YARGITAY KARARI
DAİRE : 11. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2014/18739
KARAR NO : 2015/4159
KARAR TARİHİ : 25.03.2015
MAHKEMESİ :FİKRİ VE SINAÎ HAKLAR HUKUK MAHKEMESİ
Taraflar arasında görülen davada Ankara 3. Fikri ve Sınaî Haklar Hukuk Mahkemesi’nce verilen 10/07/2014 tarih ve 2013/1-2014/166 sayılı kararın Yargıtayca incelenmesi davalı-karşı davacı vekili tarafından istenmiş ve temyiz dilekçesinin süresi içinde verildiği anlaşılmış olmakla, dava dosyası için Tetkik Hakimi …. tarafından düzenlenen rapor dinlendikten ve yine dosya içerisindeki dilekçe, layihalar, duruşma tutanakları ve tüm belgeler okunup, incelendikten sonra işin gereği görüşülüp, düşünüldü:
Davacı-karşı davalı vekili, müvekkilinin tanınmış “….” markasının sahibi olduğunu, davalının 2011/16732 no’lu “….” ibareli marka başvurusunun müvekkilinin itirazı ile reddedildiğini ve sürecin devam ettiğini, davalının “…” ismini kullanmasının haksız rekabete yol açtığını, müvekkili tarafından davalıya, müvekkilinin tescilli marka ismi olan “….” markası ile iltibas yaratacak her türlü ibarenin reklam, tabela, yayından çıkarılması ve toplatılmasına yönelik ihtarname gönderildiğini buna rağmen davalının kullanımlarının devam ettiğini ve davalının haksız kazanç sağlayıp, müvekkilini ise zarara uğrattığını ileri sürerek, haksız rekabetin tespiti ile men’ine, davalının her türlü reklam ürünleri, reklam tabelası, basılı kağıtları, araçlarından ve internet sayfasından “….” ibaresini silmesine, şimdilik 10.000 TL maddi, 30.000 TL manevi tazminatın dava tarihinden itibaren işleyecek faiziyle davalıdan tahsiline karar verilmesini talep ve dava etmiş, karşı davanın ise, reddini istemiştir.
Davalı-karşı davacı vekili, davacı-karşı davalı tarafa ait markanın sadece “…” ibaresini içermesi sebebiyle 556 sayılı KHK’nın 7/1-c bendine aykırılık teşkil ettiğini, coğrafi yer isimlerinin marka olarak kullanılamayacağını ileri sürerek, davacı-karşı davalı adına tescilli 2010/54501 no’lu “…” ibareli markanın iptali ile sicilden terkinine karar verilmesini talep ve dava etmiş, asıl davada ise, müvekkiline ait markada esas unsurun “…” ibaresi olup, “…” ibaresinin, münhasır bir ad olması sebebiyle tali unsur olarak kullanıldığını, markalar benzer olmadığından karışıklığa sebebiyet vermeyeceğini savunarak, reddini istemiştir.
Mahkemece iddia, savunma, toplanılan deliller, benimsenen bilirkişi raporu ve tüm dosya kapsamına göre, davacıya ait “…” markasında “….” ibaresinin esas unsur olduğu, davalının “… …” şeklindeki marka kullanımında da, “…” ibaresinin markanın esas unsurlarından biri olup, “…” ibaresinin, markayı davacının markasından ayırt etmeyi sağlamaya yeterli olmadığı, bu itibarla davalının marka kullanımının, davacının markasının serisi olarak algılanacağı, ayırt ediciliği temsil eden “…” ibaresinin ortak olması sebebiyle işaretler arasındaki fonetik benzerliğin ilk bakışta algılanabilecek seviyede bulunduğu, anlam farklılığının bulunmaması nedeniyle biçimsel bir benzerliğin de olduğu ve kulakta, gözde yer alan benzerlikleri sebebiyle bıraktıkları genel intiba aynı olduğundan marka hakkına tecavüz ve haksız rekabet oluşturduğu, karşı dava yönünden ise, her ne kadar “…” ibaresi Ankara’da Cumhurbaşkanlığı Köşkü gibi önemli yapı, bölge, parklara sahip iyi bilinen bir semt adı olması nedeniyle tek başına bir kimseye marka olarak verilemez ise de, faaliyet alanı, sektörel adlar ya da ayırt edici ibareyi bir bütün olarak markasal algı yaratacak ilaveler eklenmesi halinde 556 sayılı KHK’nın 7/1-c hükmündeki tescil engelinin aşılabileceği, somut olayda da davacı-karşı davalı adına tescilli “…” den ibaret işaretin bir bütün olarak bilinen somut adı olmaktan uzaklaştığı ve markasal ayırt ediciliğe sahip olduğundan hükümsüzlük koşullarının oluşmadığı gerekçesiyle, asıl davanın kısmen kabulü ile, davalının “….” ibaresini sağlık hizmetlerinde kullanımının davacı yönünden haksız rekabet oluşturduğunun tespitine, haksız rekabet oluşturan davalı kullanımlarının men’ine, her türlü kullanımlarının bulunduğu yerden silinmesine, 10.912 TL maddi tazminat ile takdiren 7.500 TL manevi tazminatın dava tarihinden itibaren işleyecek reeskont faiziyle birlikte davalıdan tahsiline, karşı davanın ise, reddine karar verilmiştir.
Kararı, davalı-karşı davacı vekili temyiz etmiştir.
Dava dosyası içerisindeki bilgi ve belgelere, mahkeme kararının gerekçesinde dayanılan delillerin tartışılıp, değerlendirilmesinde usul ve yasaya aykırı bir yön bulunmamasına göre, davalı-karşı davacı vekilinin tüm temyiz itirazları yerinde değildir.
SONUÇ: Yukarıda açıklanan nedenlerden dolayı, davalı-karşı davacı vekilinin bütün temyiz itirazlarının reddiyle usul ve kanuna uygun bulunan hükmün ONANMASINA, aşağıda yazılı bakiye 942,00 TL temyiz ilam harcının temyiz edenden alınmasına, 26/03/2015 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.