YARGITAY KARARI
DAİRE : 11. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2014/5484
KARAR NO : 2014/13405
KARAR TARİHİ : 08.09.2014
MAHKEMESİ : YOZGAT 2. ASLİYE HUKUK MAHKEMESİ
TARİHİ : 19/12/2013
NUMARASI : 2012/379-2013/955
Taraflar arasında görülen davada Yozgat 2. Asliye Hukuk Mahkemesi’nce verilen 19.12.2013 tarih ve 2012/379-2013/955 sayılı kararın Yargıtayca incelenmesi davacılar vekili tarafından istenmiş ve temyiz dilekçesinin süresi içinde verildiği anlaşılmış olmakla, dava dosyası için Tetkik Hakimi tarafından düzenlenen rapor dinlendikten ve yine dosya içerisindeki dilekçe, layihalar, duruşma tutanakları ve tüm belgeler okunup, incelendikten sonra işin gereği görüşülüp, düşünüldü:
Davacılar vekili, müvekkillerinin, istenildiği an paralarının geri verileceği taahhüdü ile davalı şirkete para yatırdıklarını, müvekkiline herhangi bir faiz veya para ödemesi yapılmadığını, müvekkilleri ile davalı şirket arasındaki ilişkinin bir ödünç para verme ilişkisi olduğunu, müvekkillerine verilen hisse senedi devir ve kabul sözleşmesi ile hisse senedi devrinin mümkün olmadığını ileri sürerek, davacılar ile davalı şirket arasında kurulmuş geçerli bir ortaklık ilişkisinin bulunmadığının tespitine, yatırım ilişkisinin hükümsüzlüğüne, davacılardan tahsil edilen toplam 19.540,54 € (43.708,27 TL)’nin tahsil tarihinden itibaren işleyecek faizi ile birlikte davalılardan müştereken ve müteselsilen tahsiline karar verilmesini talep ve dava etmiştir.
Davalılar vekili, davacıların iradesi ile ödedikleri bedel karşılığında davalı şirkete ortak olduklarını ve payların ortaklık pay defterine kaydedildiğini, davacıların taleplerine 6762 sayılı TTK’nın 329 ve 405. maddelerinin engel olduğunu, davacı taraf iddialarının gerçeği yansıtmadığı gibi talebin de zamanaşımına uğradığını savunarak, davanın reddini istemiştir.
Mahkemece, iddia, savunma, bilirkişi raporu ve dosya kapsamına göre, taleple yapılan pay devir işleminin kanuna ve ortaklık ana sözleşmesine aykırılık teşkil etmediği, ortaklık defterlerinin ve genel kurul toplantılarının usulünce olduğu, davacıların hileli davranışlarla aldatıldığını tespite elverişli somut deliller bulunmadığı, bu nedenle de davacıların ortaklığın yetkili temsilcilerince yanıltıldığını veya yanlış yönlendirildiğini kabule olanak bulunmadığı, ortaklığın pay kazanımını benimseyerek karar gereğini yerine getirdiği, davacıların pay senedi satın almak suretiyle davalı şirkete ortak oldukları, pay defteri ve hazirun cetvelinde yer alan kayıtların farklılık göstermediği, dosyada mevcut SPK raporlarının da tek başına davacıların iddialarını ispata elverişli bulunmadığı, davaya konu hisse devir sözleşmesinden doğacak sorumluluk davalı şirkete ait olduğundan davalı D.. U.. yönünden pasif husumet ehliyeti yokluğunun söz konusu olduğu gerekçesiyle, davalı D.. U.. yönünden pasif husumet yokluğu nedeniyle, davalı şirket yönünden esastan davanın reddine karar verilmiştir.
Kararı, davacılar vekili temyiz etmiştir.
Dava, geçerli şekilde ortaklık ilişkisinin kurulmadığının tespiti, hukuka aykırı şekilde kurulan yatırım ilişkisinin hükümsüzlüğü ve davalılar tarafından tahsil edilen paranın istirdadına ilişkin olup mahkemece yapılan yargılama sonucunda yazılı gerekçe ile davanın reddine karar verilmiştir.
