YARGITAY KARARI
DAİRE : 11. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2014/5420
KARAR NO : 2014/8640
KARAR TARİHİ : 07.05.2014
MAHKEMESİ : KAYSERİ 4. ASLİYE HUKUK MAHKEMESİ
TARİHİ : 19/03/2013
NUMARASI : 2010/246-2013/75
Taraflar arasında görülen davada Kayseri 4. Asliye Hukuk Mahkemesi’nce verilen 19/03/2013 tarih ve 2010/246-2013/75 sayılı kararın Yargıtayca incelenmesi davalı vekili ve katılma yoluyla davacı vekili tarafından istenmiş ve temyiz dilekçesinin süresi içinde verildiği anlaşılmış olmakla, dava dosyası için Tetkik Hakimi tarafından düzenlenen rapor dinlendikten ve yine dosya içerisindeki dilekçe, layihalar, duruşma tutanakları ve tüm belgeler okunup, incelendikten sonra işin gereği görüşülüp, düşünüldü:
Davacı vekili; davalı M.. G..’in 15.08.2007 tarihli sözleşme ile 15.08.2007 tarihinden itibaren K.. Nak. İnş. Ltd. Şti’nin Molu Petrol Ürünleri Ltd. Şti’nden alacağı her türlü akaryakıt bedelini, senetli veya senetsiz borçlarını ödemediği takdirde kayıtsız şartsız banka faizleri dahil sorumlu olduğu yönünde taahhütte bulunduğunu, toplam tutarı 276.685 TL olan 5 ayrı bono ile K.. Nak. Ltd. Şti.’nin almış olduğu akaryakıt karşılığı müvekkiline borçlandığını, davalının taahhüt ettiği akaryakıt borcunun K.. Nak. Ltd. Şti. tarafından ödenmediğini, bu nedenle Kayseri 4. İcra Müdürlüğü’nün 2008/4187 Esas sayılı dosyası ile icra takibi başlatıldığını, icra işlemi sonucu borçlunun alacağı karşılayacak mal varlığının olmadığının anlaşıldığını ileri sürerek, fazlaya ilişkin haklar saklı kalmak kaydıyla 276,685 TL’nin bonolardaki vade tarihlerinden itibaren en yüksek reeskont banka faizi davalıdan tahsil edilmesine karar verilmesini istemiştir.
Davalı vekili; davacının kefalet sözleşmesi başlığını taşıyan belgeyi zorlama ile BK 110. md hükümleri içinde değerlendirerek “başkasının fiilini taahhüt” nedeniyle alacak davası açtığını, belgenin hem kefalet sözleşmesi hem de BK 110. madde açısından hukuki olarak geçersiz olduğunu, her iki sözleşmenin de yasal unsurlarını taşımadığını, belgede gerek süre gerekse miktar sınırlamasının olmadığını, kefalet sözleşmesi açısından geçersiz olduğunu, çünkü kanunda öngörülen “belli bir miktar” şartını taşımadığını, davacının dayandığı BK 110. madde hükümlerinin dava konusu olayda uygulanamaz olduğunu, bununla ilgili Yargıtay Genel Hukuk Kararı bulunduğunu, Kefalet Sözleşmesi başlıklı belgenin boyutları belli olmayan bir edim garantisi şeklinde olduğunu, bunun uygun ve müvekkilinin sorumluluğunu gerektirecek bir belge olmadığını savunarak davanın reddini istemiştir.
Mahkemece; iddia, savunma, benimsenen bilirkişi raporu ve tüm dosya kapsamına göre; uyuşmazlığın ,taraflarca imzası inkar edilmeyen 15.08.2007 tarihli “KEFALET SÖZLEŞMESİ” başlıklı belge nedeniyle, dava dışı Kamaş Nak. İnş. Ltd. Şti.’nin, davacı şirketten aldığı akaryakıt bedelinin dayanağı toplam tutarı 276.685.00 TL olan beş ayrı senetten dolayı davalının sorumlu olup olmadığına ilişkin olduğu, yapılan bilirkişi incelemesi neticesinde davalının sözleşme nedeniyle davacıya 156.034,88 TL borçlu olduğunun anlaşıldığı,davalı tarafın 23/05/2008 tarihli 37.500,00 TL bedelli çekin tahsil edildiğine dair savunmasının davacının defterlerinde bir kayıt bulunmaması, ayrıca çekin davacı tarafından tahsil edildiğine dair bir bilgi ve belgenin de dosyada mevcut olmaması sebebiyle sözü edilen çekin ödeme olarak dikkate alınamayacağı anlaşıldığından davalı tarafa yemin teklif hakkı hatırlatıldığı, davalı tarafça teklif edilen yeminin edası için davacının usule uygun şekilde yapılan tebligata rağmen duruşmaya gelmediği, buna göre davalının borcuna karşılık verdiğini ve davacı tarafından tahsil edildiğini iddia ettiği 37.500,00 TL’lik çek bakımından davacı yeminden kaçındığından bunun davacı hesabına tahsil edildiğinin kabulü gerekeceği ,çekin hesaba katılması nedeniyle davacının davalıdan 118.534,88 TL alacaklı olduğu gerekçesiyle davanın kısmen kabulü ile 118.534,88 TL’nin dava tarihi olan 22/09/2008 tarihinden itibaren reeskont faizi ile birlikte davalıdan tahsiline, fazlaya ilişkin istemin reddine karar verilmiştir.
Kararı, davalı vekili ve katılma yoluyla davacı vekili temyiz etmiştir.
