YARGITAY KARARI
DAİRE : 11. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2014/19016
KARAR NO : 2015/4886
KARAR TARİHİ : 08.04.2015
MAHKEMESİ :ASLİYE HUKUK MAHKEMESİ
Taraflar arasında görülen davada … 2. Asliye Hukuk Mahkemesi’nce verilen 16/10/2014 tarih ve 2011/121-2014/326 sayılı kararın Yargıtayca incelenmesi davacı vekili tarafından istenmiş ve temyiz dilekçesinin süresi içinde verildiği anlaşılmış olmakla, dava dosyası için Tetkik Hakimi … tarafından düzenlenen rapor dinlendikten ve yine dosya içerisindeki dilekçe, layihalar, duruşma tutanakları ve tüm belgeler okunup, incelendikten sonra işin gereği görüşülüp, düşünüldü:
Davacı vekili, davalı şirket yöneticileri tarafından yatırılan paraların istendiği her an geri çekilebileceği ve karşılığında yüksek faiz verileceği vaadiyle para toplama faaliyetinde bulunulduğunu, müvekkilinden 20.400,00 DM tahsil edildiğini, müvekkili ile davalılar arasındaki işlemin müvekkilinin iradesini sakatlayan hileli bir işlem olması nedeniyle geçersiz olup, davalılarca yürütülen para toplama faaliyetinin de SPK, TTK, Bankalar Kanunu’na aykırı olduğunu, taraflar arasındaki ilişkinin ortaklık ilişkisi olarak nitelendirilemeyeceğini, ilişkinin hileli bir yatırım sözleşmesi olduğunu, davalıların müvekkilinin zararından sorumlu olduklarını ileri sürerek, davalıların sorumluluğunun tespitine, müvekkili ile davalılar arasında kurulan ilişkinin hükümsüzlüğüne, fazlaya ilişkin hakları saklı kalmak kaydıyla 20.400,00 DM ( 10.430, 35 Euro) karşılığı 22.950,90 TL’nin 17.7.2000 tarihinden itibaren 3095 s. Yasa’nın 4/a maddesi uyarınca faiziyle birlikte davalılardan müştereken ve müteselsilen tahsiline karar verilmesini talep ve dava etmiştir.
Davalı şirket vekili, zamanaşımı def’i ve husumet itirazında bulunmuş, davacının müvekkili şirkete ortak olduğunu ancak, davacıya iddia edildiği şekilde herhangi bir taahhütte bulunulmadığını, davacıya ortak olurken ödediği paranın iadesinin mümkün olmadığını zira, anonim şirketlerde ortakların paylarının alacak davsına konu yapılamayacağını savunarak, davanın reddini istemiştir.
Diğer davalı, davanın reddini istemiştir.
Mahkemece iddia, savunma, toplanılan deliller, benimsenen bilirkişi raporu ve tüm dosya kapsamına göre, davacı ile davalı şirket arasında alacak ilişkisinin bulunduğuna dair somut bir bilgi ve belgenin bulunmadığı, davacı tarafça davalı şirkete ödünç para verildiğine dair ödeme makbuzunun dahi sunulmadığı, davalı şirketin ticari defterlerinde, davacıdan borç para alındığına veya sermaye taahhüdü olarak tahsilat yapıldığına ilişkin herhangi bir muhasebe kaydının bulunmadığı, davacının cari hesaptan kaynaklanan borç ve alacak ilişkisinin görülmediği, davalı şirketin pay defterinde davacının, davalı şirkette 216 adet hisse senedine sahip olduğunun görüldüğü, sermayenin iadesi yasağı gereği davacının davalı şirkete ödediği sermaye payının iadesini talep edemeyeceği, davalı … hakkında gerek sermaye piyasası kanununa muhalefet suçundan gerekse de dolandırıcılık ve özel evrakta sahtecilik suçundan açılan kamu davalarının zamanaşımı nedeniyle ortadan kaldırıldığı gerekçesiyle, davanın reddine karar verilmiştir.
Kararı, davacı vekili temyiz etmiştir.
Dava, geçerli şekilde ortaklık ilişkisinin kurulmadığının tespiti ve bu amaçla verilen paranın tahsili istemlerine ilişkin olup, yukarıda yapılan özetten de anlaşılacağı üzere davacı ,davalı tarafça yüksek oranda kar verileceği ve yatırılan paranın istenildiği an çekilebileceği vaadi ile kendisinden para tahsil edildiğini ancak, bir süre sonra talep edilmesine rağmen toplanan paraların geri verilmediğini iddia etmiş, davalı şirket ise davacı ile aralarında ortaklık ilişkisi kurulduğunu savunmuş, mahkemece ise, yazılı gerekçe ile davanın reddine karar verilmiştir.
