YARGITAY KARARI
DAİRE : 11. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2014/296
KARAR NO : 2014/12699
KARAR TARİHİ : 02.07.2014
MAHKEMESİ : ANKARA 1. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ
TARİHİ : 30/05/2013
NUMARASI : 2012/331-2013/389
Taraflar arasında görülen davada Ankara 1. Asliye Ticaret Mahkemesi’nce verilen 30/05/2013 tarih ve 2012/331-2013/389 sayılı kararın Yargıtayca incelenmesi davalı vekili tarafından istenmiş ve temyiz dilekçesinin süresi içinde verildiği anlaşılmış olmakla, dava dosyası için Tetkik Hakimi tarafından düzenlenen rapor dinlendikten ve yine dosya içerisindeki dilekçe, layihalar, duruşma tutanakları ve tüm belgeler okunup, incelendikten sonra işin gereği görüşülüp, düşünüldü:
Davacı vekili, müvekkilinin halen davalı şirketin ortağı olduğunu, %29 oranında hissedarı ve yönetim kurulu üyesinden biri iken müvekkilinin katılımı ve tüm yasal haklarının kullanılmasının engellenerek gıyabında gerçekleştirilen 02.01.2006 tarihli yönetim kurulu ve 07.03.2006 tarihli genel kurul toplantısında alınan kararlarla yönetim kurulu üyeliğinin sona erdirildiğini, şirket sermayesinin artırılmak suretiyle diğer paydaşların hisse payları artırılırken müvekkilinin hisse oranının düşürüldüğünü, müvekkili tarafından 02.01.2006 tarihli yönetim kurulu ve 07.03.2006 tarihli genel kurul toplantısında alınan kararlar aleyhine dava açıldığını ve anılan toplantıların yok hükmünde olduğunun tespitine karar verildiğini, ayrıca açılan davalar nedeniyle şirketin 11.04.2008 tarihli olağan genel kurul toplantısında dönem karı ve geçmiş dönem karlarının dağıtılmaması yönünde alınan 4 no’lu genel kurul kararının iptaline, 01.03.2007 tarihli genel kurul toplantısında alınan 2 no’lu yönetim kurulu üyelerinin ibrası, 3 no’lu bilançonun onayı ve 5 no’lu sermayenin artırılmasına ilişkin kararların iptaline, 29.05.2009 tarihli genel kurulda alınan 4 no’lu dönem karı ve geçmiş dönem karlarının dağıtılmaması, 5 no’lu yönetim kurulu üyelerinin ibra edilmelerine ilişkin kararların iptaline karar verildiğini, 10.02.2010 tarihli olağanüstü genel kurulu ve 26.02.2010 tarihli genel kurulunda alınan kararların iyiniyet kurallarına, ana sözleşmeye ve ilgili yasa hükümlerine aykırı olduğu gerekçesiyle iptalleri istemiyle açılan davanın da derdest olduğunu, işbu davaya konu 27.03.2012 tarihli olağan genel kurul toplantı gündeminin 4, 5, 6, 7, 8 ve 9. maddelerinde görüşülüp karara bağlanarak toplantı tutanağına aynı sırayla işlenen kararların, konuya ilişkin yargı kararlarına, iyiniyet kurallarına, ana sözleşme hükümlerine, ilgili anayasa hükümlerine ve hukuka açıkça aykırı olduğunu ileri sürerek, iptallerine karar verilmesini talep ve dava etmiştir.
Davalı vekili, davanın reddini savunmuştur.
Mahkemece iddia, savunma, toplanan deliller, benimsenen bilirkişi raporu ve tüm dosya kapsamına göre, genel kurul gündeminin bilanço ve gelir tablosu hesaplarının okunması, müzakeresi ve tasdiki ile dönem karı ve geçmiş dönem dağıtımıyla ilgili tekliflerin görüşülerek kabulü veya reddi konularının görüşülerek dönem kârının dağıtılmamasına ilişkin kararın yerinde olmadığı, kâr payı almanın 6762 sayılı TTK’nın 385/2 maddesi gereği müftesef hak olduğu, bu hakkın sınırlanmasının makûl bir sebebe dayanması gerektiği, bir önceki genel kurullarda alınan bu yöndeki kararların mahkemelerce iptal edildiği, bu genel kurulda da haklı bir nedene dayanılmadan alındığı, genel kurul gündeminin 5 no’lu maddesinde alınan yönetim kurulu üyeleri ve denetçilerin yönetim kurulu üyesi olmayan ortakların oyu ile verilmiş ibra Kararının yasaya uygun olduğu, gündemin 6. maddesinde yer alan ortakların koydukları sermayeleri için faiz ve şirketteki hizmetleri sebebiyle ücret verilmesi ve ücretlerin yönetim kurulunca takdiri konusunda yönetim kuruluna yetki verilmesine yönelik kararın huzur hakkı miktarı ve sermayeye verilecek faiz oranının genel kurul tarafından tespiti gerektiği, şirket ana sözleşmesinde bu yönde hüküm bulunduğuna dair delil sunulmadığı, genel kurulun bu yetkisinin yönetim kuruluna devredilmesinin mümkün bulunmadığından yasaya uygun olmadığı, gündemin 7. maddesinde yer alan şirket sermayesinin 3.000 TL’den 3.600.00 TL’ye çıkarılmasına ilişkin kararın sermayenin artırılmasına ilişkin daha önce alınan genel kurul kararlarının mahkeme kararları ile iptal olunduğu ve Yargıtayca onanmış olduğundan iptal olunan kararlara dayanılarak yeniden sermaye artırımının hukuka aykırı bulunduğu, gündemin 8. maddesinde yönetim kurulu başkan ve üyelerine aylık net 30.000 TL ücret ve huzur hakkı ödenmesine ilişkin kararın, üç yönetim kurulu üyesine verilecek tutarın yıllık 1080.000,00 TL tuttuğu, brüt tutarın daha fazla olacağı, şirketin 2011 yılı dönem net kârının 64.284,24 TL olduğu, 2012 yılında yaklaşık tutarda kâr etmiş olması halinde yıllık kârın yönetim kurulu başkan ve üyelerinin bir aylık huzur haklarının karşılamasını olanaksız olduğu, bu nedenle kararlaştırılan miktarın çok yüksek ve şirket menfaatleri ve hakkaniyet kurallarına aykırı bulunduğu, gündemin 9. maddesinde yönetim kurulu üyeleri ve denetçi seçimi yapılmasının gündeme konulmadığı, TTK’nın 369. maddesi uyarınca gündemde gösterilmeyen hususların görüşülemeyeceği, bu nedenle 9 no’lu kararın dayanağının olmadığı, gerekçesiyle, davanın kısmen kabulü ile, davalı şirketin 27.03.2012 tarihli olağan genel kurul toplantısında alınan kârın dağıtılmamasına ilişkin 4 no’lu, yönetim kurulunun yetki devrine ilişkin 6 no’lu, sermaye artırımına ilişkin 7 no’lu ve gündemde bulunmadan görüşülen 9 no’lu kararlarının iptaline, diğer taleplerin reddine karar verilmiştir.
