YARGITAY KARARI
DAİRE : 11. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2014/4640
KARAR NO : 2014/16527
KARAR TARİHİ : 31.10.2014
MAHKEMESİ : İSTANBUL 3.FİKRÎ VE SINAÎ HAKLAR HUKUK MAHKEMESİ
TARİHİ : 05/12/2013
NUMARASI : 2011/215-2013/278
Taraflar arasında görülen davada İstanbul 3.Fikrî ve Sınaî Haklar Hukuk Mahkemesi’nce verilen 05/12/2013 tarih ve 2011/215-2013/278 sayılı kararın Yargıtayca incelenmesi taraf vekilleri tarafından istenmiş ve temyiz dilekçesinin süresi içinde verildiği anlaşılmış olmakla, dava dosyası için Tetkik Hakimi tarafından düzenlenen rapor dinlendikten ve yine dosya içerisindeki dilekçe, layihalar, duruşma tutanakları ve tüm belgeler okunup, incelendikten sonra işin gereği görüşülüp, düşünüldü:
Davacı vekili, müvekkili ile davalı arasında 13.06.2008 tarihli 2 yıl süreli sunuculuk sözleşmesinin imzalandığını, 1. yayın döneminin 2009 yılı Haziran ayında son bulduğunu, davalının ikinci yayın dönemi öncesinde yapması gereken ödemeleri yapmadığından kendisine ihtarname gönderildiğini, buna rağmen ödemelerin yapılmadığını, ayrıca ikinci yayın dönemi için hangi kanalla anlaşıldığının da yazılı olarak bildirilmediğini, bu konudaki ihtarların da sonuçsuz kaldığını, ikinci yayın döeneminin Eylül 2009 tarihinde başlaması gerekirken herhangi bir kanalla anlaşılmadığı, bu nedenle müvekkilinin sözleşmeyi haklı nedenle feshederek sözleşmeden kaynaklanan alacaklarının tahsili için icra takibi başlattığını, davalının haksız itirazı üzerine takibin durduğunu ileri sürerek, davalının itirazının iptaline ve icra inkar tazminatına mahkum edilmesine karar verilmesini talep ve dava etmiştir.
Davalı vekili, davacının sözleşmeyi haksız olarak feshettiğini, icra takibine konu ettiği alacakların çalışılmayan döneme ilişkin sunuculuk ve kostüm ücretleri ile cezai şart alacağından oluştuğunu, 2008 yılında meydana gelen ekonomik kriz nedeniyle yayın/yapım maliyetlerinin karşılanamaz hale geldiğini, davacı ile yapılan ek anlaşmalar ile davacının ücretinin indirildiğini savunarak, davanın reddini ve davacının kötüniyet tazminatına mahkum edilmesini istemiştir.
Mahkemece, iddia, savunma ve tüm dosya kapsamına göre, taraflar arasında düzenlenen 13.06.2008 tarihli sunuculuk sözleşmesinin yapıldığı, davalının sözleşmeyi feshetmesinin haklı görülmediği, bu nedenle davacının sözleşmede öngörülen sunuculuk ücretine hak kazandığı, ancak sunuculuk ücreti tespit edilirken taraflarca önceki yıl için yapılan indirimlerin ve davacının fesihten sonra çalıştığı kurumdan aldığı ücretin gözetilmesinin gerektiği, bunun dışında davacı sunuculuk görevini ifa etmediğinden sözleşmede belirlenen kuaförlük ücreti, kostüm ücreti, orkestra ücreti gibi ücretleri isteyemeyeceği, ayrıca sözleşmede belirlenen cezai şart faihiş olduğundan mülga BK’nun 161/2. maddesi uyarınca tenkisinin uygun görüldüğü, davalının temerrüde düşürülmemesi nedeniyle ancak takip tarihinden itibaren faiz istenebileceği, takibe konu alacağın likit olduğu gerekçesiyle davanın kısmen kabulüne, davalının itirazının 1.653.120 TL sunuculuk ücreti ve 500.000 TL cezai şart alacağı olmak üzere toplam 2.153.120 TL asıl alacak üzerinden iptaline, asıl alacağa takip tarihinden itibaren avans faizi uygulanmasına, asıl alacağın %40’ı oranında icra inkar tazminatının davalıdan tahsiline karar verilmiştir.