Davacı taraf, davalıların yüksek faiz verileceği ve her istenildiği an geri ödeneceği garantisiyle kendisinden para alındığını, mevzuata uygun bir biçimde davalı şirkete ortak olunmadığını, geçerli bir ortaklık ilişkisinin kurulmadığını ileri sürdüğüne göre evvelemirde davacıların davalı şirkete gerçekten ortak olup olmadığının tespiti gerekmektedir. Mahkemece, bu hususun tespiti için bilirkişi incelemesi yaptırılmasına karar verilerek bilirkişilere davalı şirketin ticari defter ve kayıtlarını inceleme yetkisi verilmiş ise de bilirkişi kurulu raporlarında, davalı şirkete ait pay defterleri, mali tabloları ve genel kurul tutanaklarının incelemeye sunulduğunu beyanla davacının ortaklar pay defterinde kaydı bulunduğundan bahisle pay senedi devralmak suretiyle ortak olduğunu bildirmişlerdir. Her ne kadar mahkemece Dairemizden geçen emsal dosyalarda verilen bozma kararlarına istinaden bilirkişi kurulundan rapor alınmış ve bilirkişi kurulu raporunda davacı beyanları ve SPK raporlarında ikincil kayıtların tutulduğu yönünde iddialar bulunmakla birlikte şirket nezdinde yapılan incelemede böyle bir durumun tespit edilemediği bildirilmiş ise de, bilirkişi incelemesine sunulan pay defterindeki kayıtların gerçeği yansıtıp yansıtmadığı belli değildir. Davacıların dayandığı Ortaklık Durum Belgesine göre, davacılar söz konusu hisseleri Y. A.Ş’den devralmış olup bilirkişi kurulu bu yönden yaptığı incelemede hisseyi devreden Y. A.Ş.’nin davalı Y Holding A.Ş’ye ait uhdesinde bulundurduğu hisseleri yasal defterlerinde 242 iştirakler hesabında muhasebeleştirdiğini bildirmiş ise de, mahkemece, davacıların ortak olduğu 1996 ve 1997 yıllarından bu yana tüm genel kurul ve toplantı tutanakları getirtilerek incelenmemiş, ayrıca, devir tarihi itibariyle davacının, delil olarak dayandığı Hisse Senedi Devir ve Kabul Sözleşmesine göre devraldığı hisselerin karşılığında ödediği bedele ilişkin olarak, hisseyi devreden Y. A.Ş’nin defterlerinde, devrettiği bu hisse senetlerinin satımı ile bedelinin tahsiline ilişkin kayıt bulunup bulunmadığı, bu hisse devrinin karşılığında davacılardan aldığı bedelin ticari defter ve kayıtlarında muhasebeleştirilip muhasebeleştirilmediği ve bu suretle davacılara devredilen payların ortak olduğu bildirilen davalı Y.Holding A.Ş’nin o tarih itibariyle kayıtlı sermayesi içinde temsil edilip edilmediği üzerinde durulmadığı, mahkemece, davalı şirket tarafından gönderilen belgelerle yetinilerek yapılan inceleme sonucu karar tesis edildiği, dosyanın mevcut haliyle, alınan bilirkişi kurulu raporunun yeterince denetimine elverişli olmadığı anlaşılmıştır.
Bu itibarla, davalı şirket tarafından gönderilen belgelerle yetinilmeyerek hisse devir tarihinden dava tarihine kadar davalı şirketin yapmış olduğu genel kurullara ait tutanaklar ve hazirun cetvelleri ile diğer belgelerin ticaret sicil dosyasından tam olarak getirtilmesi suretiyle yukarıda anılan eksikliklerin ikmali ile bilirkişi kurulundan ek rapor veya yeni bir bilirkişi kurulu raporu alınarak, devir tarihi itibariyle davacıların, delil olarak dayandığı Hisse Senedi Devir ve Kabul Sözleşmesine göre devraldığı hisselerin karşılığında ödedikleri bedele ilişkin olarak, hisseyi devreden Y. A.Ş’nin ticari defter ve kayıtlarında, devrettiği bu hisse senetlerinin satımı ile bedelinin tahsilinin muhasebeleştirilip muhasebeleştirilmediği ve bu suretle davacılara devredilen payların ortak olduğu bildirilen davalı Yi. Holding A.Ş’nin o tarih itibariyle kayıtlı sermayesi içinde temsil edilip edilmediği tespit edilerek bu inceleme sonucunda davacının ortaklığının sahih olmadığı, pay defterindeki kaydın diğer kayıtlarla örtüşmediği anlaşıldığı taktirde bu aşamadan sonra davacıların zararından davalıların haksız fiil hükümleri uyarınca sorumluluklarının bulunup bulunmadığı üzerinde durularak her bir davalının hukuki durumunun tayin ve takdir edilmesi suretiyle oluşacak sonuç çerçevesinde bir karar vermek gerekirken eksik incelemeyle düzenlenen bilirkişi kurulu raporuna göre hüküm kurulması doğru görülmemiş, kararın bu nedenle bozulması gerekmiştir.
Öte yandan, olay tarihinde yürürlükte bulunan 6762 sayılı TTK’nun 336. maddesi uyarınca davalı D.. U.. hakkındaki davanın pasif husumet yokluğundan yazılı gerekçeyle reddi de doğru değildir. Zira, 6762 sayılı TTK’nın 336/5. maddesinde tarif edilen gerek kanunların gerekse sözleşmelerin kendisine yüklediği sair vazifelerin kasten ve ihmal neticesi yapılmaması, TTK’nın 321/son maddesinde de, temsile ve idareye salahiyetli olanların vazifelerini yaptıkları sırada işledikleri haksız fiillerden anonim şirketin sorumlu olacağı hükme bağlandığından davalı D.. U..’ın da davalı şirketlerin yönetim kurulu başkanı olarak gerek MK’nın 50. maddesi gerekse de TTK’nın 321/son maddesi uyarınca zarardan sorumlu tutulabileceği ve bu nedenle kendisine husumet yöneltilebileceği gözetilmeksizin bu davalı yönünden dahi pasif husumet yokluğu nedeniyle davanın reddine karar verilmesi doğru olmayıp bozmayı gerektirmiştir.
SONUÇ: Yukarıda açıklanan nedenlerle, davacı vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile hükmün davacı yararına BOZULMASINA, ödedikleri temyiz peşin harcın istekleri halinde temyiz eden davacılara iadesine, 08.09.2014 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.
.