Kararı, davalı vekili temyiz etmiştir
1-Dava, anonim şirket genel kurul kararının iptali istemine ilişkin olup, mahkemece yukarıda özetlendiği şekilde davanın kısmen kabulüne karar verilmiştir. Türkiye Cumhuriyeti Anayasası yargılamanın açıklığı ilkesini kabul etmiştir. Gerek mülga 1086 sayılı HUMK’nın 382 ve devamı maddelerinde gerekse yürürlükte bulunan 6100 sayılı HMK’nın 294 ve devamı maddelerinde hükmün nasıl tesis edileceği ve sonrasında kararın nasıl yazılacağı etraflıca hükme bağlanmıştır. Yargılamanın açık bir şekilde yapılması ve tesis edilen hükmün açıkça belirtilmesi ilke olarak kabul edilmiştir. Bu nedenle hükmün açık, anlaşılır ve şüpheye yer vermeyecek şekilde infazı kabil olarak kurulması ve de en önemlisi sonradan yazılacak gerekçeli kararın kısa karara uygun bulunması gerekir. Aksi halde, yargılamanın açıklığı ilkesi dolayısıyla kamu vicdanı zedelenmiş ve mahkeme kararlarına duyulan güven sarsılmış olacaktır. Kısa karar ile gerekçeli karar arasında çelişki olmaması gerektiği gibi gerekçe ile hüküm fıkrası arasında da çelişki bulunmaması yasal bir zorunluluk olup, HMK’nın 298/2. maddesinde gerekçeli kararın tefhim edilen hüküm sonucuna aykırı olamayacağı düzenlenmiştir. Kararların bu hususlara aykırı oluşturulması mahkeme kararlarına duyulan güveni sarsacağı gibi verilen kararların hukuki denetiminin yapılmasını da olanaksız kılmaktadır.
Somut olayda mahkemece, hükme esas alınan bilirkişi raporu doğrultusunda dava konusu genel kurul toplantısının 8. gündem maddesinde yönetim kurulu başkan ve üyelerine aylık net 30.000 TL ücret ve huzur hakkı ödenmesine ilişkin kararın 3 yönetim kurulu üyesine verilecek tutarın yıllık 1080.000,00 TL, brüt tutarın ise daha fazla olacağı, şirketin 2011 yılı dönem net kârının 64.284,24 TL olup, 2012 yılında yaklaşık tutarda kâr etmiş olması halinde yıllık karın yönetim kurulu başkan ve üyelerinin bir aylık huzur haklarını karşılamasının olanaksız olduğu, bu nedenle kararlaştırılan miktarın çok yüksek ve şirket menfaatleri ile hakkaniyet kurallarına aykırı bulunduğu belirtildikten sonra gerekçeye uygun şekilde hüküm kurulması gerekirken “davanın kısmen kabulü ile davalı şirketin 27.3.2012 tarihli olağan genel kurul toplantısında alınan karın dağıtılmamasına ilişkin 4 no’lu, yönetim kurulunun yetki devrine ilişkin 6 no’lu, sermaye artırımına ilişkin 7 no’lu ve gündemde bulunmadan görüşülen 9 no’lu kararların iptaline, diğer taleplerin reddine” şeklinde karar verilmiştir. Bu durumda, gerekçe ile hüküm birbiriyle çeliştiğinden verilen karar, yukarıda açıklanan yasa ve içtihat hükümlerine aykırı olduğundan, kararın re’sen bozulması gerekmiştir.
2-Bozma sebep ve şekline göre, davalı vekilinin temyiz itirazlarının incelenmesine şimdilik gerek görülmemiştir.
SONUÇ: Yukarıda (1) numaralı bentte açıklanan nedenlerle, kararın re’sen BOZULMASINA, (2) numaralı bentte açıklanan nedenlerle, davalı vekilinin temyiz itirazlarının incelenmesine şimdilik yer olmadığına, ödediği temyiz peşin harcın isteği halinde temyiz eden davalıya iadesine, 02/07/2014 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.