YARGITAY KARARI
DAİRE : 11. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2014/16860
KARAR NO : 2015/3317
KARAR TARİHİ : 11.03.2015
MAHKEMESİ :TİCARET MAHKEMESİ
Taraflar arasında görülen davada Ankara (Kapatılan) 13. Asliye Ticaret Mahkemesi’nce verilen 17.09.2013 tarih ve 2011/439-2013/241 sayılı kararın Yargıtayca incelenmesi davacı vekili tarafından istenmiş ve temyiz dilekçesinin süresi içinde verildiği anlaşılmış olmakla, dava dosyası için Tetkik Hakimi … tarafından düzenlenen rapor dinlendikten ve yine dosya içerisindeki dilekçe, layihalar, duruşma tutanakları ve tüm belgeler okunup, incelendikten sonra işin gereği görüşülüp, düşünüldü:
Davacı vekili, davacının, davalı şirketin hissedarı olduğunu ve davalı şirketin sermaye borcunun dışında şirket adına yaptığı ödemeler nedeniyle şirketten alacaklı bulunduğunu, bu alacağının 16.08.2003 tarihinde diğer şirket ortaklarının imzaladığı protokolle de kabul edildiğini, alacağının ödenmesini talep ettiğini ancak ödeme yapılmadığını; bunun üzerine alacağını tahsil için başlattıkları icra takibine haksız ve kötüniyetli olarak itiraz ettiğini ileri sürerek itirazın iptali ile % 40 icra inkar tazminatının tahsilini talep ve dava etmiştir.
Davalı vekili, davalı şirketin davacıya borcu bulunmadığını savunarak davanın reddini istemiştir.
Mahkemece iddia, savunma, benimsenen bilirkişi raporu ve tüm dosya kapsamına göre; davacının davalı şirket alacağı olduğunu ispatlayamadığı, 16.08.2003 tarihli protokolde alacağı olduğu düznelnmişse de bu dönemde davacının aynı zamanda şirketin mali müşaviri olduğu, alacağına dair belgelerin bulunmadığı gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir.
Kararı, davacı vekili temyiz etmiştir.
Dava, davalı şirketin ortağı olan davacının, davalı şirket adına yaptığı ödemeler nedeniyle şirketten alacaklı olduğu iddiasına dayalı işbu alacağın davalı şirketten tahsili için başlatılan icra takibine vaki itirazın iptali istemine ilişkindir. Davacı davada, dava konusu olan alacağının 16.08.2003 tarihinde davacı dışındaki tüm ortaklarca imzalanan protokolle kabul ediliğini ileri sürmüş, anılan protokol ve eklerini dosyaya ibraz etmiştir. Dosyada bulunan bu protokolün incelenmesinde, protokolün başlık kısmında “16.08.2003 tarihine kadar yapılan hesaplamalar sonucunda …’in TL cinsinden ve ithalat için $ cinsinden Demo Ltd Şti adına yapmış olduğu ödemelerin diğer şirket ortaklarınca kabul ve onaylandığına belgeleyen protokol” ibaresinin bulunduğu, davacı tarafından davalı şirket adına yapılan TL cinsinden ödemelerin 17.848,15 (17.848.150.000TL), $ cinsinden yapılan ödemlerin ise 7000 olduğu ve bu ödemelerin diğer ortaklarca kabul edildiği düzenlendiği ve davacı dışındaki diğer tüm ortakların imzasının bulunduğu, yine davacının davalı şirket adına TL ve $ cinsinden yaptığı ödemelerin ne sebeple ve hangi tarihte yapıldığın gösterir belgelerde de bu ödemelerin şirket adına davacı tarafından yapıldığının diğer şirket ortaklarınca kabul edildiği belirtilmiş olup bu belgelerinde diğer ortaklarca imzalandığı anlaşılmaktadır.
Davacı yargılama sırasına işbu dava ile birleşen ve hükümle birlikte tefrik edilen Ankara 9. Asliye Ticaret Mahkemesi’nin 2005/299 esas sayılı dava dosyasında, şirketten alacaklı olduğunu ileri sürmüş bu davadaki alacağını dayanağı olarak davalı şirket kayıtlarına ve davacının alacaklı olarak yer aldığı davalı şirket müdürünün imzasının da bulunduğu tahsilat makbuzlarına dayanmıştır. Mahkemece hükme esas alınan bilirkişi raporunda birleşen dava yönünden, davacının davalı şirket defterlerine göre 18.496,32 TL alacaklı olduğu, davalı şirket defterlerindeki davacıyı alacaklı gösteren kayıtların, 31.12.2003 ve 31.12.2004 tarihli asıl davada davacının dayandığı protokolün 16.08.2003 tarihli olduğu bu nedenle davalı defterlerinin protokole göre öncelikli delil olması gerektiğini bildirmişlerdir. Davacı da rapora kaşı itirazında asıl ve birleşen davanın konularının farklı olduğunu belirtmiştir. Gerçekten de asıl davada davacı alacağı,davalı şirket adına yaptığı ödemelerden kaynaklanıp, bu davada davacı, davalı şirket adına yaptığı ödemelerin diğer ortaklarca kabul edildiğine dair 16.08.2003 tarihli protokole dayanmış, birleşen davada ise davacının alacağı cari hesap alacağından kaynaklanıp, bu davada davacı davalı şirkete verdiği paralara ilişin şirkete ait tahsilat makbuzlarına ve davalı şirket kayıtlarına dayanmıştır. Asıl davada dava konusu olan protokol de belirtilen davacı tarafından dava dışı şirket adına yapılan ödemelerin davalı şirket defterlerinde kayıtlı olmadığı hususunda taraflar arasında bir uyuşmazlık yoktur. Bu durum kural olarak davacı dışındaki tüm ortakların imzasının bulunduğu içeriği yukarıda detaylı açılanan protokolün davalı şirket defterleri karşında delil olarak nazara alınamayacağı sonucunu doğurmaz. Esasen hükme esas alınan bilirkişi raporunda da temel olarak bu protokolün nazara alındığı belirtilmekle beraber yukarıda bahsedildiği gibi, protokol karşında davalı şirket defterlerinin öncelikli delil olarak kabul edilmesi gerektiği bildirilerek çelişki yaratılmıştır.
Bu itibarla, mahkemece asıl davada dava konusunun 16.08.12003 tarihli protokol ve eklerinde belirtilen davacının davalı şirket adına yaptığı ödemeler olduğu, nazara alınarak tarafların iddia ve savunmalarının buna göre değerlendirilip oluşacak bir karar vermek gerekirken yazılı şekilde asıl davanın reddine karar verilmesi doğru olmamış kararın bu nedenle davacı yararına bozulmasına karar vermek gerekmiştir.
SONUÇ: Yukarıda açıklanan nedenlerle davacı vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile kararın davacı yararına BOZULMASINA, ödediği temyiz peşin harcın isteği halinde temyiz edene iadesine, 11/03/2015 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.