Yargıtay Kararı 11. Hukuk Dairesi 2014/183 E. 2014/10951 K. 09.06.2014 T.

YARGITAY KARARI
DAİRE : 11. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2014/183
KARAR NO : 2014/10951
KARAR TARİHİ : 09.06.2014

MAHKEMESİ : İZMİR 11. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ
TARİHİ : 05/02/2013
NUMARASI : 2012/401-2013/59

Taraflar arasında görülen davada İzmir 11. Asliye Ticaret Mahkemesi’nce verilen 05.02.2013 tarih ve 2012/401-2013/59 sayılı kararın Yargıtayca incelenmesi davacı vekili ve davalı S..-A.. Nak. ve Tic. A.Ş. vekili tarafından istenmiş ve temyiz dilekçesinin süresi içinde verildiği anlaşılmış olmakla, dava dosyası için Tetkik Hakimi tarafından düzenlenen rapor dinlendikten ve yine dosya içerisindeki dilekçe, layihalar, duruşma tutanakları ve tüm belgeler okunup, incelendikten sonra işin gereği görüşülüp, düşünüldü:
Davacı vekili, müvekkilinin Nakliyat E.. Sigorta Poliçesi ile sigortaladığı emtianın S.. A.. A.Ş’nin asıl taşıyan, K.. D.. Uluslararası Taş. ve Tic. Ltd. Şti’nin alt taşıyan sıfatıyla davalılar tarafından taşındığını, emtianın tahliyesi esnasında hasarlı olduğunun tespit edilip buna ilişkin tutanak düzenlendiğini ileri sürerek sigortalıya ödenen 5.653,00 TL hasar tutarının 26.10.2011 tarihinden itibaren avans faizi ile birlikte davalılardan müştereken ve müteselsilen tahsilini talep ve dava etmiştir.
Davalı K.. D.. Uluslararası Taş. ve Tic. Ltd. Şti. vekili, dava dilekçesinde belirtilen taşımanın müvekkiline ait araçla yapıldığını, yüklenen mallara araçta bir müdahalenin söz konusu olamayacağını, ekspertizin hasarın elleçleme esnasında meydana geldiğini belirttiğini, yükleme ve boşatma müvekkilince yapılmadığından bu esnada meydana gelen hasarda sorumluluklarının bulunmadığını savunarak davanın reddini istemiştir.
Davalı S.. A.. Nakl. ve Tic. A.Ş. vekili, taşımanın fiilen diğer davalı tarafından yapıldığını, malların parsiyel olarak yüklendiğini, hasarın taşımanın hangi aşamasında meydana geldiğinin belli olmadığını, ambalajlamanın gönderen tarafından yapıldığını, CMR Konvansiyonu’na Göre sorumluluklarının sınırlı olduğunu savunarak davanın reddini istemiştir.
Mahkemece, iddia, savunma, bilirkişi raporu ve tüm dosya kapsamına göre, davanın CMR Konvansiyonu hükümlerine göre çözümlenmesi gerektiği, sigorta tazminatını dava dışı sigortalıya ödeyen davacının zarar sorumlusuna rücu davası açmakta hakkının bulunduğu, fiili ödeme tarihi itibariyle halefiyet hakkının doğduğu, CMR Konvansiyonu hükümlerine göre taşıyıcı S.. A.. Nakl. ve Tic. A.Ş’nin sorumlu olduğunu, CMR Sözleşmesi’nde taraf olmayan alt taşıyıcının ise davacıya karşı bir sorumluluğunun bulunmadığı gerekçesiyle davanın davalı S.. A.. Nakliye ve Tic. A.Ş. yönünden kabulü ile 5.653,00 TL’nin ödeme tarihinden itibaren işleyecek avans faizi ile birlikte bu davalıdan alınarak davacıya verilmesine, davalı K.. D.. Uluslararası Taş ve Tic. Ltd. Şti. hakkındaki davanın reddine karar verilmiştir.
Kararı, davacı vekili ve davalı S.. A.. Nakl. ve Tic. A.Ş. vekili temyiz etmiştir.
