YARGITAY KARARI
DAİRE : 11. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2014/19203
KARAR NO : 2015/4863
KARAR TARİHİ : 08.04.2015
MAHKEMESİ :FİKRİ VE SINAÎ HAKLAR HUKUK MAHKEMESİ
Taraflar arasında görülen davada … 2. Fikri ve Sınaî Haklar Hukuk Mahkemesi’nce verilen 16/07/2014 tarih ve 2013/296-2014/214 sayılı kararın Yargıtayca incelenmesi davalı şirket vekili tarafından istenmiş ve temyiz dilekçesinin süresi içinde verildiği anlaşılmış olmakla, dava dosyası için Tetkik Hakimi … tarafından düzenlenen rapor dinlendikten ve yine dosya içerisindeki dilekçe, layihalar, duruşma tutanakları ve tüm belgeler okunup, incelendikten sonra işin gereği görüşülüp, düşünüldü:
Davacı vekili, İspanya’da yerleşik müvekkili firmanın 1970’li yılların başından bu yana dökme metal boru sektöründe faaliyette bulunduğunu,… SA’nın kardeş şirketi olduğunu, “… ” markasının ilk defa müvekkili tarafından oluşturulup kullanıldığını, 12.07.1979 tarihinde … SAYI ile İspanya Patent Ofisi’nde tescil edildiğini ve yenilenmek suretiyle korumasının devam ettirildiğini, “… ” ibareli alan adı ile oluşturduğu web sayfası ile ticari faaliyetlerini tanıttığını, “… ” markasının tanınmışlık vasfı olduğunu, Türkiye’deki faaliyetlerini 30.12.2011 tarihinde ticaret siciline tescil ve ilan olunan … TİCARET LTD. ŞTİ. aracılığıyla sürdürdüğünü, “… ” markalı ürünlerini 1993 yılından başlamak üzere Türkiye’de … Pazarlama,… Makine;… Tic. A.Ş. ve … İhracat Ltd. Şti. aracılığıyla pazarladığını, 2008 yılılnda davalıya da ürün teklifinde bulunduklarını, davalının 21.03.20016 tarihinde müvekkiline ait “… ” markasını kötü niyetli biçimde 6, 11 ve 37. Sınıf ürün ve hizmetleri içerecek şekilde 2006/11094 sayı ile adına tescil ettirdiğini, gerçek hak sahibi müvekkiline karşı kötüniyetli bir şekilde taciz ve haksız rekabet yaratılıp müvekkilinin ürünlerini satan işletmelere müvekkili ile çalışılmaması konusunda tehditler yapıldığını ifade ederek, davalının adına tescil ettirdiği 2006/11094 sayılı markanın hükümsüzlüğüne ve gerçek hak sahibi olan müvekkili adına tesciline karar verilmesini talep ve dava etmiştir.
Davalı … vekili, tescil edilmiş markanın hükümsüzlüğünün istendiği iş bu davada müvekkiline husumet yöneltilemeyeceğini ifade ederek davanın reddini istemiştir.
Davalı şirket vekili; müvekkilinin “… ” ibareli 2006/11094 sayılı markayı tescil ettirip kesintisiz biçimde kullandığını, “… ” ibaresinin “… ÜRÜNLERİ SANAYİ” ibaresinin ilk harflerinin kısaltılmasıyla oluşturulduğunu, “… ”
markalı ürünler için 2007 ve 2011 yıllarında iki kez katalog bastırıldığını, ürünlerin fatura karşılığı satıldığını, “… ” ibareli markanın davacı adına tescilli ve tanınmış bir marka olmadığını, önceye dayalı hak sahipliğinin de bulunmadığını, sadece İspanya’da tescilli olduğunu, Türkiye’deki iştiraki olan şirketin 2011 yılında kurulduğunu, tanınmış olmayan yabancı ülkede tescilli bir markanın Türkiye’de başkası adına tesciline engel olacak bir hukuki durum bulunmadığını, davacının sessiz kalmak suretiyle hak kaybına uğradığını, markanın tescilinden itibaren 5 yıllık hak düşürücü sürenin dolduğunu, müvekkilinin kötüniyetli olmadığını aksine davacının kötüniyetli olduğunu, zira 2008 yılında müvekkilinin “… ” ibareli markanın sahibi olduğunu bilerek ürünlerini müvekkili aracılığıyla Türkiye’de pazarlamak istediklerini, bu amaçla görüşmeler yapıldığını, sözlü ve fiziki ile elektronik ortamlarda yazışmaların olduğunu, müvekkilini markayı devretmek gibi bir niyetinin bulunmadığını savunarak,davanın reddini istemiştir.