1- Davacı vekili tarafından katılma yolu ile verilen temyiz dilekçesinin temyiz defterine kaydedildiğinin belirlenemediği gibi, temyiz harcının yatırıldığına dair makbuza da dosya içinde rastlanmamıştır. Temyiz dilekçesinin verilme usulü 1086 sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu (HUMK)’nın 434. ve 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun 365. maddesinde açıklanmış olup, buna göre temyiz dilekçesinin temyiz defterine kayıt ettirilip, temyiz harcının yatırılmış olması gerekmektedir. Davacı tarafından bu işlemler yapılmamış, sadece temyiz dilekçesinin havale ettirilmesi ile yetinilmiştir. Temyiz defterine kayıt ettirilip, harcı alınmayan temyiz dilekçeleri bakımından çözüm getiren 21.05.1985 gün ve 1984/5 Esas, 1985/1 sayılı Yargıtay İçtihadı Birleştirme Kararı (İBK)’nda, harca tabi olmasına rağmen hesap edilip ilgilisinden alınmadan temyiz defterine kaydedilen temyiz dilekçeleri hakkında da HUMK’nın 434/3. maddesinde öngörülen eksik harç ödenmesi ile ilgili işlemin kıyasen uygulanması ve bu durumda temyiz isteminin, temyiz defterine kaydedildiği tarihte yapılmış sayılması gerektiği açıklanmıştır. Buna göre, somut olayda, temyiz defterine kayıt da bulunmadığından, bu İBK’nın uygulanması gerekmediğinden, davacı tarafça bu işlemler yapılmaksızın verilmiş temyiz dilekçesine konu temyiz isteminin reddine karar verilmesi gerekmiştir.
2- Davalı vekilinin temyiz itirazlarının incelenmesine gelince; dava, taraflar arasında düzenlenen “Kefalet sözleşmesi” başlıklı belge nedeniyle dava dışı Kamaş Nak. Taah. İnş. Ltd. Şti’nin borcundan, davalının sorumlu olduğu iddiası ile açılmış alacak davası olup, mahkemece; bu belgenin garanti sözleşmesi niteliğinde bulunduğu ve bu nedenle davalının dava dışı şirketin davacıya olan tüm borçlarından sorumlu olduğu gerekçesi ile davanın kısmen kabul kısmen reddine karar verilmiştir.Ancak;15/08/2007 tarihli belge incelendiğinde davalının dava dışı Kamaş Nak. Taah. İnş. Ltd. Şti.’nin borçlarını, asıl borçlunun ödememesi halinde ödemeyi üstlendiği ve bu belgenin taraflarca kefalet sözleşmesi olarak adlandırıldığı; fakat kefalet limitinin de belirtilmediği görülmüştür.
Garanti sözleşmesi, Mülga 818 sayılı B.K.’nın 110. maddesinde düzenlenmiş olup,bu sözleşmeler herhangi bir şekle tabi tutulmadığı gibi, verilen garantinin belli bir limite bağlanmış olması da öngörülmemiştir.Yine garanti akdinde teminat veren kişi,borçluya ait defileri alacaklıya karşı ileri sürebilme hakkına sahip olmadığı gibi kendisine borcu ödedikten sonra asıl borçluya tanınmış değildir. Bir tür üçüncü kişinin fiilini taahhüt niteliğini taşıyan garanti sözleşmesindeki bağımsızlık ilkesi gereğince teminat verenin sorumluluğu asıl borcun geçerli oluşuna ve devamına da bağlı değildir.Bu itibarla,garanti veren kişinin sorumluluğu, kefalet veren kimsenin sorumluluğundan çok daha ağır koşullara tabi tutulmuştur. Garanti veren bağımsız bir borç altına girmekte olup, bu yükümlülüğün bir başka borç ile ilgisi yoktur. Buna göre, asıl borçlu gibi yükümlülük altına girme amacını taşıyan sözleşme kefalet, asıl borçlunun borcunu aşabilecek, bir başka deyimle, lehine
taahhüt altına girilen alacaklının hiçbir şekilde zarara uğramayacağını temine yönelik sözleşme ise, garanti sözleşmesi olarak nitelendirilmesi gerekmektedir. Kefalet ilişkisinde kefalet verenin bu ilişkide bir yararlanma amacı olmadığı halde; garanti sözleşmesinde ilke olarak, böyle bir teminat verenin bu ilişkide yararı olduğudur. Teminatın objektif olarak belli bir sonucun gerçekleşmesi amacına yönelik olarak verilmesi halinde, garanti sözleşmesinin amaçlandığı kabul edilecektir. (HGK 2001/19-534 E. 2001/583 K. sayılı ve 04/07/2001 tarihli kararı)
Somut olayda; taraflar arasında düzenlenen sözleşmede ise; garanti sözleşmesinin unsurları bulunmamakta olup bu hali ile bu sözleşme kefalet sözleşmesi niteliğinde bulunmakla kefilin sorumlu olduğu miktar belirtilmemiş olduğundan sözleşme bu hali ile geçersizdir. Bu nedenle mahkemece, bu sözleşmeye dayalı olarak davacının dava dışı şirketin borcunu davalıdan talep edemeyeceği gözetilerek davanın reddine karar verilmesi gerekirken yazılı şekilde davanın kısmen kabulüne karar verilmesi doğru olmamış, kararın bu nedenle bozulması gerekmiştir.
SONUÇ: Yukarıda (1) nolu bentte açıklanan nedenlerle davacı vekilinin katılma yolu ile temyiz isteminin REDDİNE, (2) nolu bentte açılanan nedenlerle davalı vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile kararın davalı yararına BOZULMASINA, alınmadığı anlaşılan 119.00 TL temyiz başvuru harcı ile 25.20 TL temyiz ilam harcının temyiz eden davacıdan alınmasına, ödediği temyiz peşin harcın isteği halinde temyiz eden davalıya iadesine, 07/05/2014 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.