1-Dava CMR Sözleşmesi’ne dayalı olarak yapılan taşımada eşyada meydana gelen hasarın sigortalıya ödenmesi üzerine ödenen hasar bedelinin üst taşıyıcı ile fiili taşıyıcıdan rücuen tahsili istemine ilişkin olup mahkemece fiili taşıyıcının CMR Sözleşmesi’nin tarafı olmadığından davacıya karşı sorumluluğunun bulunmadığı gerekçesiyle alt taşıyıcı yönünden davanın reddine karar verilmiştir. Ancak fiili taşımayı davalı alt taşıyıcı K…D. Uluslararası Nakl. Tur. Tic. Ltd. Şti’nin yaptığı uyuşmazlık dışı olup hasarın da bu davalının sorumluluğu esnasında meydana geldiği dosya kapsamından anlaşılmaktadır. Bu itibarla fiili taşıyıcı K.. D.. Uluslararası Nakl. Tur. Tic. Ltd. Şti’ye pasif husumet düşmekte olup mahkemece aksi gerekçe ile bu davalı yönünden davanın reddine karar verilmesi doğru olmamış, kararın davacı yararına bozulması gerekmiştir.
2-Davalı S.. A.. Nakliyat ve Tic. A.Ş’nin temyiz itirazlarının incelenmesine gelince, mümeyyiz davalı ile davacı arasındaki uyuşmazlık başkası hesabına yaptırılan mal sigortası nedeniyle sigortalıya ödeme yapan sigortacının sigorta ettirene rücu edebilip edemeyeceği, yani başkası hesabına sigorta ettirenin bu sigorta ilişkisinde üçüncü kişi sayılıp sayılamayacağı noktasında toplanmaktadır.
Sigortacının halefiyet dolayısı ile rücu akdin taraflarından birine karşı değil, üçüncü şahsa başvurabilme imkanı veren bir haktır. Başkası hesabına sigorta hukuki mahiyeti itibariyle üçüncü şahıs lehine sözleşmedir. Olay tarihi itibariyle uygulanması gereken 6762 sayılı TTK’da deniz sigortalarıyla ilgili olarak 1445 ve devamı maddelerinde düzenlenmiştir.
Kıyasen kara sigortalarında da uygulanan bu düzenlemelerden 6762 sayılı TTK’nın 1445/1. maddesinde sigorta sözleşmesinden kaynaklanan hakların sigortalıya ait olduğu bununla beraber poliçenin verilmesini ancak sigorta ettirenin isteyebileceği, sigorta ettirenin haklarını düzenleyen TTK’nın 1446/1. maddesinde ise sigorta ettirenin sigorta mukavelesinden sigortalı lehine doğan haklar üzerinde kendi namına tasarruf edebileceği, sigorta ettirenin poliçe elinde bulunduğu takdirde sigortalının muvafakati olmaksızın ödenecek paraları alabileceği öngörülmüştür. Bütün bu düzenlemeler başkası hesabına sigortada sigorta ettirenin sigorta sözleşmesine yabancı olmadığı ve sigortacının rücuunda üçüncü kişi sayılamayacağını göstermektedir.
6762 sayılı TTK’nın 1301. maddesine göre sigortacı sigorta bedelini ödedikten sonra hukuken sigorta ettiren yerine geçer. Sigorta ettiren kimsenin vaki zarardan dolayı üçüncü şahıslara karşı dava hakkı varsa bu hak tazmin ettiği bedel nisbetinde sigortacıya intikal eder. Burada üçüncü şahıs sigortalı ve sigorta ettiren dışındaki herkestir. Sigorta edilen menfaat gözönünde tutularak sigortalının zarara uğramasından sorumlu olan sigorta ettirene karşı sigortacının TTK’nın 1301. maddesinde öngörülen kanuni halefiyetten yararlanabileceği düşünülebilirse de üçüncü şahıs kavramı ele alındığında sigorta mukavelesini yapan ve primleri ödeyen sigorta ettirenin halefiyet konusunda üçüncü kişi sayılması mümkün değildir. (Bkz. Türkiyede Hususi Sigorta Hukuk I., Prof. Dr. Reyegan Kender Gözden Geçirilmiş 5.baskı Filiz Kitabevi İst.1995, sh.236) Yine sigorta ettiren sıfatı ile akdi yapan kişiyi, bu akit başkası menfaatine olsa dahi üçüncü şahıs haline getirmez. TTK’nın 1301. maddesine göre halefiyet dolayısı ile rücuu akdin taraflarından birine karşı değil üçüncü şahıslaradır. (Bkz. Doç. Dr. Nisim Franko Yargıtay Kararları Açısından Zararı Ödeyen Sigortacının Üçüncü Şahsa Karşı Rücu Hakkı konulu tebliğ Ticaret Hukuk ve Yargıtay Kararları Sempozyumu Bildiriler Tartışmalar Ankara 25-26. Mart.1988 sh.53) TTK’nın 1301. maddesinde açıkça sigorta bedelini ödeyen sigortacının “sigorta ettiren” kimse yerine geçeceği belirtilmiş olup sigorta ettirenin sigortacının rücuu hakkı bakımından üçüncü kişi sayılması olanağı yoktur.