Kararı, taraf vekilleri temyiz etmiştir.
1- Dava dosyası içerisindeki bilgi ve belgelere, mahkeme kararının gerekçesinde dayanılan delillerin tartışılıp, değerlendirilmesinde usul ve yasaya aykırı bir yön bulunmamasına göre davalı vekilinin tüm, davacı vekilinin aşağıdaki bentlerin kapsamı dışında kalan sair temyiz itirazlarının reddine karar vermek gerekmiştir.
2- Dava, taraflar arasındaki sunuculuk sözleşmesine dayalı alacağın ve cezai şartın tahsili için başlatılan takibe yapılan itirazın iptali istemine ilişkin olup mahkemece yazılı gerekçe ile davanın kısmen kabulüne karar verilmiş ise de yapılan değerlendirme dosya kapsamı ile uyumlu bulunmamaktadır. Taraflar arasında 13.06.2008 tarihli iki yılı kapsayan sunuculuk sözleşmesinin düzenlendiği, 25.12.2008 ve 01.03.2009 tarihlerinde yapılan ek sözleşmeler ile ana sözleşmedeki ücret maddesinde değişikliğe gidildiği, ana sözleşmeye göre ikinci yıla ilişkin yayın döneminin 2009 yılı Eylül ayında taraflarca belirlenecek günde başlayacağı, davacının davalıya gönderdiği ihtarname ile davalıdan yeni yayın dönemi ile ilgili yükümlülüklerini yerine getirmesini istediği, 02.10.2009 tarihli ihtarname ile de davalının sözleşmedeki edimlerini yerine getirmemesi nedeniyle sözleşmeyi haklı nedenlerle feshettiğini davalıya bildirdiği dosya kapsamından anlaşılmaktadır. Mahkemece de kabul edildiği üzere davalının kusuru nedeni ile taraflar arasındaki 13.06.2008 tarihli sözleşme feshedildiğinden artık somut olaya uygulanması gerekli mülga 818 sayılı BK’nun 106. vd. maddeleri uyarınca davacının, sözleşmenin ifasından vazgeçtiğini karşı tarafa bildirerek sözleşmenin ifa edilmemesi nedeniyle uğradığı zararı isteme hakkı bulunmaktadır. Ancak, mahkemece davacının sözleşmeden dönerek zararlarını isteyebileceği ve sunuculuk ücretinin de bu kapsamda bulunduğu kabul edilmesine karşın talep edilebilecek sunuculuk ücreti, taraflarca önceki yılın sunuculuk ücretinde yapılan indirimler dikkate alınarak tespit edilmiştir. Oysa, taraflar arasında düzenlenen ve sözleşmenin ilk yılına ilişkin sunuculuk ücretinde değişikliğe giden her iki sözleşmede de, açıkça yapılan indirimlerin sadece ilk yılın ücretine ilişkin olduğu ve ikinci yıla ilişkin olarak asıl sözleşmedeki miktarların geçerli bulunduğu vurgulanmıştır. Bu durumda mahkemece, taraflar arasında yapılan asıl sözleşmedeki hükümlere göre davacının isteyebileceği sunuculuk ücretinin tespiti gerekirken yazılı şekilde yerinde olmayan gerekçelerle bu ücrette indirime gidilmesi doğru olmamış, hükmün bu nedenle bozulması gerekmiştir.
