Yargıtay Kararı 11. Hukuk Dairesi 2014/5454 E. 2014/13849 K. 16.09.2014 T.

YARGITAY KARARI
DAİRE : 11. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2014/5454
KARAR NO : 2014/13849
KARAR TARİHİ : 16.09.2014

MAHKEMESİ : BURSA(KAPATILAN) 5. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ
TARİHİ : 05/11/2013
NUMARASI : 2012/526-2013/362

Taraflar arasında görülen davada Bursa(Kapatılan) 5. Asliye Ticaret Mahkemesi’nce verilen 05/11/2013 tarih ve 2012/526-2013/362 sayılı kararın Yargıtayca incelenmesi davalı vekili tarafından istenmiş ve temyiz dilekçesinin süresi içinde verildiği anlaşılmış olmakla, dava dosyası için Tetkik Hakimi tarafından düzenlenen rapor dinlendikten ve yine dosya içerisindeki dilekçe, layihalar, duruşma tutanakları ve tüm belgeler okunup, incelendikten sonra işin gereği görüşülüp, düşünüldü:
Davacı vekili, müvekkilinin hissedarı olduğu şirketin davalı bankadan kullandığı krediye karşılık dava dışı ortak Mehmet Kırcı’nın gayrımenkulü üzerinde ipotek tesis edildiğini ve müvekkili de dahil her üç ortak tarafından kefil sıfatıyla imzalı kredi tutarı kadar meblağlı bono alındığını, davalı bankaca ipoteğin paraya çevrilmesi ve kambiyo senetlerine mahsus icra takibi başlattıldığını, takiplerin kesinleştiğini, davalı bankanın her iki icra dosyasındaki toplam alacağı 599.758,38 TL olmasına rağmen, dava dışı şirket ortağı Mehmet Kırcı’nın baldızına 222.000,00 TL bedelle alacağını temlik ettiğini, bu durumun hayatın olağan akışına aykırı olduğunu, böylece ipoteğin paraya çevrilmesi dosyası bertaraf edilerek, sadece bonoya ilişkin takiple müvekkilinin üzerine gelindiğini, müvekkilinin taşınmazının satılması tehditi altında icra dosyasına 280.000,00 TL ödediğini, olayın gelişiminden aslında banka borcunun 222.000,00 TL. olduğunu, haksız ve planlı temlik ile müvekkilinin 58.000,00 TL fazladan ödeme yaptığını ileri sürerek, fazlaya ilişkin haklarını saklı tutarak, şimdilik 5.000,00 TL ‘nin davalıdan tahsiline karar verilmesini talep ve dava etmiştir.
Davalı vekili, temlik işleminin muvazaalı bir işlem olmadığını, temlik sonrasında müvekkili tarafından anılan icra dosyalarında hiçbir işlem yapılmadığını, taraf sıfatının kalmadığını savunarak, davanın reddini istemiştir.
Mahkemece, iddia, savunma, benimsenen bilirkişi raporu ve dosya kapsamına göre, davalı bankanın alacağından daha az tutar olan 222.000,00 TL’ yi alarak alacağının tamamını temlik etmesinin yasaya aykırılık teşkil etmeyeceği, alınan kısmın ivazlı, kalan kısmın ise ivazsız temlik hükmünde olacağı, esas olanın temlik tarihi itibariyle alacağın mevcut olması olup, temlik edilen dosyaların kesinleşmiş ve yapılan hesaplamada da alacağın bulunduğu, temlik işleminin yasaya uygun olduğu, temlik işleminin yapılması ile beraber temlik eden alacaklının dosyada taraf sıfatının kalmadığı, her türlü husumetin temlik alana karşı yöneltilmesi gerektiği, icra müdürlüğünce yapılan kapak hesabında 271.276,56 TL borç hesaplanmış ve davacı tarafından bu miktar ödenmiş ise de, icra kasasındaki tutarın alacaklıya ödendiği tarih itibariyle 2.819,17 TL fazladan tahsilat yapıldığı gerekçesiyle, davanın kısmen kabulü ile 2.819,17 TL’nin faiziyle davalıdan tahsiline karar verilmiştir.
Kararı, davalı vekili temyiz etmiştir.
Dava, borçlunun alacağı temlik eden alacaklıdan fazladan yapılan ödemenin istirdadı istemine ilişkindir.
Türkiye Cumhuriyeti Anayasası yargılamanın açıklığı ilkesini kabul etmiştir. Gerek mülga 1086 sayılı HUMK’nın 382 ve devamı maddelerinde gerekse yürürlükte bulunan 6100 sayılı HMK’nın 294 ve devamı maddelerinde hükmün nasıl tesis edileceği ve sonrasında kararın nasıl yazılacağı etraflıca hükme bağlanmıştır. Yargılamanın açık bir şekilde yapılması ve tesis edilen hükmün açıkça belirtilmesi ilke olarak kabul edilmiştir. Bu nedenle hükmün açık, anlaşılır ve şüpheye yer vermeyecek şekilde infazı kabil olarak kurulması ve de en önemlisi sonradan yazılacak gerekçeli kararın kısa karara uygun bulunması gerekir. Aksi halde, yargılamanın açıklığı ilkesi dolayısıyla kamu vicdanı zedelenmiş ve mahkeme kararlarına duyulan güven sarsılmış olacaktır. Kısa karar ile gerekçeli karar arasında çelişki olmaması gerektiği gibi gerekçe ile hüküm fıkrası arasında da çelişki bulunmaması yasal bir zorunluluk olup, HMK’nın 298/2. maddesinde gerekçeli kararın tefhim edilen hüküm sonucuna aykırı olamayacağı düzenlenmiştir. Kararların bu hususlara aykırı oluşturulması mahkeme kararlarına duyulan güveni sarsacağı gibi verilen kararların hukuki denetiminin yapılmasını da olanaksız kılmaktadır.
Somut olayda, hüküm fıkrasında 2.819 TL’nin davalıdan tahsiline karar verilmiş olup, karar gerekçesinde alacağın temlik edilmiş olması nedeniyle alacaklının dosyada taraf sıfatı kalmadığı, her türlü husumetin temlik alana yöneltilmesi gerektiği belirtildikten sonra icra dosyasına fazladan yapılan 2.819,17 TL’ lik ödemenin alacağı temlik eden davalıdan tahsili gerektiği ifade edilmiş olmakla, gerekçe kendi içinde ve hükümle çelişmektedir. Bu durumda karar, yukarıda açıklanan yasa ve içtihat hükümlerine aykırı olup kararın bu nedenle bozulması gerekmiştir.
2-Bozma neden ve şekline göre, davalı vekilinin diğer temyiz itirazlarının bu aşamada incelenmesine gerek görülmemiştir.
SONUÇ: Yukarıda (1) numaralı bentte açıklanan nedenlerle davalı vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile kararın davalı yararına BOZULMASINA, (2) numaralı bentte açıklanan nedenlerle davalı vekilinin sair temyiz itirazlarının bu aşamada incelenmesine yer olmadığına,ödediği temyiz peşin harcın isteği halinde temyiz edene iadesine, 16.09.2014 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.