Somut olayda, dava dışı eşya maliki hesabına Nakliyat Sigorta Poliçesi ile sigorta ettiren davalı S.. A.. Nakliyat ve Tic. A.Ş’nin, sigortalıya ödeme yapan davacı sigorta şirketinin ödediği sigorta bedeli bakımından sorumluluğu söz konusu olamayacağından, davanın anılan davalı yönünden reddine karar vermek gerekirken yazılı şekilde davanın sigorta ettiren davalı yönünden kabulüne karar verilmesi doğru olmamış, hükmün bu nedenle de mümeyyiz davalı yararına bozulması gerekmiştir.
SONUÇ: Yukarıda (1) nolu bentte açıklanan nedenlerle davacı vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile kararın davacı yararına, (2) nolu bentte açıklanan nedenlerle davalı S.. A.. Nakliyat ve Tic. A.Ş. vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile kararın mümeyyiz davalı yararına BOZULMASINA, ödedikleri temyiz peşin harcın istekleri halinde temyiz eden davacıya ve davalı S..-A.. Nak. ve Tic. A.Ş’ye iadesine, 09.06.2014 tarihinde oyçokluğuyla karar verildi.

KARŞI OY YAZISI

Kara sigortalarında, sigortacının halefıyetini düzenleyen 6762 sayılı TTK’nın 1301. maddesine göre, sigortacı sigorta bedelini ödedikten sonra hukuken sigorta ettiren kimse yerine geçer. Sigorta ettiren kimsenin vaki zarardan dolayı üçüncü şahıslara karşı dava hakkı varsa bu hak, tazmin ettiği bedel nispetinde sigortacıya intikal eder.
Somut olayda uyuşmazlık, davalı S.. A.. Nakliyat ve Tic. A.Ş. ile davacı sigorta şirketi arasında akdedilen başkası hesabına sigortada sigortalının davalı sigorta ettirene karşı sahip olduğu tazminat alacağının, zararını tazmin eden sigortacıya intikal edip etmeyeceği noktasındadır. Başkası hesabına sigorta, sigorta ettirenin, üçüncü kişi ya da kişilerin (sigortalı) sigortalanabilir menfaatlerini onların lehine sigortaladığı sigortalardır. Başkası hesabına sigortada, sigortalının sigorta himayesine kavuşabilmesi için bu güvencenin kaynağını teşkil eden sözleşmenin kuruluşuna iştirak etmesi şart değildir. Sigorta himayesi, başkası hesabına sigortanın BK’nın 111. maddesi anlamında üçüncü şahıs lehine sözleşme niteliği gereği sigortalının iradesinden bağımsız olarak meydana gelir. Şüphesiz, sigortalının kendi lehine oluşan edimi reddetme hakkı vardır. Başkası hesabına sigortanın söz konusu olması halinde, denizcilik rizikolarına karşı sigortalarda sigortalının uğradığı zarar, 6762 sayılı TTK’nın 1445 vd. hükümleri dairesinde giderilmesi gerekir. Söz konusu hükümler, TTK’nın 1264. maddesinin 1. fıkrası uyarınca kara Sigortalarında da kıyasen uygulanır. Buna göre, sigortalı başkası hesabına yapılan sigortada sigorta mukavelesinden doğan haklar sigortalıya aittir (TTK’nın 1445/I, c 1 maddesi). Söz konusu hüküm, sigortalının sigortacı karşısında