Yargıtay Kararı 11. Hukuk Dairesi 2014/3257 E. 2014/9754 K. 27.05.2014 T.

YARGITAY KARARI
DAİRE : 11. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2014/3257
KARAR NO : 2014/9754
KARAR TARİHİ : 27.05.2014

MAHKEMESİ : İZMİR 2. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ
TARİHİ : 05/03/2013
NUMARASI : 2011/223-2013/40

Taraflar arasında görülen davada İzmir 2. Asliye Ticaret Mahkemesi’nce verilen 05/03/2013 tarih ve 2011/223-2013/40 sayılı kararın Yargıtayca incelenmesi davacı mirasçıları vekili tarafından istenmiş ve temyiz dilekçesinin süresi içinde verildiği anlaşılmış olmakla, dava dosyası için Tetkik Hakimi.. tarafından düzenlenen rapor dinlendikten ve yine dosya içerisindeki dilekçe, layihalar, duruşma tutanakları ve tüm belgeler okunup, incelendikten sonra işin gereği görüşülüp, düşünüldü:
Davacı vekili, müvekkilinin Hollanda’da yaşadığını, 07.08.1989 tarihinde davalı banka şubesinde 7.778.000,00 TL’lik vadesiz mevduat hesabı açtırdığını, kısa bir süre sonra bu paranın 7.500.000,00 TL’sinin vadeli hesaba aktarıldığını, vadeli hesabındaki 7.500.000,00 TL’yi çekmek için davalı banka şubesine gittiğinde hesabında para olmadığının bildirildiğini, 03.12.2010 ve 07.02.2011 tarihli ihtarnamelerinden de sonuç alamadığını ileri sürerek, fazlaya ilişkin haklarını saklı tutarak şimdilik 10.000,00 TL’nin faiziyle tahsiline karar verilmesini talep ve dava etmiş, ıslah dilekçesiyle yatırılan 7.778.000,00 eski TL hesabın tespitine, 7.500.000,00 eski TL’sinin vadeli hesaba aktarıldığının tespitine, 7.500.000,00 eski TL’nin davalı bankanın vadeli mevduatlara uyguladığı cari mevduat hesabı oranına göre bileşik faiz yöntemiyle dava tarihine kadar ulaştığı değerin tespitine, bunun mümkün olduğu anda artırılmak üzere asgari 10.000,00 TL’nin dava tarihinden itibaren mevduata uygulanacak en yüksek faiz oranı ile tahsiline karar verilmesini talep etmiştir.
Davalı vekili, 18.09.1989 tarihinde vadeli olarak açılan hesabın 06.10.1989 tarihinde yapılan ödemeyle kapatıldığını, aradan 22 yıl geçmesi nedeniyle dava zamanaşımına uğradığını savunarak, davanın reddini istemiştir.
Mahkemece, iddia, savunma, benimsenen bilirkişi raporu ve dosya kapsamına göre, dava konusu vadeli mevduat hesabının, 18.09.1989 tarihinde 7.500,000,00 TL olarak açıldığı ve aynı yıl içerisinde hesaptaki paranın çekilmesi sureti ile hesabın kapatıldığı, banka ticari defter kayıt ve belgelerinin gerek Bankacılık Kanunu gerekse TTK’ya göre azami saklama sürelerinin 10 yıl olduğu, bu nedenle bu kayıtlara ulaşılamadığı, hesabın açılmasından ihtarnamenin gönderildiği tarihe kadar aradan yaklaşık 22 yıl geçtiği, bu süre içerisinde vadeli mevduat hesabının hiçbir işleme tabi tutulmaması olağan hayat şartlarına uygun bulunmadığı, 10 yıllık hak düşürücü sürenin de dolduğu gerekçesiyle, davanın reddine karar verilmiştir.
Kararı, davacı mirasçıları vekili temyiz etmiştir.