Gerçekten de 6762 sayılı TTK’nın 329 ve 405. maddeleri uyarınca anonim şirket ortakları kural olarak şirkete yatırdıkları sermayeyi geri isteyemezler. Ayrıca yetkili kurulların bir kararı olmadıkça da anonim şirketler, pay senetlerini nominal bedellerinin üzerinde halka arz edemezler. Sermaye artırımlarında, yeniden ihraç edilecek payların taliplilerine “primli” olarak tahsis edilmesi mümkündür. Bunun için de, prim miktarı hakkında genel kurul kararı olması ve nominal değeri aşan ödemelerin (prim) TTK’nın 466/1. maddesi uyarınca kanuni yedek akçeye eklenmesi ve anılan hükümlerin uygulanabilmesi için de ortada geçerli bir ortaklık ilişkisinin bulunması gerekmektedir. Anonim şirketlerde hisse sahibi olmanın iki yolu vardır, bunlar aslen veya devren pay sahibi olunmasıdır. Aslen pay sahibi olunması şirketin kuruluşunda ya da sermaye artırımında sermayeden pay alma yolu ile pay sahibi olma, devren pay sahibi olma ise, bir anonim ortaklıkta pay sahibi olan bir kişiden sahibi olduğu hisselerin satın alınarak pay sahibi olunmasıdır. Davalı tarafından davacının şirket ortağı olduğu iddia edilerek şirket pay defterinin davacıya ait kısmının fotokopisi dosyaya sunulmuş ise de, bu kayıtta davacının hangi tarihte ve nasıl pay sahibi olduğu, devren mi yoksa, aslen mi pay sahibi olduğu belli değildir. Davacının devren pay sahibi olması halinde, hisse devreden kişinin kim olduğu, davalı şirketin ortağı olup olmadığı, davacının ortaklığına ilişkin bu kaydın ortaklık durum belgesine göre yapılıp yapılmadığı belli olmadığı gibi, davacının davalı şirkete ait sermaye hesabı içinde pay sahibi olup olmadığı da belli değildir. Bununla birlikte davacının ortak sıfatıyla genel kurullara katıldığı veya usulünce dağıtılmasına karar verilen kar payını aldığı veya başka bir şekilde ortaklığın benimsenmesi sonucunu doğuracak bir ilişkiye girip girmediği de belli bulunmamaktadır.
Bu nedenle uyuşmazlık, davacının davalı şirketin ortağı olup olmadığı, dolayısıyla taraflar arasındaki ilişkinin davalı şirketin savunduğu şekilde bir ortaklık ilişkisi mi, yoksa davacının iddia ettiği şekilde yüksek kar payı vaadi ile tasarrufların davalı şirket nezdinde değerlendirilmek üzere davalıya para verildiği, yani 4389 sayılı Bankalar Kanunu’nun 10. maddesinde düzenlenen mevduat ilişkisi mi olduğu noktasında toplanmaktadır.
Dosyada mübrez bilirkişi kurulu raporunda, ortaklar pay defterine göre davacının ortak olarak kayıtlı olduğu, buna göre davacının davalı şirketin ortağı olduğuna ilişkin tesbit yapılmış ise de, yapılan inceleme ve varılan sonuç yeterli değildir. Zira, davacının şirket ortağı olduğunun ispatı için pay defteri tek başına yeterli değildir.
Bu itibarla, mahkemece, aynı veya başka bir bilirkişi kuruluna davacının sahih bir şekilde davalı şirketin ortağı olup olmadığının tespiti için davalı şirketin tüm ticari defter ve kayıtları ile hisse devir tarihinden dava tarihine kadar davalı şirketin yapmış olduğu genel kurullara ait tutanaklar ve hazirun cetvelleri incelenerek davacıya hisse senedi verilip verilmediği, senedin bir değerinin bulunup bulunmadığı, bu hisselerin davalı şirketin sermayesinde temsil edilip edilmediği, genel kurullarda sermayenin ne şekilde temsil edildiği ve davacıya kar payı dağıtılıp dağıtılmadığı hususları açıklığa kavuşturulmalı ve bu inceleme sonucunda davacının ortaklığının sahih olmadığı, pay defterindeki kaydın diğer kayıtlarla örtüşmediği anlaşıldığı taktirde davacının ödediği miktarın tahsiline karar verilmesi gerektiği, aksi halde, yani davacının şirket ortağı olduğunun belirlenmesi halinde bu durumda davacıya verilen pay senetlerinin o tarih itibariyle nominal değerinin ne olduğu, şayet davacıdan nominal değer üzerinden bir bedel alınmış ise primli hisse senedi çıkarılması yolunda bir kararın bulunup bulunmadığının tesbiti ile varsa davacıdan fazla alınan bedelin iadesine karar verilmesi gerektiği, buna göre açıklanan tüm bu hususların tereddütsüz şekilde ortaya konulması ve SPK raporu ile işbu raporda varılan tespitler de incelendikten sonra sonucuna göre bir karar vermek gerekirken, eksik incelemeye dayalı olarak yazılı şekilde hüküm tesisi doğru olmamış, kararın bu nedenle bozulması gerekmiştir.
SONUÇ: Yukarıda açıklanan nedenlerle, davacı vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile kararın davacı yararına BOZULMASINA, ödediği temyiz peşin harcın isteği halinde temyiz edene iadesine, 08/04/2015 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.