YARGITAY KARARI
DAİRE : 11. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2014/16122
KARAR NO : 2015/3364
KARAR TARİHİ : 11.03.2015
MAHKEMESİ :TİCARET MAHKEMESİ
Taraflar arasında görülen davada İstanbul (Kapatılan) 36. Asliye Ticaret Mahkemesi’nce verilen 08/07/2014 tarih ve 2013/276-2014/173 sayılı kararın Yargıtayca incelenmesi davalı vekili tarafından istenmiş ve temyiz dilekçesinin süresi içinde verildiği anlaşılmış olmakla, dava dosyası için Tetkik Hakimi … tarafından düzenlenen rapor dinlendikten ve yine dosya içerisindeki dilekçe, layihalar, duruşma tutanakları ve tüm belgeler okunup, incelendikten sonra işin gereği görüşülüp, düşünüldü:
Davacı vekili, müvekkilinin Ankara Barosuna bağlı olarak serbest avukatlık yaptığını, mesleki tazminat sorumluluğunun davalı şirket nezdinde sigorta ettirildiğini, davalı şirketin, 03.05.2010 tarihli, 171211710 numaralı poliçe ile müvekkilinin risklerini Mesleki Sorumluluk Sigortası kapsamında sigortaladığını, bu poliçenin 2011 ve 2012 yıllarında yenilenerek kesintisiz olarak devam ettirildiğini, müvekkilinin avukat olarak vekalet görevini yürüttüğü …. unvanlı bir şirketin müvekkili aleyhine tazminat davası açtığını, davanın mesleki sorumluluk nedeniyle açıldığını, hasar ihbarını alan davalı şirket, müvekkiline muhatap ihtarnamesi ile cayma hakkını kullandığını bildirdiğini ve gerekçe olarak, Mesleki Sorumluluk Sigortası Genel Şartları C-2 maddesine dayandığını; “sözleşme yapılırken beyan edilmesi zorunlu hususların beyan edilmemiş olduğunu” iddia ettiğini, davalı şirketin dayandığı Genel Şartlar C-2 hükmüne göre davalı şirketin cayma hakkını elde edebilmesi için davacı tarafından bir beyanda bulunulmuş olması ve bu beyanın da yanlış ve eksik olması gerektiğini, davalı şirket tarafından müvekkiline bu konuyla ilgili herhangi bir soru sorulmadığını, anılan kuralın sonuç doğurabilmesi için sigortacının soru sorması ve bu sorunun hiçbir tereddüte yer vermeyecek bir biçimde açık olması, bu soruya sigorta ettirenin- sigortalının cevap vermesi ve bu cevap verme sürecinde yanlış ya da eksik cevap vermesi gerektiğini, böyle bir durum olmadığına göre sigortacının hasar ortaya çıktıktan sonra böyle bir beyanda bulunmasının hakkın suistimalini teşkil ettiğini ve dolayısıyla davalı şirketin Genel Şartlar C-2 maddesine dayalı olarak cayma hakkını kullanmasının hukuka ve sözleşme şartlarına aykırı olduğunu belirterek, davalı şirketin cayma beyanının hukuka aykırı ve bu çerçevede taraflar arasına münakit 2010, 2011, 2012 yılları sigorta sözleşmelerinin geçerli olduğunun tespitine karar verilmesini talep ve dava etmiştir.
Davalı vekili, davacının aynı konuda eda davası açma hakkı varken bu davayı açmasında hukuki yararının bulunmadığını savunarak, davanın reddini istemiştir.
Mahkemece, iddia, savunma ve tüm dosya kapsamına göre, davacı aleyhine açılan tazminat davasının varlığı karşısında bu davada davacının hukuki yararının bulunduğu, davalı tarafından kullanılan cayma hakkının Mesleki Sorumluluk Sigortası Genel Şartları C.3. ve TTK’nın 1440/2. maddesi gereğince 15 günlük süresi içerisinde kullanılmadığı, anılan genel şart hükmüne nazaran hangi zorunlu hususlarda davacı tarafından beyan yükümlülüğüne uyulmadığının da davalı tarafça somut olarak ortaya konulamadığı gerekçesiyle davanın kabulü ile davalı sigorta şirketinin, taraflar arasında yapılan 03.05.2010 tarih ve 171211710-7 nolu ve 2011 ve 2012 yıllarında da yenilenen sözleşmelere yönelik cayma beyanının geçersiz olduğunun ve buna göre poliçelerin geçerliliğinin tespitine karar verilmiştir.
Karar, davalı vekili tarafından temyiz edilmiştir.
Mahkemece, cayma hakkının kullanılma süresinin geçtiğine dair gerekçesi ve cayma hakkı süresini olay tarihinden sonra yürürlüğe giren Mesleki Sorumluluk Sigortası Genel Şartları hükümlerine göre inceleyip değerlendirmesi doğru değil ve poliçe ile olay tarihinde yürürlükte olan Mesleki Sorumluluk Sigortası Genel Şartları’nın zarar ve tazminat bölümünün B.C.2. maddesine göre, cayma hakkının kullanım süresi 1 ay ise de; mahkemenin yerinde olan diğer gerekçeleri ve poliçenin düzenlenme tarihinde cayma hakkına konu açılmamış sayılma kararının henüz kesinleşmemiş olmasına ve davacıya karşı açılan tazminat davasının da, o tarihte henüz açılmamış olmasına göre, davalı vekilinin tüm temyiz itirazlarının reddi ile kararın onanması gerekmiştir.
SONUÇ :Yukarıda açıklanan nedenlerle davalı vekilinin tüm temyiz itirazlarının reddi ile kararın ONANMASINA, aşağıda yazılı bakiye 2,50 TL temyiz ilam harcının temyiz edenden alınmasına, 11/03/2015 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.