Mahkemece, iddia, savunma, bilirkişi raporu, toplanan kanıtlar ve tüm dosya kapsamına göre, dava konusu markadaki “… ” ibaresinin … ÜRÜNLERİ SANAYİ” ibaresinin ilk harflerinin kısaltılmasıyla oluşturulduğu yönündeki savunmanın inandırıcı, gerçekçi ve makul olmadığı, bu markanın aynı sektörde faaliyette bulunan davacının Türk piyasasına girişinin kontrol altında tutulması ve ihtiyat amaçlı tutulduğu yönünde şüphe doğduğu, zira bastırıldığı iddia olunan ikişer sayfadan ibaret katalogların buruşturulup tekrar preslenerek oluşturulduğunun gözlendiği, sunulan elektronik ortamda düzenlenen ve bir kısmı da el yazısıyla oluşturulmuş 2006, 2007, 2008 ve 2009 yıllarına ait faturaların bir kısmına “… ” ibaresinin sonradan el yazısıyla bir kısmının da sonradan yine başka bir araçla daktilo harfleriyle elektronik ortamda eklenmiş bulunduğu, mürekkep farklılığının açık biçimde göründüğü, 2013 yıllarındaki faturalarda “… ” ibaresinin bulunduğu; ancak bu halin taraflar arasındaki uyuşmazlığı yoğunlaşmasından sonra gerçekleşmiş bululduğu, gerçekte bu markanın kullanım ve koruma amaçlı tescil edilmediği ve sonradan bu amacın perdelenmek amaçlı olduğu yönünde şüphe uyandırdığı, davalının 22.11.2012 tarihinde bu kez “… ” ibaresini davacının kullanmakta olduğu logoyu içerecek biçimde 35.sınıf hizmetler için 2012/97544 sayı ile marka olarak tescil ettirmek üzere marka tescil başvurusunda bulunduğu, davacının “… ” markasıyla 1993 yılından başlamak üzere Türkiye’de değişik firmalara ürünlerin satışını gerçekleştirdiği, bu kullanım karşısında davalının 556 sayılı KHK’nın 8/3.maddesi kapsamında korunması gereken bir hukuki durum kazandığı, davacının anılan hüküm kapsamındaki ticari faaliyetinden davalının da haberdar olduğu, … hâle göre “… ” ibaresini kullanım önceliğinin davacıya ait bulunduğu, davacı ile aynı sektörde faaliyette bulunan ve başka bir firmanın tek satıcısı olan davalının, davacıya ait olduğunu bildiği müşahede olunan markayı, davacının uzun süredir yurt dışında, Türkiye’de ve sanal ortamda tescilli biçimde kullandığı mal ve hizmetleri de kapsayacak biçimde adına marka olarak tescil ettirmesinin iyi niyetli bir girişim olmadığı, zira bu markanın imaj tranferi ve Türkiye’de geniş çaplı bir kullanımı engelleme amaçlı bir marka olduğu, özellikle davalının, davacıyı ve ticari faaliyeti ile tanıtım işaretlerini izlemesi ve onun kullandığı logoyu da içerecek biçimde yeni marka tesciline tevessül etmesinin de bu kanaati güçlendirdiği gerekçesi ile davalı şirket hakkındaki davanın kabulü ile dava konusu markanın hükümsüzlüğüne, hükümsüz kılınan bir markanın mahkeme kararıyla davacı adına tescili yasal olarak mümkün olmadığından bu istemin reddine, davalı …’ye böyle bir istemle açılan davada husumet yöneltilmesi mümkün olmadığından, ona karşı açılan davanın husumetten reddine karar verilmiştir.
Karar, davalı şirket vekili tarafından temyiz edilmiştir.
Dava dosyası içerisindeki bilgi ve belgelere, mahkeme kararının gerekçesinde dayanılan delillerin tartışılıp, değerlendirilmesinde usul ve yasaya aykırı bir yön bulunmamasına göre, davalı şirket vekilinin tüm temyiz itirazları yerinde değildir.
SONUÇ: Yukarıda açıklanan nedenlerden dolayı, davalı şirket vekilinin bütün temyiz itirazlarının reddiyle usul ve kanuna uygun bulunan hükmün ONANMASINA, aşağıda yazılı bakiye 2,50 TL temyiz ilam harcının temyiz edenden alınmasına, 08/04/2015 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.