Yargıtay Kararı 11. Hukuk Dairesi 2014/4717 E. 2014/7735 K. 21.04.2014 T.

YARGITAY KARARI
DAİRE : 11. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2014/4717
KARAR NO : 2014/7735
KARAR TARİHİ : 21.04.2014

MAHKEMESİ : BAKIRKÖY 9. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ
TARİHİ : 23/05/2013
NUMARASI : 2012/569-2013/365

Taraflar arasında görülen davada Bakırköy 9. Asliye Ticaret Mahkemesi’nce verilen 23.05.2013 tarih ve 2012/569-2013/365 sayılı kararın Yargıtayca incelenmesi davacı vekili tarafından istenmiş ve temyiz dilekçesinin süresi içinde verildiği anlaşılmış olmakla, dava dosyası için Tetkik Hakimi tarafından düzenlenen rapor dinlendikten ve yine dosya içerisindeki dilekçe, layihalar, duruşma tutanakları ve tüm belgeler okunup, incelendikten sonra işin gereği görüşülüp, düşünüldü:
Davacı vekili, müvekkilinin ortaklık sözleşmesi ve kâr payı ortaklık sertifikası talep formuna göre 22/01/2010 tarihinde J.-Pa A.G’ye 120.000,00 DM ödeyerek şirketin sessiz ortağı olduğunu ancak yatırdığı para karşılığında sessiz ortak olarak kâr payı dağıtımından hiçbir zaman faydalanamadığını, davalı M. F.A.’ün dava dışı J.-Pa A.G şirketinin hakim ve tek ortağı ve tek yetkilisi olduğunu, diğer davalının Almanya’da toplanan paraların Türkiye’ye aktarılmasını sağlamak amacıyla paravan olarak kurulan bir şirket olduğunu ileri sürerek 120.000,00 DM karşılığı 142.959,41 TL’nin faizi ile birlikte davalılardan tahsiline karar verilmesini talep ve dava etmiştir.
Davalılar vekili, davanın reddini savunmuştur.
Mahkemece, iddia, savunma ve tüm dosya kapsamı uyarınca davacının sessiz ortak sıfatı ile ödemiş olduğu paralara ilişkin makbuzlar, ortaklık sözleşmesi tarihlerinin 2000 yılına ait olduğu, davadan önce davalıların temerrüde düşürülmediği ve zamanaşımını kesen herhangi bir işlemin de bulunmadığı gerekçesiyle davanın zamanaşımı sebebi ile reddine karar verilmiştir.
Kararı, davacı vekili temyiz etmiştir.
Dava, tazminat istemine ilişkin olup, mahkemece, gerek ortaklık sözleşmesinin yapıldığı, gerek katılım payının ödendiği, gerekse dava dışı ortaklara söz konusu paraların aktarıldığı belirtilen tarihler gözetildiğinde 10 yıllık zamanaşımı süresinin dolduğu gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir.
Aşağıda ayrıntılı olarak izah edileceği üzere davacı taraf yurt dışında kurulu bulunan J.AG’ye para yatırdığını ve bu paraların Türkiye’de davalılara aktarıldığını ve davalılar tarafından kullanıldığını, yurt dışında kurulu şirketin tek ortağı ve yöneticisinin M. F. A. olduğunu, davalı şirketin hakim ortağının da anılan davalı olduğunu ileri sürmüş bulunduğundan davalı tarafın zamanaşımı def’inin haksız fiil hükümleri uyarınca değerlendirilmesi gerekir. Ancak, davada gerçekten de zamanaşımı sürelerinin gerçekleşip gerçekleşmediğinin incelenmesinden önce, davacı tarafın iddialarının ileri sürülüş şekli bakımından üzerinde durulması gereken öncelikli husus, davada zamanaşımı def’inin ileri sürülmesinin dürüstlük kurallarına aykırı olup olmadığı hususudur. Her ne kadar bir borçlunun borcunun zamanaşımına uğradığını ileri sürmesi, bu yolla borcunu ödemekten kaçınması tüm çağdaş hukuk sistemlerinde olduğu gibi Türk hukuku bakımından da kanunen kendisine tanınan bir hak ve zamanaşımı def’inin ileri sürülmesi tek başına borçlunun dürüstlüğe aykırı bir davranışı olarak kabul edilemez ise de bazı hallerde zamanaşımı def’inin ileri sürülmesi dürüstlükle bağdaşmayabilir. (K.Oğuzman, T.Öz, Borçlar Hukuku Genel Hükümler 2009, s. 482) Zamanaşımı def’inin ileri sürülmesinin hangi hallerde dürüstlük kuralına aykırı bulunduğu hususunda normatif bir düzenleme bulunmadığından bu hususun varid olup olmadığının her somut uyuşmazlığın özellikleri nazara alınarak değerlendirilmesi gerekir.