zararının giderilmesi talebiyle ilgili olarak maddi hak sahibi olduğunu göstermektedir. Bununla birlikte, söz konusu alacağın sigortacıya karşı ileri sürülebilmesi hususunda kural olarak sigorta ettiren yetkilidir (TTK’nın 1445/11. maddesi). Bu hükme göre, sigortalı, sigorta ettirenin muvafakati olmaksızın ancak poliçe elinde bulunduğu takdirde hakları üzerinde tasarruf edebileceği gibi, bu hakları mahkemede iddia edebilir. Bu hükümler incelendiği takdirde kanun koyucunun bilinçli olarak sigorta ettiren ve sigortalı ayrımına gittiği görülmektedir. Sigorta ettirenin TTK’nın 1446. maddesi hükmü dairesinde sigortacıdan sigorta tazminatını tahsil etmesi durumunda, tahsil ettiği miktarı sigortalıya ödemek zorundadır. Sigorta ettirenin bu yükümlülüğü, sigortalı ile akdettiği sözleşme uyarınca başkası hesabına sigorta sözleşmesi akdetme yükümlülüğünden bağımsız olarak anılan hükümlerin tesis ettiği sigorta ettiren ile sigortalı arasında kanuni yedi emin ilişkisinden kaynaklanmaktadır. Şüphesiz, TTK’nın 1447. maddesi hükmü hariç-sigorta ettirenin, maddi açıdan sigortalıya ait sigorta tazminatını yedinde tutmaya yetkili olduğunu kabul etmek, zenginleşme yasağı ilkesine de aykırılık teşkil edecektir. Sigortacı, başkası hesabına sigorta sözleşmesi gereği sigortalının zararını giderecek olursa, sigorta ettirenin sorumluluk menfaatini de doğrudan doğruya güvence altına almış olmaz. Bunun sonucu olarak, başkası hesabına sigortada sigortalının sigorta ettirene karşı sahip olduğu tazminat alacağının yukarıda anılan halefıyete ilişkin hükümler dairesinde sigortacıya intikal edip etmeyeceği sorunu gündeme gelmektedir.
Başkası hesabına sigortada sigortacının sigortalıya sigorta tazminatını ödemesiyle sigortalının sigorta ettirene karşı olan tazminat alacağının sigortacıya yukarıda zikredilen halefıyet hükümleri uyarınca intikali, sigorta tazminatının ödenmesiyle malik sigortalının sigorta ettirene karşı sorumluluk hükümleri dairesinde sahip olduğu tazminat alacağının sona ereceğinden bahisle peşinen reddedilemez. Zira, 6762 sayılı TTK’nın 1301 ve 1361. maddeleri hükümleri sigortacının rücudan feragatı hariç sigortadan zarar veren şahsın yararlanamayacağı esası üzerine kaleme alınmıştır. Kanun koyucu da söz konusu hükümlerde, sigorta tazminatının ödenmesine rağmen sigortalının sorumluluk hükümlerinden kaynaklanan tazminat alacağının devam edeceği esasından hareket etmektedir. Dolayısıyla, sigortalının sigorta ettirene karşı tazminat alacağı devam edeceğinden meydana gelen zarar dolayısıyla çifte tazminat alma ihtimali doğacaktır ki, halefıyete ilişkin hükümlerin öngörülüş amaçlarından biri de bu şekilde ortaya çıkan zenginleşme ihtimalini ortadan kaldırmaktır.