3- Ayrıca, mahkemece hüküm altına alınan sunuculuk ücreti belirlenirken davacının sözleşmeyi feshettikten sonra çalıştığı başka bir kurumdan aldığı ücretler de sunuculuk ücretinden mahsup edilmiştir. Şayet davacı sözleşmeyi feshettikten sonra sözleşmenin geçerli olacağı tarihlerde sözleşme kapsamındaki işi yaparak bir ücret almışsa bu ücretin davacının alması gereken miktardan indirilmesi doğru bulunmaktadır. Ancak, dosyaya Kanaltürk Tv tarafından gönderilen yazıdan, davacıya 30.07.2010 tarihinden sonrası için ödeme yapıldığı anlaşılmakta olup taraflar arasındaki sözleşmenin geçerlilik süresi ise 2010 yılı Haziran ayıdır. Bu durumda, mahkemece, davacının taraflar arasındaki sözleşmenin süresi içinde davacının sözleşme kapsamındaki işi bir başka kurum için yapıp yapmadığının tespiti ile sonucuna göre değerlendirme yapılması gerekirken bu hususta bir araştırma yapılmadan hüküm tesisi de doğru görülmemiştir.
4- Öte yandan, mahkemece hükme esas alınan bilirkişi raporunda, davacının KDV ve stopajı isteyebilmesi için serbest meslek makbuzunun kesilip maliyeye yatırılmış olmasının gerektiği belirtilmiş olup davacı tarafça bu yönden de bilirkişi raporuna itiraz edilmiş olmasına ve taraflar arasındaki sözleşmede, tespit edilen ücrete KDV’nin de ekleneceği öngörülmüş bulunmasına rağmen davacının bu konudaki ciddi itirazları karşılanmadan hüküm tesisi de doğru olmamıştır.
5- Dava konusu uyuşmazlığa uygulanması gereken mülga 818 Sayılı Borçlar Kanunu’nun 161. maddesi uyarınca sözleşmenin tarafları cezai şartın miktarını tayinde serbestlerse de hakim fahiş gördüğü cezaları tenkisle mükelleftir. Ancak, mülga 6762 Sayılı Türk Ticaret Kanunu’nun 24. maddesi uyarınca tacir sıfatını haiz bir borçlu Borçlar Kanunu’nun 161/3. maddesinde yazılı olan cezanın fahiş olduğu iddiasıyla cezanın indirilmesini mahkemeden isteyemez. Sadece cezai şart miktar itibariyle tacirin ekonomik mahvına sebebiyet verecekse tacir bu nedenle cezai şartın ahlak ve adaba aykırılığından bahisle tenkisini isteyebilir. Davalı yargılama sırasından mahkemeye sunduğu dilekçesinde, cezai şartın iktisaden mahvına yol açacağını bildirmiş, mahkemece tenkis şartları incelenmeden tacir olmayan şahıslar için tenkis nedeni olan cezanın fahişliği gerekçesiyle cezai şarttan indirim yapılmıştır. O halde, mahkemece, davalının tacir olduğu gözetilerek, cezai şartın tenkisinin gerekip gerekmediğinin yukarıda belirtilen mevzuat hükümlerine göre belirlenmesi ve takdiri gerekirken, yazılı gerekçeyle taraflar arasındaki sözleşme hükümleriyle belirlenen cezai şarttan indirim yapılması da yerinde görülmemiş, hükmün bu nedenle de bozulması gerekmiştir.
SONUÇ: Yukarıda (1) numaralı bentte açıklanan nedenlerle davalı vekilinin tüm, davacı vekilinin sair temyiz itirazlarının reddine, (2), (3), (4) ve (5) numaralı bentlerde açıklanan nedenlerle davacı vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile kararın davacı yararına BOZULMASINA, aşağıda yazılı bakiye 95.602,00 TL temyiz ilam harcının temyiz eden davalıdan alınmasına, ödediği temyiz peşin harcın isteği halinde temyiz eden davacıya iadesine, 31.10.2014 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.