortaklık aleyhine alınmış olan ilam, takip semeresiz kalıp veya K.O’da herhangi bir sebeple sona ermiş bulunursa, “yalnız ortaklık aleyhine” alınmış olmasına rağmen, ortaklar hakkında da icra edilir. (TK. m. 238) Ayrıca tek pay sahipli anonim ortaklık ile tek ortaklı limited ortaklarda pay sahibi/ortak ile tüzel kişinin malvarlıklarının ayrılığı ilkesi emredici bir hüküm haline gelmiş, (TK.m 372, 629) aksi halde perdenin kaldırılması davasının ikamesinin açılmasına imkan verilmiştir. Türk mevzuatındaki bu istisnai hükümler, genel olarak hemen hemen tüm modern hukuklarda, öğretide ve içtihatlarda gittikçe netleşen ve ilkeleri hukuk kuralları haline dönüşen bir kuramın yerleşmesi sonucunu doğurmuştur. Bu kuram perdeyi kaldırmak (lifting the veil) diğer bir ifadeyle, hakkaniyet ve hükümlerin gaye ve ruhunun gerektirdiği anda, tüzel kişilik perdesi arkasına sığınmış tek veya büyük ortağa giderek, onun bu perdeden haksız yere faydalanmasını, sorumluluktan, dolayısıyla takipden kurtulmasını önlemektir. Kural tüzel kişilik ile, tek veya büyük ortağın malvarlıklarının ayrı olduğu temelinin yıkılmasıdır. Perdenin kaldırılmasında genel hukuki dayanak tüzel kişiliğin kötüye kullanılması sebebiyle Medeni Kanun’un 2. Maddesidir. Ancak ayrılık ilkesi ihlal edilmişse ayrıca Medeni Kanun’un 2. Maddesi testi yapılmasına da gerek yoktur. Perde kaldırılır. (Poroy/ … Ortaklıklar Hukuku 1, 13. baskı sahife 89-90) Aynı konuda (bkz. .., Tüzel Kişilik Perdesinin Aralanması Teorisi 1. Uluslarlarası Ticaret Hukuku Sempozyumu, “Tüzel Kişilik Perdesinin Aralanması”, 2 Şubat 2008, Sh. 147; …., Türk Medeni Hukukunda Tüzel Kişiler, İst. 1995, Sh. 16 ve 18.)
Sorun tüzel kişilik haklarının kullanılmasına “nereye kadar izin verilmesi gerektiği” noktasında toplanmaktadır. Doktrindeki hakim kanaat, tüzel kişilik kalkanının kullanılmasına, açıkça hakkın kötüye kullanıldığının (MK. 2. maddesi anlamında) ve adalet duygusunun zedelendiğinin tesbit edildiği anlarda artık, tüzel kişilik kalkanına izin verilmemesi ve kalkanın kaldırılması gerektiği yönündedir. Diğer bir ifadeyle, yükümlülük ve borçtan kurtulmak için tüzel kişilik bir araç olarak kullanılıyorsa, artık perde kaldırılmalıdır. (…. Anonim Şirketlerde Tüzel Kişilik Perdesinin Kaldırılması Meselesi Hakkında İsviçre Federal Mahkemesi Kararları Işığında Düşünceler 1. Uluslararası Ticaret Hukuku Sempozyumu, “Tüzel Kişilik Perdesinin Aralanması,” 2 Şubat 2008 S.256)
Tüzel kişilik perdesinin kaldırıldığı haller şu şekilde sıralanabilir; a) Tüzel kişi ile ortakların alanlarının organizasyon ve malvarlığı bakımından birbirine karışması, b) Yetersiz sermaye, c) Kuramsal kötüye kullanma, d) Yabancı yönetim, e) Çapraz olarak perdeyi kaldırarak sorumlu tutma. (….Şirketler Hukuk ve İcra İflas Hukuku İlkeleri Karşısında Borçlu Şirketin Alacaklarının Hakim Ortağa Karşı Korunması (1. Uluslararası Ticaret Hukuku Sempozyumu, “Tüzel Kişilik Perdesinin Aralanması”, 2 Şubat 2008, s. 205. Sağlam İpek, “Tüzel Kişilik Perdesinin Aralanması”, 2 Şubat 2008 s. 157 vd.)
Bu açıklamalardan sonra, somut dosyaya bakıldığında, davalıların aldığı malların defter kayıtlarında olmadığı, davalıların şirket adına aldıkları ürünleri haricen sattıkları, satış bedellerini şahsi işlerinde kullandıkları bilirkişi raporlarından anlaşılmaktadır. Bu durumda tüzel kişi ile ortakların alanlarının organizasyon ve malvarlığı bakımından birbirine karıştığı sabit olmuştur.
Diğer taraftan, davalılar ekonomik kriz nedeniyle zarar ettiklerini savunmuşlardır. Ancak, mahkemece bilirkişi incelemesi yapılmadan önce şirket defterleri ve belgeler istendiği halde ibraz edilmemiştir. Şeffaflık ve hesap verilebilir olma şirketler hukukunun temel prensiplerindendir. Sadece bu lazimeye uyulmaması dahi perdenin kaldırılmasını gerektirir.
Sonuç olarak, davalılar aldığı ürün bedellerini defterlerine kaydetmemişler şahsi işlerinde kullanmışlar, şirketi şeffaf ve hesap verebilir bir şirket olarak idare etmemişler ve davacının zararına sebebiyet vermişlerdir. Bu zarar ayrıca doğrudan zarardır. Bu durumda şirket kalkanından istifade etmeleri mümkün değildir. Mahkemece davanın kabulüne karar verilmesinde bir isabetsizlik bulunmamaktadır. Bu nedenle sayın çoğunluk görüşüne katılmıyorum.