Sigortalıya sigorta tazminatını ödeyen sigortacının onun sigorta ettirene karşı olan tazminat alacağına halef olamayacağı iddiası kara sigortalarında TTK’nın 1301. maddesinin lafzına, yani hükümde geçen “Sigorta ettiren kimsenin” ifadesine dayandırılabilirse de TTK’nın 1361. maddesinde kanun koyucunun açıkça “sigorta ettiren” ifadesi yerine “sigortalı” tabirine yer verdiği gözden kaçırılmamalıdır. Belirtmek gerekirse, kara sigortalarında da TTK’nın 1301. maddesinde lafzı, “sigorta ettirenin”, sigortacının halefıyete binaen rücu edebileceği üçüncü kişi sayılamayacağı iddiasına dayanak teşkil etmemelidir. Mehazları farklı olan bu iki hükümden TTK’nın 1301. maddesinde açıkça “sigorta ettiren”den söz edilmesi, kanun koyucunun kendi hesabına sigortayı kural kabul etmesinden kaynaklanmaktadır. Bu sebeple, TTK’nın 1301. maddesinde kanun koyucunun üçüncü kişiden yalnızca sigorta sözleşmesini akdetmemiş olan kişiyi (yani sigorta ettiren olmayan) kişiyi kasdettiği sonucu çıkarılamaz. Aksi takdirde, örneğin, nakliyeci sigorta ettirenin akdettiği taşıma sorumluluk sigortası ile hem kendini hem de başkası hesabına sigorta ile sürücüsünün sorumluluğunu sigorta ettirmesi halinde, sigortacıya, taşımadan dolayı taşıyıcının taşıtana olan sorumluluğunu tazmin ettikten sonra sigorta sözleşmesini akdetmemiş olan fakat sorumluluk menfaati sigortalanmış olan sigortalıya (Sürücü) rücu etme imkanı bahşedilmiş olur. Sonuç olarak TTK’nın 1301. maddesinde sözü edilen üçüncü kişi kavramını sigorta sözleşmesini akdetme eyleminden bağımsız olarak değerlendirmek gerekir. Hükümde geçen üçüncü kişi kavramı, menfaati sigorta edilmeyen kişi şeklinde anlaşılmalıdır. TTK’nın 1361. maddesinde bu sebeple açıkça “sigortalı” kavramına yer verilmiştir. Dolayısıyla, TTK’nın 1361. maddesinde ifade edilen üçüncü kişi, sigortalı dışındaki, yani menfaati sigorta edilmeyen kişi dışındaki kişilerdir. Dolayısıyla bir kişi, sigorta sözleşmesini akdetmiş olsa bile kendi menfaatini sigortalatmamışsa üçüncü kişi sayılmalıdır. Sigorta ettiren dahi olsa sigortacı menfaati sigorta edilmeyen kişiye TTK’nın 1301. maddesi veya TTK’nın 1361. maddesi uyarınca rücu edebilecektir.
Şüphesiz, sigorta ettiren, yaptığı sözleşme ile sigortacının kendisine rucü edilmesini ortadan kaldıran bir anlaşma yapabilir. Bu durumda, söz konusu kloz ekonomik açıdan sorumluluk sigortası fonksiyonunu görecektir. Somut olayda aynı sözleşme ile sigorta ettiren ne kendi sorumluluk menfaatini doğrudan sigortaladığından ne de rücu feragati anlaşması ile dolaylı bir şekilde sigortalamış bulunduğundan, sigortalının ona karşı sahip olduğu tazminat alacağı TTK’nın 1361. maddesi gereği sigortacıya geçmelidir.
Davacı sigorta şirketi, davalı sigorta ettirenin üst taşıyıcı olarak üstlendiği taşımada ortaya çıkan hasar/zarar için gerekli ekspertiz işlemlerini yaptırıp saptanan 5.653,00 TL hasarı sigortalısına 26.10.2011 tarihinde ödemiştir. Çekişmeye konu sigorta poliçesinde sigortalı “H.. H.. Mekanik Mak. İml. San. ve Tic. Ltd. Şti.”, sigorta ettiren ise “S.. A.. Nakl. ve Tic. A.Ş’dir. Sigorta ettiren bir başkasının menfaatini (6762 sayılı TTK’nın 1270) sigorta ettirmiş ise; sigorta ettiren bu durumda sigortalı sıfatını taşımaz. Zararı tazmin ettirme hakkı lehine sözleşme yapılan kimseye aittir. Davacı sigorta şirketi de lehine sigorta yapılan ve poliçe elinde olan kişiye ödeme yapmakla TTK’nın 1361. maddesi uyarınca halefıyet hakkını kazanmaktır.
Bu nedenle mümeyyiz davalı S.. A.. Nakl. ve Tic. A.Ş. vekilinin temyiz itirazlarının reddi gerekirken, kabulüne karar verilmesi yasal düzenlemelere uygun düşmediğinden sayın çoğunluk görüşüne katılmamaktayım.