Bilimsel ve yargısal içtihatlarda davacının dava açmaması için oyalanması durumu dürüstlük kuralına aykırılık olarak kabul edilmektedir. (age, s. 482 vd.) Somut uyuşmazlıkta taraflar arasında çekişmesiz olduğu üzere yurt dışında çalışan davacıdan “J.” ibarelerinin büyük puntolarla “ınternational marketing and tradıng AG” ibarelerinin küçük harflerle yazıldığı “Ortaklık Sözleşmesi” başlıklı belge karşılığında para tahsil edilmiş olup, dosya içerisinde bulunan belgenin içeriğinden ise firmanın yani yurt dışında kurulu firmanın otomotiv, inşaat, tekstil, turizm, medya, ilaç ve hizmet sektörlerinde faaliyet gösteren yabancı bir holdingin ortağı olduğu (ki bahsi geçen Holdingin davalı Holding olduğu da çekişmesizdir.), yatırılan tutarın yabancı holdingdeki ortaklıktan kaynaklanan yükümlülüğe karşı kullanılacağı, yatırımcının kâr ve zarara ortak olacağı, sessiz ortağın 12 aylık fesh-i ihbar müddetine riayet etmek suretiyle akdi feshedebileceği ve payına düşen meblağın yabancı holdingden isteneceği ve taraflarına ulaştığında davacı ortağa ödeneceği, kâr payı paylaşımında ortağın hissesinin %80 olacağının taahhüt edildiği anlaşılmaktadır. Yine davada çekişmesiz olduğu üzere yurt dışında kurulu şirketin tek ortağı ve yöneticisi davalılardan M. F. A. olup, dava tarihi itibariyle anılan şirketin herhangi bir malvarlığı ve ödeme gücü mevcut değildir. Yine davalı tarafın kabulünde olduğu ve ortaklık sözleşmesinde yazılı olduğu üzere toplanan paralar da Türkiye’ye gönderilmiş bulunmaktadır. Davadaki zamanaşımı def’inin ileri sürülmesinin dürüslük kuralına aykırı bulunup bulunmadığının değerlendirilmesinde bu olguların göz önünde bulundurulması gerekeceği tabiidir. Bu noktada nazara alınması gereken bir başka husus da (HUMK’nın 235 ve HMK’nın 187/2’nci maddesi uyarınca herkesce bilinmesi nedeniyle çekişmesiz olan) davalılardan M. F. A.’ün diğer davalı Holding vasıtasıyla Türkiye’de çok büyük yatırımlar yapacağı yönünde reklamlar yapması ve yatırımcılarına önemli ölçüde kâr vereceği taahhüdünde bulunması hususudur. Davacı taraf da davada bu nedenle yurt dışındaki şirkete para verdiği iddiasındadır. Yukarıda yapılan özetten de anlaşılacağı üzere davalı taraf davada bir yandan davacının organik bağ içinde olduğu ve davalı F. A.ün yöneticisi ve tek ortağı bulunduğu şirketin ortağı olduğunu ve hakkın o şirkete karşı kullanılması gerektiğini savunurken, diğer yandan; imzaladığı sözleşmeyle 12 aylık sürede bir hak ileri sürmesinin mümkün bulunmadığına inandırılıp, güven telkin edilen ve yurt dışında yatırdığı parasını alamayacağının anlaşılması üzerine işbu davayı açtığı ileri sürülen davacıya karşı paranın yatırılış tarihine göre zamanaşımı süresinin dolduğunu belirterek zamanaşımı def’inin ileri sürülmesinin dürüstlük kuralı ile bağdaşır bir tutum olmadığının kabulü gerekir.
Bu itibarla, mahkemece davalı tarafın yerinde bulunmayan zamanaşımı def’inin reddiyle uyuşmazlığın esasına girilmek gerekirken, anılan hususlar gözden kaçırılarak davanın zamanaşımı yönünden reddine karar verilmesi doğru olmamış, kararın davacı yararına bozulmasına karar vermek gerekmiştir.
SONUÇ: Yukarıda açıklanan nedenlerle davacı vekilinin temyiz itirazlarının kabulüyle kararın davacı yararına BOZULMASINA, ödediği temyiz peşin harcın isteği halinde temyiz eden davacıya iadesine, 21.04.2014 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.