Dava, bankaya yatırılan mevduatın tespiti ve iadesi istemine ilişkin olup, mahkemece yazılı gerekçeyle davanın reddine karar verilmiştir.Davacı taraf, davacı (ölü) 07.08.1989 tarihli hesap cüzdanı ile davalı bankaya vadesiz mevduat olarak yatırdığı 7.778.000,00 TL’yi (7.77 TL) çekmek istediğinde, bu paranın 7.500.000,00 TL’lik (7.50 TL) kısmının 18.09.1989 tarihinde vadeli hesaba aktarıldıktan sonra çekildiği bilgisinin verildiğini ileri sürerek, hesaplara yatırılan paraların tespiti ile vadeli hesaba yatırılan paranın tahsili isteminde bulunmuş, davalı taraf ise vadeli ve vadesiz hesapların 06.10.1989 tarihinde yapılan ödemeyle kapatıldığını savunarak, bu kapsamda bu hesaplara ilişkin imzasız banka ekstrelerini delil olarak sunmuş, son kayıt tarihinden itibaren sekiz yıllık zorunlu muhafaza süresi sona erdiğinden dekontaların imha edildiğini bildirmiştir.
Mahkemece, benimsenen bilirkişi raporu doğrultusunda bankanın sunduğu hesap ekstrelerine göre ödeme yapıldığı, belgeleri saklamak için öngörülen 10 yıllık süre geçtiğinden kayıtlara ulaşılamadığı, aradan 22 yıl geçmesi karşısında hesabın hiçbir işleme tabi tutulmamasının hayatın olağan akışına aykırı bulunduğu ve 10 yıllık hak düşürücü sürenin geçtiği gerekçesiyle, davanın reddine karar verilmiştir. Somut olayda, 10 yıllık hak düşürücü sürenin uygulama yeri bulunmadığı gibi, davacı taraf, üzerinde 07.08.1989 tarihinde 7.778.000,00 TL (7.77 TL) para yatırıldığına dair tek işlem bulunan hesap cüzdanı sunduğuna göre, davalı banka, bu hesaptaki paranın hesap sahibine veya hesap sahibinin yetkili kıldığı bir kişiye ödediğini ispat yükü altındadır. Davalı bankaca sunulan hesap ekstreleri imzasız olması nedeniyle davacı bankanın bu ispat yükünü yerine getirdiği kabul edilemez. Bu nedenle, davacılar vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile kararın davacılar yararına bozulması gerekmektedir.
SONUÇ: Yukarıda açıklanan nedenlerle davacı mirasçıları vekilinin temyiz itirazının kabulü ile kararın davalı yararına BOZULMASINA, ödedikleri temyiz peşin harcın istekleri halinde temyiz eden davacı mirasçılarına iadesine, 27/05/2014 tarihinde oyçokluğuyla karar verildi.
KARŞI OY YAZISI
Davacının ibraz ettiği vadesiz mevduat hesap cüzdanında, sadece 07.08.1989 tarihindeki 7.778.000,00 TL ( 7,77 TL) para yatırma işleminin yer aldığı, banka kayıtlarında da bu işlemin aynen görüldüğü, ancak banka kayıtlarına göre, yatırılan bu paranın 7.500.000 TL (7,50 TL) sinin 18.09.1989 tarihinde davacı adına açılan 3 ay vadeli hesaba aktarıldığı, bakiye kısmın vadesiz hesapta kaldığı, vadesiz hesapta kalan kısım ile 3 ay vadeli hesaba aktarılan paranın, yasal kesintilerden sonra tahakkuk eden faiziyle birlikte 06.10.1989 tarihinde çekilerek, hesap kapatma açıklaması ile her iki hesabın da kapatıldığı, hesabın açılışına ilişkin ibraz edilen hesap cüzdanı ile banka kayıtlarının birbirini doğruladığı, hesap cüzdanında sonradan yapılan hesap hareketlerinin görülmediği, bilirkişi raporunda da açıklandığı gibi, hesap cüzdanı ibraz edilmeden de ödeme yapılmasının mümkün olması, banka kayıtlarına göre hesapların kapatıldığı tarih ile dava tarihi arasında geçen süre birlikte değerlendirildiğinde, somut olayda banka kayıtlarında belirlendiği gibi, dava konusu hesabın 06.10.1989 tarihinde hesap sahibinin bilgisi dahilinde kapatıldığının kabulü gerekir. Bu kabulün aksinin, davacı tarafından ispat edilememesine göre, sonucu itibariyle usul ve yasaya uygun yerel mahkeme kararının onanması gerektiği görüşünde olduğumdan, sayın çoğunluğun aksi yöndeki bozma kararına katılamıyorum. 27.05.2014